Başka Birinin Gelini
Barış herkesin dilindeydi; ismi şehirde kulaktan kulağa yayılır, hiçbir zaman gazeteye ya da televizyona ilan vermezdi. Düğünlerde, kutlamalarda, mezuniyetlerde sunuculuk deyince akla o gelirdi. Hatta bir keresinde, anaokulu mezuniyetinde sahneye çıkmış, sadece çocukların değil, annelerinin bile gönlünü fethetmişti.
Başlangıcı oldukça sıradandı. Yakın bir arkadaşı evleniyordu, önceden ayarlanan düğün eğlendiricisi son anda ortadan kaybolmuştubelli ki içkiye dalmıştı. Yenisi bulunamayınca mikrofonu Barışa verdiler.
Barış lisede tiyatro kulübündeydi, üniversitede de “Gençlik Baharı” etkinliklerinde hep sahnedeydi. O gün, doğaçlaması öyle beğenildi ki, salondan hemen iki kişi daha kendi davetlerine sunucu olmasını istedi.
Üniversite bittiğinde Barış bir bilim enstitüsünde çalışıyordu, maaşı neredeyse simit parasıydı. İlk işlerinden aldığı birkaç lira moralini yükseltti, hem iyi para kazanıyor hem de keyif alıyordu. Kısa sürede organizasyonlardan kazandığı para, enstitüdeki maaşını kat kat geçti.
Bir yıl sonra işi bırakıp biriktirdiğiyle kaliteli bir ses sistemi aldı, kendi işini kurdu. Hatta şan dersleri almaya başladı, sesi ve kulağı da iyiydi. Artık “Şarkı söyleyen sunucu” olarak haftada üç gece bir meyhanede şarkıcılık yapıyordu.
Barış otuzuna gelmişti artık; yakışıklı, hali vakti yerinde ve ünlü bir sunucuydu. Hiç evlenmemişti; ne gerek vardı? Kızlar peşinden koşuyordu, isteyene işte! Fakat yakın arkadaşları evlenip çoluk çocuğa karışınca, Barış da huzurlu bir aile arzusuna kapıldı. Fakat ortada uygun biri yoktukolay ulaşılabilir olanlar ilgisini çekmiyor, ömür boyu sürecek bir aşk istiyordu.
Gidip bir lise öğrencisiyle tanışmalı, büyüyene dek kendime göre şekillendirmeli, sonra da evlenmeliyim! En iyi eş böyle olur! diyordu espriyle.
Bu bahaneyle mezuniyet törenlerinde sunuculuk alıyor, belki gözüm tutan olur diyordu. Ama yeni nesil kızlar bir türlü içine sinmiyordu. “Nadir bir tür gibi gözlüyorum” dese de, Barış pes etmiyordu. Tam o sırada, kader ona tuhaf bir oyun oynadı.
Bir gün telefon çaldı. Bir kadın arıyordu:
Düğünümüz için sunucu arıyoruz, 17 Haziranda müsait misiniz? Harika! Görüşebilir miyiz?
Görüştüler. Barış o anda ayaklarım yerden kesildi deyiminin gerçek olduğunu anladı. Kendini Handan diye tanıtan kadın görkemliydi; sağduyulu, net konuşuyordu. Barış büyülenmişti. İlk başta 25-27 yaşında sandı, sohbet ilerledikçe eski gençlik kollarından olduğunu söyledi, yani en az 40tı!
Tüm ayrıntıları konuştular. Kadın anlaşmaya gerek olmadığını, referanslarının güvenilir olduğunu söyledi. Barış her zaman yazılı anlaşma yapar, hem kendi hem de müşterilerinin haklarını garantiye alırdı. Burada da aynıyı istedi:
Vergi beyanı yapıyorum, sorunsuz olsun, dedi.
Ama içten içe, bunun bir rüya olmadığını kanıtlamak istiyordu; Handan gerçekten var mıydı, diye düşünüyordu.
Kadının telefonuna bir mesaj geldi:
Aaa, damat geldi. Sizi bırakmamı ister misiniz?
Barış nazikçe reddetti, ama kadını arabaya kadar geçirdi. Hep yaptığı gibi, damatla gelinin aralarına bakmak, ilişkilerini gözlemlemek istiyordu. Ancak bu kez içindeki hisleriyle hırs ve kıskançlık yarışıyordu. Damat çok gençti, Barıştan da genç görünüyordu:
Handan, her şey yolunda mı?
Kadın gülümsedi, sanki başka türlüsü olmazmış gibi. Arabaya bindi. Damat Barışa döndü:
Demek düğünümüzü siz sunacaksınız? Harika! Ben Emre, damat yani Sizi öven Oktay’dan çok duydum.
