Ailem İzinsiz Hayatıma Karışınca: Şehirli Zina’nın Köydeki Aşkı, Damatla Kaynana Mücadelesi ve Yerini Arayan Gelin – “Kendi Yuvamı Kurmak İstiyorum, Sizin Müdahaleniz Yeter!”

Ne yani, kendi ailemi kurmak istemem hoşunuza gitmiyor mu? Ben sizden kaçıp, kendi hayatımı kurmaya başladım, şimdi yine geldiniz ve eskiye döndünüz!
Zehra, sakin ol biraz! Anlıyorum, köy hayatı sana, bir şehir kızına kolay gelmeyecek. Ama birlikte başarırız! diyordu Demir, genç kıza seslenerek. Her şeyi biliyorum, üstesinden gelirim! Sen yanımda ol, yeter!

Genç kadın kararsızdı.
Keşke bir köylüye aşık olmasaydım! Hem de nasıl! Dizlerimin titrediği kadar!

Zehra yirmi sekiz yaşındaydı, başarılı bir kariyeri vardı; otuz yaşındaki Demir ise şehrin yakınındaki bir köyde büyük bir akraba topluluğu ve kendi evine sahipti.

İkisi de tesadüfen bir lunaparkta tanışmıştı. Demir, annesi alışverişteyken uğramış, Zehrayı ise arkadaşları dışarı çıkarmıştı.

Tanıştılar, numaralarını aldılar, derken sohbetleri ilerledi. Demir, Zehrayı şaşırtmak için şehre gelir, her zaman ilgili ve samimi davranırdı. Zamanla Zehra kalbini ona kaptırdı.
Diğer tanıdık erkeklerden farklıydı; dürüst, açık sözlü ve iyi kalpliydi!

Kısa zamanda Demir, Zehraya evlenme teklif etti ve Zehra kabul etti.

Kızım, bir dene bakalım. Demir köy çocuğu, çalışkan ve iyi biri, dedi annesi. Olmazsa geri dönersin, kapımız açık.

Zehranın kaybedecek çok şeyi yoktu. Zaten işini uzaktan sürdürebiliyordu; yeni çalışma sistemi buydu. Hem artık on sekizlik biri değildi. Söylendiğine göre köyün havası da tertemizdi. Ama yine de…

Demir, peki ben oraya ne olarak gideceğim tam olarak? diye sordu Zehra.
Nişanlım olarak geleceksin. Bir yıl sonra düğünümüzü yapar, tatile de çıkarız. O zamana kadar da para biriktiririm, hiç para düşünme, dedi Demir mahcup bir ifadeyle. Senin daha iyi şeylere alışık olduğunu biliyorum tabii.

Her şey ne kadar güzel ve düzgün görünse de Zehranın içinde bir huzursuzluk vardı. Adını koyamasa da, ne olacaksa olsun dedi ve denemeye karar verdi.

Böylece Zehra, bir haftalık izin alıp, eşyalarını valizine doldurup, çok çalışarak sahip olduğu küçük iki odalı dairesinin kapısını kilitledi ve arabasıyla köye, Demirin yanına gitti.

İlk akşamı köyde gayet beğendi.
Yaz sıcağıydı, birlikte küçük bahçeyi suladılar, akşam yemeğini hazırladılar. Birlikte, elbirliğiyle her işin üstesinden kolayca geldiler.

Hayatım, annemlerle babam bize geliyor! dedi Demir bir cuma akşamı, normalden erken eve dönerken.

Neden? diye afalladı Zehra.

Hem tanışmak hem de yardım etmek için. Üstelik abimle yengem de geliyor. Demir heyecanla evin içinde dolaşıyordu.

Uzun mu kalacaklar? diye kaygılı sordu Zehra.

Umarım fazla kalmazlar, Demir ona sevgiyle bakarak. Merak etme, birlikte atlatırız.

Bundan sonra genç kadının huzursuzluğu arttı.

Sakin ol canım, düşün ki bu bir sınav. Başaramazsan döner gelirsin. En önemlisi, gidecek bir yerin hep var, diyordu annesi telefonda gülerek. Kendine göre yaşa. Onlar da alışır, alışmazsa da artık Demirin sorunu.

Hakikaten neden bu kadar kendime yükleniyorum ki? Zaten daha evli değilim, diye içini rahatlattı Zehra. Sonuçta kimse onu yemeyecek ya?

Tam masayı hazırlamıştı ki, arabadan gelen sesi duydu.

Geldiler! diye mutfağa seslendi Demir.
Gençler, misafirleri karşılamak için dışarı çıktılar.

Hoş geldin, gelin hanım! dedi gösterişli, kısa saçlı, koyu renk kirpikleriyle büyükçe bir kadın, Zehraya hafif eğri bir gülümsemeyle sarılıp oğlunu sıkıca öptü.

Aynı yapılı, göbekli bir adam da oğluyla selamlaştı, Zehraya başını salladı.

Uzun boylu genç adam esprili bir şekilde yaklaştı, eşi ise, sarışın, buğday tenli bir kadın, Zehranın güzelliğinden rahatsız olmuş gibi ona pek samimi bakmadı ve hemen kocasına dönüp,
Ne bekliyorsun, yardım etsene! deyip arabadan eşyaları indirmeye gitti.

