…Kapı zili çaldı… Daireye, selam bile vermeden ve oğlunu kenara iterek giren kaynana fırtına gibi içeri daldı.
” Hadi anlat bakalım, güzel gelinciğim, kocandan ne gibi sırların var?…”
” Anne? Ne oldu, anne?”
Yıllar önceydi. Fikret işten eve geldiğinde dairede ölüm sessizliği hâkimdi. Eşi, Feride, sabah erkenden bugün işte geç kalacağını, müdürün ani bir denetim kararı aldığını haber etmişti.
Fikret mutfağa girdi, buzdolabına göz attı; akşam yemeği yoktu ortada. İçini çekti, su ısıtıcısını çalıştırdı, kendine iki dilim ekmek arası bir şeyler hazırladı, televizyonun karşısına geçti.
Bir süre kanallar arasında dolaştıktan sonra ancak bir spor kanalına takıldı. Fakat rahat rahat sandviçini yiyip boks maçının tadını çıkarmasına fırsat kalmadı.
Zil çaldı, kapıda Fikretin annesi, Nuriye Hanım vardı. Selam bile vermeden, oğlunu kenara itip öfkeli adımlarla içeri daldı.
” Fikret, iyi dinle bak şimdi ne diyeceğim! Bunu bana Şükran anlattı,” dedi.
” Ne oldu, anne?” diye sordu Fikret.
” Senin karın var ya, Feride Onun başka bir evi daha varmış. Kiraya veriyormuş ve parayı kendi keyfine harcıyormuş!”
” Anne, sen neden o delifişek Şükranı dinliyorsun? Kadın mahalledeki bütün dedikoduları toplar, sen de ağzı açık dinlersin!”
” Bazen abarttığı olur evet, ama bu kesin! O evi şimdi Şükranın komşusunun yeğeni kiralıyormuş.”
” Kız yeni evlendi, eşiyle Ferideden evi tutmuşlar. Ayda on beş bin lira veriyorlarmış, ucuz diye de çok mutlular. Anladın mı? Üstelik karın o evi iki yıldan fazladır kiraya veriyor, ilk kiracıları da onlar değil!”
” Vay canına,” dedi Fikret, düşünceli bir şekilde. “Niye bana hiç bahsetmedi acaba?”
” İşte Feride işten gelsin, ona sorarsın. Ama bence belli ki başka planları var! Toplayacak parayı, seni terk edecek. Üstelik elindekini avcundakini de toplayacak!” dedi Nuriye Hanım hiddetle.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra Feride eve döndü. Oğlunu beslemiş, sofrayı hazırlamış olan Nuriye Hanım özellikle gitmemiş, gelinin ne diyeceğini görmek istemişti.
Feride içeri girer girmez iki çift göz, merak ve sertlikle üzerine dikildi.
Kaynanası lafa girdi:
” Hadi anlat bakalım, güzel gelinciğim, kocandan sakladığın ne sırların var?”
” Hiçbir şeyim yok ki,” dedi Feride.
” Hiçbir şey yok, öyle mi? O zaman Atatürk Caddesi’ndeki 43 numaralı daire ne oluyor?”
” O evimle ve itiraf edecek bir sırla alâkası ne?” diye şaşırdı Feride.
” O evi kiraya veriyorsun, paradan haberimiz yok,” dedi Nuriye Hanım sertçe.
” Doğru mu Feride?” dedi Fikret de araya girdi. “Nereden çıktı bu ev? Bana niye hiç bir şey söylemedin, kimlere kiralıyorsun, parayı ne yapıyorsun?”
” O ev, annemin kuzeni Samiye Teyze’nindi. Bana teyze sayılır. Üç yıl önce vefat etti. Sana da söylemiştim, Fikret. O zaman Nihayet oraya gitmeyeceksin artık demiştin.”
” Cenazeyi organize etmem için senden yardım istemiştim, İşim çok, zamanım yok diye geçiştirmiştin.”
” Peki, sana niye miras kaldı ki?” dedi Nuriye Hanım.
” Çünkü başka kimsesi yoktu, sadece ben ziyaret ederdim,” dedi Feride.
” O zaman, Fikrete neden mirası anlattın?” dedi tekrar Nuriye Hanım.
” Fikretin mirasımda ne hakkı var ki?”
” O senin kocan, Feride!”
” Ne olmuş yani?”
” Saf mı numarası yapıyorsun? Kiradan gelen para aileye girmeli, ama sen kendi keyfine harcamışsın!”
” Harcadım çünkü hakkım! Miras bana kaldı, şahsi malım. Satışından ya da kira gelirinden elde ettiğim de öyle. Kimseye hesap vermek zorunda değilim,” dedi Feride açıkça.
” Bak geçen yıl arabayı tamir ettirdim, iki primimi verdim ona. Demek param varmış, ama saklamışsın! Bunu senden beklemezdim,” dedi Fikret.
” O araba senin! Sen biniyorsun. Ben senden bir yere bırakmanı isteyince genelde meşgul olduğunu ya da yolun üstü olmadığını söylüyorsun. Taksi tut, diyorsun. Geçen yıl üç kez bırakmışsın: yeni yıl için pazara, işten eve anahtarımı unuttuğumda, bir de ayağım burkulunca acile.”
