Gecenin bir yarısı, İkizler dünyaya geldiğinde bütün hayatı ikiye bölündü. Ağlayan çocukların sesi değil, etrafı tamamen saran tuhaf bir sessizlikti onu ürküten. Annesi, çocuklarını uzaktan izliyordu; bakışlarında ne sevgi ne de umut vardı, sanki başka bir hayattan çıkıp gelmiş iki yabancı gibi bakıyordu onlara.
Yapamam… diye fısıldadı. Anne olamam ben.
Ne bir kavga, ne gözyaşı, ne de yüksek sesli bir gidiş. Sadece bir imza, kapanan bir kapı ve sonsuza kadar sürecek bir boşluk bıraktı ardından. Sorumluluk fazla ağır gelmişti genç kadına; nefesi daralıyor, korkudan hayatı küçülüyordu. Ve çekip gitti… Geride, dünyaya gözlerini yeni açmış iki bebek ve babalığın anlamını bilmeyen bir adam bırakarak.
O ilk aylarda baba, yatağında değil ayakta uyudu çoğu zaman. Titrek elleriyle bez değiştirmeyi öğrendi, gece yarısı süt ısıtmayı, ninni söyleyerek ağlamalarını dindirmeyi… Ne kitabı, ne desteği vardı; sadece sevgisi vardı. O ise her geçen gün çocuklarıyla büyüyordu içinde.
Bazen anne, bazen baba; bazen siper, bazen kucak oldu onlara. Her sorularına, her gözyaşına yanıt oldu. İlk kelimelerinde de, ilk düşüşlerinde de, hastalıklarında da o oradaydı. Hiçbir zaman anneleri hakkında bir kötü söz etmedi. Sadece şunu söylerdi:
Bazen insanlar, nasıl kalacaklarını bilmedikleri için giderler.
Büyüdüler. Güçlendiler. Yan yana, dünyanın adaletsizliğini öğrendiler; ama gerçek sevginin asla terk etmeyeceğini de öğrendiler.
Yirmi yıl sonra, sıradan bir ikindi vakti, kapı çaldı.
O’ydu.
Yaşlanmıştı; yüzünde kırışıklıklar, gözlerinde yılların vicdan azabı taşıyordu. Onları tanımak istediğini söyledi. Her gün düşündüğünü, pişman olduğunu, o zamanlar çok genç ve çok korkmuş hissettiğini…
Baba, kapının eşiğinde durdu, kollarını açtı ama kalbi cız etti. Onun için değildi zor olan… çocukları içindi.
İkizler sessizce dinlediler. Çok sonra anlatılan bir masalmış gibi baktılar kadına. Ne öfkeleri vardı ne intikam arzuları; sadece olgun, hüzünlü bir sessizlik.
Bizim annemiz zaten var, dedi biri alçak sesle.
Adı fedakârlık… ve adı baba, diye tamamladı diğeri.
Kaybettiklerini geri almaya çalışmadılar. Çünkü hiçbir zaman sevgisiz kalmamışlardı. Onlar, sevgiyle dolu büyüdüler. Tam olarak.
Kadın anladı, belki de ilk kez: Bazen bir gidiş, asla geri dönmez.
Ve gerçek sevgi sadece doğurmak değildir…
Asıl olan, kalan olmaktır.
Kalan bir baba, binlerce sözden değerlidir.
Senin için gerçek anne-baba kimdir? Yorumlara yaz lütfen.
Sadece bir ebeveynle ama doyasıya sevgiyle büyüyen herkese paylaş.