Zehra, herkesi masaya davet etti. Masada ortamdaki gerginliği yemeğin lezzetiyle hafifleteceğini umuyordu.

Ayy ne zahmet etmişsiniz! Ne güzel hazırlamışsınız, dedi Havva Hanım.

Şevket Bey de beğenerek onayladı.

Bu ne? Tavuk mu? Kim böyle pişirir? diye beğenmeyerek çatalla tabağını karıştırdı Elif.
Neler uyduruyorsunuz sonra bunları yemek zorunda kalıyoruz!

Haksızlık ediyorsun, çok lezzetli olmuş, dedi Volkan, eşi Elife kızgınca bakarak.

Sana ne olsa gider, karnını doyurmak yeter, diye surat astı Elif ve gösterişli şekilde çatalı bıraktı.

Demir üzgün gözlerle Zehraya baktı.
Elif, biraz saygılı ol! Ayrıca kıskanıyor olman çok belli! Zehra uğraştı sonuçta, diyerek sevgilisini savundu.

Kim ZEHRA diye isim koyar? Bizim ineğin adı da Zehra! diye sivri bir şekilde güldü Elif.
Zehra ise hafifçe kıkırdadı.

Ne oldu? diye sordu Demir sessizce.

Bir arkadaşımın da Elif adında bir deniz domuzu var, dedi Zehra alçak sesle.
Ama herkes duymuştu.

Havva Hanım hoşnutsuzca bakarken, erkekler gülmekten zor duruyordu, Elif ise anında parladı:

Sen de kimsin, ne cüretle? diye Zehraya öfkeyle baktı.

Hani sen yapabiliyorsun ya, ben de sanıyorum ki bu iletişim tarzı sana normal geliyor, deyip omuz silkti Zehra.

Volkan Zehraya hayran hayran baktı.

Ben Volkanın karısıyım, nikahlı! Sen nesin? Sadece birlikte yaşıyorsun! diye bağırdı Elif, Havva Hanım da onayladı.

Hiç değilse misafirlikte kaba davranmamaya çalışırım, diyerek karşılık verdi Zehra.

Sana gelmedim ki! dedi Elif zaferle.

Ben de seni çağırmadım, diye lafı koydu Demir, ortamda gerginlikten eser kalmadı. Ne kadar kalacaksınız peki?
Bir an sessizlik oldu, herkes ev sahibine şaşkınlıkla baktı.

Gelinine köy hayatını öğretip döneceğiz, dedi annesi hızlıca.

Anne, gerek yok. Biz başımızın çaresine bakıyoruz zaten, bundan sonra da bakarız.

Tembeli ensene bindirmişsin pek mutlusun. Bakalım ne kadar dayanırsın! dedi Elif lafı bitirmeden.

Tembellik konusunda ailede bir kişi var, o da Zehra değil, diye karşılık verdi Demir. Şimdi, değerli misafirler, yemeği bitirdik, istirahat edebilirsiniz.

Demir, Zehraya elini uzattı ve ikisi, şaşkın ve tatminsiz bakışlar eşliğinde masayı toplamaya koyuldular.

Zehra düşündü: Arkasında iyi bir destek olması güzelmiş, huzur verici ve doğru bir duyguymuş. Burada kendini ezdirmeye hiç niyeti yoktu! Ama bir şey olursa, dönecek evi her zaman vardı.

Cumartesi sabahı pek de iyi başlamadı.

Hala uyuyor muyuz? Bizde öğlene kadar uyumak yok! diyerek kayınvalide odaya daldı. Kahvaltıyı hazırlamak lazım!

Zehra telefona baktı, saat sekizdi!

Havva Hanım, buzdolabında kahvaltılık her şey var, diyerek yorganı biraz daha çekti. Giyinmem gerekiyor mu?

Ayy büyük hanım mı oldun! dedi kayınvalide alayla. Buzdolabındaki pişecek, hadi kalk da yap!

Havva Hanım öfke içinde odadan çıktı, kapıyı çarptı. Zehra giyinip aşağı indi.

Günaydın sevgilim, uyanmışsın? dedi Demir, ocakta kahvaltı hazırlarken.

Hey! Ben uyandırmasam daha da uyurdu, diyerek annesi burnunu kıvırdı.

Zehra dişlerini sıktı.

Anne, neden bizim odaya giriyorsun? diye sordu Demir şaşkınlıkla. Rica etmemiş miydim?

Sadece tembel değil, iş bilmez de varmış ailede, dedi Elif.
Kimse sana sormadı! diye cevapladı Zehra.

Ne var bunda? Bizde köyde erken kalkılır. Bir inek alırsınız, altıda sağıma gidersiniz! dedi Elif imalı.

İnek almayı planlamıyoruz, dedi Demir.

Neden? Kendi süt, yoğurt Haa anladım! Zehra sağıma bilmez ki! Erken kalkmak ona zor gelir, diye güldü Elif.

Sen de bilmiyorsun, ama yaşıyorsun, dedi Demir.