” Peki, neden kendi paramla, bana hizmet etmeyen arabanı tamir ettireyim ki?”
” Biriktirdiklerin ne kadar oldu peki?” dedi kaynana. “Bir milyon var mıdır?”
” Biraz var, ama o kadar değil. Unutma, Fikret, iki kızın üniversite okuyor. En son ne zaman para gönderdin onlara?” dedi Feride.
” Kendileri çalışıyorlar,” dedi Fikret.
” Hem okuyor, hem çalışıyor! Tam geçimlerini sağlasalar dert etmem, fakat okumasına vakit kalmayacak. Bil istedim.”
” Peki neden bana o zaman söylemedin, miras işini?” dedi Fikret.
” Çünkü iki buçuk yıl önce de aynı sorguya çekilecektim. Bir sebep daha var: Senin annenin, küçük oğlunun karısının eski evini nasıl elinden aldığını bile bile güvenemedim.”
” Ben kimsenin elinden bir şey almadım,” diye kızdı Nuriye Hanım.
” Ne yaptığını herkes bilir. Bir yıl boyunca Oyanın eski evini satmaya ikna ettin: Ne gerek var, satalım da yazlık alalım, bahçeye çıkarız deyip daireyi sattırdın, yazlığı üstüne aldın. Oya da şimdi ailesiyle bile gelsin istese izin vermiyorsun. Ama bahçede çalışsın diye gelsin, ona izin var! Teşekkür ederim, ben öyle bir şey istemem.”
” Çok utanmazsın, Feride!” diye bağırdı Nuriye Hanım. “Sadece kendini düşünüyorsun.”
” Sizin örneğinizden alıyorum, Nuriye Hanım,” diye cevapladı Feride sakinlikle.
” Fikret, duyuyor musun? Karın bana saygısızlık ediyor!”
” Ben sadece gerçeği söylüyorum. Bakın, mirasımı duyar duymaz geldiniz. Niyeti nedir dersiniz?”
” Ne olacak? Fikrete söylemek için!”
” Söylediniz, peki sonrası?”
” Parayı ailede tutmak için baskı yapmak!”
” Zaten ailenin ihtiyaçları için, ama sadece kendi ve çocuklarım için gerekli bulduğum konularda harcıyorum. Fikretin arabası için ya da sizin yazlığınız için harcamam!”
” Birlikte kararlaştıralım, nereye harcayacağımızı,” dedi kaynana.
” Kırk altı yaşında bir kadın olarak kendi paramı harcayamayacak kadar aciz miyim sizce?”
” Ama başkalarını da düşünmelisin,” diye bağırdı Nuriye Hanım.
” Kimi? Sizi mi? O yüzden aceleyle söylemedim. Çünkü bu para sadece kendi çocuklarım ve kendim için harcanacak!”
Böylece tartışma yine bitmedi. Nuriye Hanım bir türlü istediğini alamadı. Ama pes de etmedi, ben hakkımı isterim diyerek çeşitli bahanelerle tekrar tekrar şansını denedi.
Ama Feride, Nuriye Hanımın oyunlarına hiç prim vermedi. Zorba bir kaynanaya denk gelmiş olsa da, ne yaptıysa sökmedi! Eskilerin dediği gibi, Nerede oturduysa orada kaldı.Bir akşam, bütün fırtınalardan sonra, Feride balkonun köşesinde durdu. Şehrin ışıkları yanıp sönüyordu; içeriden çocuklarının gülüşü geliyordu. Fikret ise salonda sessizce gazetesini okuyordu, arada bir göz ucuyla eşine bakıyordu ama artık o eski sorgulayan bakış kalmamıştı.
Feride derin bir nefes aldı, içindeki huzuru hissetti. Bazen bir kadının kimliğini ve emeğini koruması, yapılan onca baskıya ve söz dalaşına rağmen ayakta kalmasıydı asıl zenginlik. Ailenin yüzü kararınca, kendinden emin bir şekilde içeri döndü.
Fikret başını kaldırıp gülümsedi, “Çay koyayım mı?” dedi sakince.
Feride, “Olur, masaya getireyim çayı,” diye yanıtladı. Mutfağa geçerken, göz göze geldiler; bin kelimenin edemeyeceği bir anlayış, kısa bir anda aralarında aktı.
Nuriye Hanım ise artık evine gitmişti. O günden sonra, arada uğrasa da, tartışmalar giderek azalmıştı. Eski alışkanlıklarından kolay vazgeçemese de, Feride’nin sabırlı kararlılığı karşısında direnci çözüldü. Parayı değil, gelininin iradesini unutamayacaktı.
Çaydan buhar yükselirken, Feride mutfağın camından dışarı baktı: Hayat sürüyordu, kimse onun yerine karar veremezdi. Gülümsedi, kendi hayatının direksiyonunda oturmanın tadını bir kez daha çıkardı.
Ve o akşam, evin içinde huzur ilk kez sessizlikten ibaret değildi; paylaşılmış bir anlayış, küçük bir zaferin ardından sarmalanan bir güven vardı. Feride yapayalnızdı belki, ama en azından kendi tarafındaydı ve bazen, bu, tüm dünyayı susturmaya yeterdi.




