Kırık Dallar, Kırık Kollar, ve “Her Şey Güzel Olacak”: Bir Çocuğun Macerasından Zor Kararlara, Hayatın Sonuna Kadar Sürüp Giden Umudun Hikayesi

Kuru dalın çıtırtısını bile duymadı Veli. Sanki tüm dünya aniden baş aşağı döndü, gözlerinde rengarenk bir kaos başladı; sonra her şey, sol kolunun biraz üstünde, dirseğine yakın bir yerde, milyonlarca parlak yıldız tanesi olup patladı. Birden acı içinde inledi.

Ah… Veli, sakatlanan kolunu tuttu ve tam anlamıyla acıdan böğürdü.
Veli! yanındaki çocukluk arkadaşı Şehnaz koşarak yanına atıldı, dizlerinin üzerine düştü, Çok mu acıyor?
Yok ya, sanki pamuk şeker! Yüzünü buruşturup inleyerek lafı yapıştırdı Veli.
Şehnaz elini uzatıp yavaşça Velinin omzuna dokundu.
Çek şunu! Beklenmedik bir sertlikle bağırdı Veli, gözlerinde öfkeyle, Acıyor, dokunma bana!
İki kat üzgündü Veli. Bir kere kesin kırık vardı kolunda ve önümüzdeki bir ayı alçıyla komik ve sıkıcı geçirecekti; mahalledeki çocukların diline düşmesi cabası. İkincisi, bu ağaca çıkmaya kendi hevesiyle, şov yapmak için gitmişti. Şehnaza bütün gücünü ve maharetini gösterecekti ya… İşte, rezil de olmuştu. Bir taraftan kızın haline üzülüyordu; çünkü onu küçük düşürdüğünü düşünmek gururunu incitmişti. Kızcağızın şimdi acımasına maruz kalmak çekilecek şey değildi. Kararlı bir şekilde ayağa kalkıp, sallanan kolunu destekleyerek, hastanenin yolunu tuttu.

Veli, bak, moralini bozma Veli! Şehnaz yanında telaşlı telaşlı yürüyor, elinden gelen şirinlikle onu moral vermeye çalışıyordu, Her şey yoluna girecek Veli, valla bak!
Rahat bırak beni, durdu, ona şuursuzca bir bakış atıp yere tükürdü, Ne olacakmış? Kolumu kırdım, anlamıyor musun? Salak mısın? Git evine, canımı sıktın!
Bunları söyleyip bir daha arkasına bakmadan yürümeye başladı. Şehnazın kocaman ela gözleriyle ardından bakıp kısık sesle tekrar ettiği o söz ise havada asılı kaldı:
Her şey iyi olacak Veli… Her şey iyi olacak…
***
Veli Bey, eğer yirmi dört saatte parayı göremezsek, çok üzülürüz. Ha, bir de yarın için buzlanma uyarısı varmış, direksiyonu dikkatli tutun. Malum, arabayla kayıp da… Bu tarz tatsız kazalar hiç kimsenin başına gelmesin isteriz. İyi günler dilerim.
Ahizeden gelen ses kesildi ve ofiste çıt çıkmaz oldu. Veli telefonu bir kenara attı, ellerini saçlarına daldırarak arkasına yaslandı.

Nereden bulacağım şimdi o parayı? O ödeme önümüzdeki ay için planlanmıştı…
İçini çekip tekrar aldı telefonu eline, numarayı çevirdi.
Zeynep Hanım, bugün ekipman için holdingin hesabına ödeme yapabiliyor muyuz?
Ama… Veli Bey, eğer şimdi ödersek…
Olacak mı olmayacak mı?
Olur, ama o zaman diğer ödemeler aksar…
Bırak onları şimdi! Sonra bakarız! Bugün gönderin parayı.
Peki, ama sonra sıkıntı çıkarsa…
Veli dinlemeden t telefonu kapattı, koltuğun kolçağını yumrukladı.
Allahın vampirleri…
Birden omzunda bir şeyin hafif hafif dokunduğunu hissedip irkildi.
Şehnaz, ben sana işlerim varken yanıma gelme demedim mi? Demedim mi?
Eşi Şehnaz usulca yanaştı, kulağına yumuşakça dokundu, saçlarını okşadı.
Veli, bak sinirlenme, tamam mı? Hallolacak her şey.
Yeter artık ya! Senin şu her şey hallolacaklarından bıktım! Ben yarın bir kazaya kurban gidersem, o zaman da mı iyi olacak sana?
Veli yerinden fırladı, karısını kollarından hafifçe itip uzaklaştırdı.
Ne yapıyordun içeride? Karnıyarık mı? Git işine ya, daha da sinirimi bozma, herkes zaten üstüme geliyor!
Kadıncağız bir iç çekti, kapıya yöneldi. Tam çıkarken bir kez daha dönüp fısıldadı o meşhur üç sözü.
***
Biliyor musun… Şu an uzanıyorum ve aklıma bütün hayatımız geliyor…
Yaşlı adam yarı aralık gözlerle yanında oturan yaşlı eşine baktı. Eskiden güzel olan yüzü kırışmış, omuzları çökmüş, zarif duruşundan eser kalmamıştı. Hatun kişi elini bırakmadan, damar yolu iğnesini nazikçe düzeltti ve gülümsedi.
Ne zaman başım derde girse, ölümle burun buruna gelsem, en kötü şeyler bile başıma gelse Hep sen geliyor ve aynı cümleyi kuruyordun. Sinirimi bozuyordu vallahi. Bazen seni boğasım geliyordu bu saflığın yüzünden, yaşlı adam hafifçe gülümsedi, ardından uzun bir öksürük krizi tuttu. Biraz kendine gelince devam etti, Kollarımı bacaklarımı kırdım, defalarca ölüm tehdidi aldım, iflas ettim, dipsiz kuyulardan yine de kafamı uzattım bir şekilde… Sen ise hep şunu dedin: Her şey iyi olacak. Ve hiç de yalan çıkmadı; ona şaştım işte. Nereden biliyordun peki?
Nereden bileyim, dedi yaşlı kadın içini çekip, Sanki sana moral veriyordum sandın ama aslında kendi kendimi avutuyordum. Ben seni deli gibi sevdim bir ömür boyu, Veli. Sen benim hayatım oldun. Sana bir şey olunca benim de içim gidiyordu. Kaç gece ağlayarak uyudum, ne sabahlar uykusuz geçirdim… Kendimi hep şöyle avuturdum: Varsın taş yağsın, o hayattaysa hâlâ umut var, demek ki her şey iyi olacak.
Yaşlı adam gözlerini kapatıp onun elini sıktı. Konuşmakta güçlük çekiyordu.
Demek öyle… Bir de sana kızardım. Hakkını helal et Şehnaz, bak ben de senden habersiz bir ömür geçmişim. Bildiğin kafasızlık işte.
Kadın bir damla yaşını silip, usulca eğildi adamın yüzüne.
Veli, takma kafana…
Kadıncağız kısa bir süre adamın gözlerinin içine baktı, başını onun cansız göğsüne koydu, soğuyup giden elini okşamaya devam etti.
Her şey GÜZELDİ Velicik, her şey GÜZELDİ…

Rate article
Lifequest
Kırık Dallar, Kırık Kollar, ve “Her Şey Güzel Olacak”: Bir Çocuğun Macerasından Zor Kararlara, Hayatın Sonuna Kadar Sürüp Giden Umudun Hikayesi