Barış o an Emreye saldırmak, yüzündeki o mutlu ifadeyi silmek istese de elini sıktı:
Barış. Memnun oldum.
O günden sonra Barışın huzuru kaçtı. En ufak bahaneyle Handanı arıyor, sesini duymak istiyordu. Düğün günü yaklaşınca Barış öyle tuhaf hisler içindeydi ki, geceleri gözüne uyku girmiyordu. Durumunu tek bir yakınına anlattı, o da alayla sordu:
Hani liseli kızlardan yetiştirip kusursuz eş yapacaktın?
Barış elini salladı:
Ne liselisi? Handan mükemmel kadın, başkasını istemem!
Git konuş o zaman, dedi arkadaşı. Barış sinirlendi:
Saçmalama, kadın evleniyor, seviyor demek ki. Benim saçma hislerim de ona ne ki?
Emre ara sıra uğruyordu:
Handandan sana selam getirdim
O anlarda Barış Emreden nefret ediyor, kendini zor tutuyordu. Bir an düğünü bırakıp kaçsam mı? diye düşünse de, bir daha Handanı göremeyeceğini aklına getirince vazgeçiyordu.
Düğünden iki gün önce Handan gelip “son detayları cilalayalım, kusursuz olsun” dedi. Ofis tadilatta olduğu için Barışın evinde buluştular. Sözden çok, birlikte güldüler, dertleştirdiler. Her şey anlaşıldıktan sonra şampanya ikram etti Barış:
Düğün harika geçsin diye!
Kadın keyifle kabul etti. O anda Barış cesaretle Handanı öptü. Beklemediği halde, o da karşılık verdi. Kafalar uçmuştu sanki.
Barış sabaha birden uyandı. Yatakta doğruldu, etrafa bakındı. Rüyaydı belki, ama başucundaki yastıktan bir parfüm kokusu yükseliyordu. Yoksa gerçek mi? Kafası karmakarışıktı. Sonunda kalktı, hayal değil, gerçekten yaşanmıştı. Düğün iptal mi olacak? Handanı aradı:
Merhaba…
Kadın sanki hiç bir şey olmamış gibi konuştu:
Merhaba! Nasılsın, kusura bakma ‘İngiliz usulü’ çıktım, biliyorsun, çok iş var; yarın düğün!
Düğün olacak mı? dedi Barış, kısık sesle.
Tabi ki olacak! Neden olmasın? Her şey mükemmel!
Bütün kadınlar bu kadar rahat mıydı? Nasıl olurdu, düğün yapılacak ve Handan damadın yüzüne nasıl bakacaktı? Barış kahroldu, düğünü sabote etmeyi düşündü. Ama belki de tam istediği buydu; yine de vazgeçemiyordu.
Ertesi gün restorana ilk o geldi. Süslemeci kızlar Barışa göz kırpıyordu. Tam bu sırada
Karşısında Handanı gördü.
Merhaba. Nikâhtan sonra hemen kaçtım, seni görmek istedim, gülümsedi, Hayrola Barış?
Anlamıyorum Nikâh oldu, sonra kaçtın mı?
Tabii, seni göreceğim diye. Gençlerle şehri turlamak yerine seninle kalırım. İster misin?
Gençlerle dediğin? Sen damatla evlenmiyor musun?
Handan bir müddet afalladı, sonra gülmeye başladı. Öyle içten kahkahası vardı ki Barış da gülmeye başladı.
Elbette hayır! Kızım Kumsal! O da İstanbulda okuyor, yeni geldi. Sen gerçekten benim gelin olduğumu mu sandın?
Ve iki gün kala başkasıyla oldum ha? Ne kadar kötü düşünüyorsun beni
O anda Barış jetonun düştüğünü hissetti. Handan hiç “ben” ya da “biz” dememiş, hep “gelin ve damat” demişti. Emre de ona hep “Handan Hanım” diye hitap etmişti, “Kumsal” dememişti. Nasıl fark etmemişti? Barış sonunda sordu:
Sen? Sen özgür müsün? Kadın başını eğdi, tebessüm etti. Barış hemen atıldı:
Benimle evlenir misin? Lütfen
Düğün muhteşem geçti, Barış sahnede herkesi büyüledi. Gelin ile damat teşekkür etti:
Çok teşekkürler! Harika bir gece yaşattınız!
Ben kendim teşekkür edeceğim ona, dedi Handan yanlarına gelip. Siz limuzine binin, burası bana emanet.
Barışın, kendisinden dokuz yaş büyük bir kadınla evlenecek olması ailesinde hızla yayıldı. İlk önce kuşkuyla bakıldıysa da, Handanı görünce herkes aynı düşüncedeydi:
Böyle birine kim âşık olmaz ki?
Handan ve Kumsal iki hafta arayla çocuklarını doğurdu.