Zehra geldikten sonra huysuz oldun, dese de Havva Hanım, Demir kararını vermişti.

Demir, ben eve gideceğim. Şu tiyatro bitince ara istersen, dedi Zehra.
Ne? Sen geldin, oğlum ailesini unuttu! Ne gelmez oldu, ne yardım eder, telefonu da açmaz! Şimdi seninle yaşamamızı istiyorsun! Ailemizi yıkıyorsun!

Yeter! diye Demir yüksek sesle bağırdı ve bir an ortalık buz gibi kesildi.

Sizin hoşunuza gitmese de kendi ailemi kurmak istiyorum! Sizden kaçıp kendi hayatımı kurdum, yine gelip eskiye döndünüz!

Oğlum, iyice aklını kaybettin! Tüm zaman ve paranı ona harcıyorsun, sana paradan başka bir şey yok, dedi Havva Hanım. Omzuna oturdu seni sömürüyor! Biz ise seni kurtarmaya çalışıyoruz çünkü mutlu olmanı istiyoruz!

Anne, Zehra kendi kendine yetiyor, ben ise düğünümüz için para biriktiriyorum, dedi Demir; Zehrayı gitmesin diye tuttu. Mutluluk istiyorsanız, evinize dönün. Bizimle yalnızca davetle görüşebilirsiniz! Özellikle sen, Elif!

Akrabalar şoktan donakalmışken, Demir Zehrayı nazikçe odaya götürdü, sonra döndü ve aile, telaşla eşyalarını topladı.

Oğlum karar ver! Ya ben ya o! dedi annesi.

Elifi kabul ettiniz ama, diye hayal kırıklığıyla baktı Demir.

Bunu mu kıyaslıyorsun! diye Elif atıldı.

Baba ve ağabey olup biteni sessizce izliyordu.

Eee, diye acele ettirdi annesi Demiri.

Ben mutluluğu seçiyorum, diye meydan okudu Demir annesine.

O zaman artık benim oğlum değilsin! diye annesi evi terk etti, valizleri babaya bırakarak. Elif de arkasından gitti.

Bak, biz seninleyiz! dedi babası gülümseyerek. O, oğlunun ne kastettiğini anlamıştı. Anneni ben hallederim!

Ağabeyi, Demire sarılarak, Mutluluğuna sahip çık! Bizim de ailemizde değiştirmemiz gereken şeyler var! dedi.

Hepsi gitti.
Zehra hem utandı hem de Demirin ona ne kadar ciddi davrandığını şimdi daha iyi anladı.

Bundan sonra her şeyi yine beraber yaptılar, Zehra ise kocasına moral vermek için elinden geleni yaptı.
Evde şimdi Demirin ailesinde ise ilginç olaylar başlamıştı.

Anne, Elif! Size inek aldık! dedi Volkan neşeyle.

Ne? Aklını mı kaçırdın? dedi Havva Hanım.

Hayır. Sabahları Elif ineği sağıp meraya götürecek, Volkan hiç şaka yapmıyordu.

Volkan, şaka mı bu, hiç komik değil! diyerek Elif söylenmeye başladı.

Hani siz Zehraya öğretmeye çalışıyordunuz ya, demek ki sizde eksik! dedi Şevket Bey. Ve anne, sabah yedide kahvaltı hazır olacak! Hem de tost falan değil, sıcak ve doyurucu bir yemek. Köylüler erken kalkar!

Ve kadınlara ders başladı!
Yaşattıkları her şeyi şimdi kendileri yaşadı.
Havva Hanım genç kadına fazla yüklendiğini anladı, çünkü şimdi onlardan da Zehra gibi çalışmaları isteniyordu.
Ama ne eğitimleri ne de alışkanlıkları buna yetti.

Vakit yoktu!
Havva Hanım oğluyla barıştı, ama yine de onların evine gitmeye çekindi. Ne olur ne olmaz, Zehra acaba neler biliyor daha?

Demir ise sonunda, büyük bir mutlulukla Zehraya evlenme teklif etti.
Düğünleri ise dillere destan oldu!

Havva Hanımla Elif, Zehrayı hala ne kadar kabullense de seslerini çıkarmamayı tercih ettiler, çünkü artık laf yetiştirmek tehlikeli olmuştu.

Zehra çok mutluydu! Her zamanki gibi işleri birlikte yaptılar, birbirlerine destek oldular, artık beklenmedik misafirlerden korkmuyorlardı.

Hayat Zehra ve Demire öğretti ki, mutluluk, başkalarının alışkanlıklarına boyun eğmekte değil, kendi doğruların ve sevginde direnmektedir. Aile demek, birbirinin sınırlarına ve tercihlerine saygı göstermek, birlikte güçlenmek demektir. Herkesin mutluluğu kendi ellerindedir.

Rate article
Lifequest
Ailem İzinsiz Hayatıma Karışınca: Şehirli Zina’nın Köydeki Aşkı, Damatla Kaynana Mücadelesi ve Yerini Arayan Gelin – “Kendi Yuvamı Kurmak İstiyorum, Sizin Müdahaleniz Yeter!”