Kedim tesadüfen bir cep telefonuna rastladı
Bugün biraz ilginç bir olay yaşadım. Sabah işe gitmek için evden çıkmaya hazırlanırken kedim Pamuk, salondaki koltuğun dibinde bir şeyle oynuyordu. Yaklaştım ve baktım ki, yerde bir akıllı telefon duruyor. Üzerine uzanmış, patileriyle sarılmış, sımsıkı yatmış. Telefonun üzerinde öyle bir sıcaklık vardı ki, adeta benim yerine kucağına almış gibiydi.
Belki birkaç gün önce Kamilden yeni aldığım akıllı telefondu bu Daha kutusunu yeni açmıştım; geniş ekranı, güçlü bataryası vardı. Ama belli ki şansıma arızalı çıkmıştı. Ne zaman elime alsam, ısınıp duruyordu. Neyse, dedim, Alışverişten dönerken servise götürürüm. Fakat akşam telefonu bir türlü bulamadım. Aradım taradım, yok. Yokluğuna da çok üzüldüm. O kadar para verip, üstüne üstlük 18.000 lira harcadığım cihazdan bir iz kalmamıştı.
Kendime kızdım: Vallahi Emir, bazen hayatına sahip çıkamıyorsun! Hemen yedekteki tuşlu eski telefonumu bulup kendi numaramı aradım. Sinyal geliyordu, ama ne açan vardı ne de dönen.
O sinirle, bir bardak suya birkaç damla kediotu damlattım, ruhum rahatlasın diye. Sonra yatağa uzandım, bugün nerelere gittiğimi düşünmeye başladım. Belki de dolaştığım yerlere geri dönsem telefonu bulabilirdim. Tam derin bir iç çekmişken, eski telefonum titremeye başladı. Arayan, kayıp telefonumun numarasıydı.
Alo? Dinliyorum!
Karşıdan yalnızca hışırtılar, arada bir kısa nefes alışları geliyordu Sonra birdenbire:
Miyav
Refleks olarak kapattım. Kim acaba dalga geçiyor?! diye düşündüm. Üstelik ekran kilidi koymaya fırsatım olmamıştı, şimdi birileri telefonumu bulup eğleniyordu. Tam içimden söylenirken, tekrar aradılar.
Yine aynı nefes sesleri, yine aynı hışırtı Ben cevap verdikçe, karşıdan sadece miyavlamalar işitiyordum.
Bir daha aramayın! dedim artık dayanamayıp.
Ama aramalar kesilmiyordu. En sonunda, Al başına geleni Emir, dedim, üstüme bir şeyler giyip dışarı çıktım. Zil sesi net bir şekilde dışarıdan geliyordu. Demek ki şaka yapan da muhtemelen o civardaydı ve telefonu bulduğum yerde bekliyordu.
Dışarıda, telefonumu sürekli arayarak dolaşmaya başladım. Sonra bir köşe başında, hiç ummadığım bir anda, kendi zil sesimi duydum. Artık iyice sinirlenmiştim, bulduğumda haddini bildirecektim.
O sırada Pamuk, hala yere bırakılmış telefonun yanında yatıyordu. Telefon titriyor, o ise sımsıkı sarılmış üzerinde mırıldanıyordu. Bir ara patisiyle ekrana dokundu. Telefon anında ışık saçtı, ekrandan cılız bir konuşma sesi yükseldi. Pamuk, yavaşça kokladı, sonra bir kere daha patisiyle dokundu. Cihaz önce sustu, sonra yine çalmaya başladığında kedim korkup üzerine daha bir sert dokundu.
O an Pamukun yanında olduğumu fark etti ve bana doğru koştu. Yıllardır görmediğim biriymişim gibi silkelenip yanıma sokuldu. Mırlamalarıyla içimi ısıttı. Küçük burnuyla yanaklarımı okşuyor, gövdesiyle kollarıma sarılıyordu. İlk defa böylesine şefkatli ve sıcak davrandığını gördüm. Bir yandan da düşünmeden edemedim; şubat soğuğu bu, telefonun sıcaklığı onu kendine çekmişti.
Telefonu cebime, Pamuku ise kucağıma alıp eve dönerken, aklıma başka bir şey takıldı. Nasıl oldu da bu kaybolan telefon, sevgiyle bana geri döndü? Pamukun sıcaklığı ve sevgisiyle sanki ilk defa buluşmuş gibiydik. O masum bakışların ve sevgi dolu tavırların ardından, onu o sokak kenarında bırakamazdım.
Eve dönerken Pamuk hâlâ mutluluktan kıvranıyor, yanaklarımda ve ellerimde dolaşıyordu. Ben de, gizlice bundan hoşlandığımı itiraf etmeliyim. Baksanıza, sokaktan bulduğum kedi ne kadar cana yakınmış meğer!
Ama sonra anladım ki, işin aslı çok daha basitmiş: Pamuk, bir saat önce sinirlerimi yatıştırmak için içtiğim kediotu damlasının kokusundan mest olmuş. O yüzden bu kadar sevecenleşmiş.
Günün sonunda anladım ki, küçük bir kayıp bazen yeni bir dostluk kapısı açabiliyor. Kaybettiklerimizin yerine, bazen hayat bize bambaşka güzellikler sunuyor. O yüzden, üzülmek yerine her zaman hayata umutla bakmalıymışım.




