“Nadya’cığım, eve geldim sürpriz! – L-Levent mi? Sen mi bu kadar erken geldin? Üç gün sonra dönecektin ya… Otuz yaşlarında bir kadın, alelacele ipek sabahlığına sarınıp şaşkın bakışlarla kapıdaki kocasına baktı. – Sürpriz yapmak istedim, Nadya. Başardım sanırım! Yoksa sevinmedin mi? – Uzun boylu, geniş omuzlu adam ağzı kulaklarında, etkiden gayet memnun halde gülümsedi. – Çok-çok sevindim! Hemen mutfağa geç, sana bir şeyler ısıtayım. Memnun şekilde başını sallayan Levent mutfağa geçti. Karşısında dolu dolu bir sofra: çilek, çikolata, fırından yeni çıkmış bir akşam yemeği… Sanki hepsi onun için hazırlanmış! – Yahu Nadya, harika bir sofra hazırlamışsın! Benim geleceğimi nasıl tahmin ettin? Sen amma da ince düşüncelisin! Levent tabağına fazlaca yemek aldı, iştahla yemeye başladı. Eşi bir türlü mutfağa gelmiyordu ama onu çağırmadı; herhalde kocası için güzel bir elbise giyiyordu… – Levent, ben… Biz… – Nadya’cığım, bu et nasıl da lezzetli! Salatan, böreklerin—parmaklarını yersin… Ahmet?! Döndüğünde Levent, kolunda kardeşi Ahmet’le ve başını önüne eğmiş şekilde duran eşi Nadya’yı gördü. Ahmet, şort ve tişört içinde, kararsızca alnını ovuyordu. – Evet, Levent ben geldim. Merhaba, kardeşim… – Haydi bakalım, şimdi bana burada neler döndüğünü anlatın. Aslında artık anlatmanıza bile gerek yok… – Levent, bak… Uzun süredir söylemek istiyordum. Ben, kardeşin Ahmet’i seviyorum ve onsuz yaşamak istemiyorum. Özür dilerim… – Nadya, göz ucuyla artık eski kocasına bakarak hızlıca konuştu. Levent tabağı elinden düşürdü. Tabak ve kalan yemek gürültüyle yere saçıldı. – Ve siz… Şu anda… – Evet. Biraz önce birlikteydik. – Harika, harika… Nadya! Ve sen de Ahmet, bravo! Çok sevgili insanlarsınız! Şimdi anladım harika yemeğin nedenini, kime hazırlandığını… Nadya kocasına karşı bakışlarını yere indirdi. Göz göze gelseler cesareti kaçacaktı. – Peki ya İrem? Kızımız bu işin neresinde? Biliyor mu? – Hayır, bilmiyor. – Şu an nerede peki? – Komşuda, çizgi film izliyor. – Sık sık mı bırakıyorsun komşuya? – Son altı aydır… Levent’in soruları da, duyguları da bitti. Yolun yorgunluğundan kavga etmeye hali yoktu. Doğası gereği kolay kolay kızamazdı, genelde sakindi. Ama iyice üstüne gelinirse, ayakları yere basar. Hele ki iki yakın insanı tarafından şaşırtılınca… Bir an sendeledi, sonra topladı kendini. – On dakika içinde burayı terk etmiş ol, zamanın başladı. – dedi Levent, çayını yudumlarken. Kardeşine bile bakmadı. – Nadya bundan ne hoşlandı anlamış değilim. Tip desen aynı, benzer ben. İş desen uzak, akıl desen yok… O sadece kaybedecek. Ama seçim onun… – diye düşündü adam, çayından bir yudum daha aldı. – Gitmem, onayını almadan çıkmam! – dedi Ahmet birden. – Ne onayı? – Boşanmak için… Bırak Nadya’yı, seni sevmiyor! – E, görüyorum kimin kimi sevdiğini… – Levent gülümsedi. – Boşanmak mı istiyorsunuz? Tabii ki, ama mahkemede! Bakalım avukatlara harcadığınız parayı nasıl toplayacaksınız. – Levent… – Nadya, kocasının bileğini tutarak yalvardı. – Lütfen, güzelce ayrılalım. Sen iyi bir insansın, bunu biliyorum… Adam başını sağa sola salladı. – Olur, tamam. Ama artık kardeşim değilsin, Ahmet Bey. – Biz… Ayrıca bir şey daha rica etmek istiyoruz. – Evet, neymiş? – Boşanınca evi bana bırak, Levent! – Nadya büyüleyici bir gülümsemeyle, adamın bileğini okşamaya devam etti. – İrem burayı çok sevdi, okuldaki arkadaşları… Eğer evi bölersek yeni bir yer alamayız, köye dönmemiz gerekir… Levent ellerini kenetleyip, çenesini dayadı. Kararsızlığı hissedince Nadya iyice üsteledi: – Levent, hayatım… Kızımız için bir güzellik yap. Sen zaten kolayca kazanırsın, daha çok para biriktirirsin! Lütfen, tek kızımız için… Tüm derdim o. – Tamam Nadya, sakin ol. Benim daha iyi bir fikrim var. – Nedir ki? – Nadya sevinçle göz kırptı. – Arabanı da mı bırakacaksın? İrem çok mutlu olur! – İrem benimle kalacak. – Ne?! – Nadya kulaklarına inanamadı. – Kafayı mı yedin? Sen çocuk bakamazsın! Devamlı iş seyahatindesin… Kız kendi adını bile hatırlamıyor! – Şimdi göreceğiz, – dedi Levent ve kapıya yöneldi. Birkaç dakika sonra Levent kızını elinden tutup getirdi. On yaşındaki İrem, babasının elini sımsıkı tutuyor ve gülümsüyordu. – Neden getirdin şimdi onu? O da mı tartışmaya karışacak?! – diye çıkıştı Nadya. Levent cevap vermedi. Kızını kucağına oturttu: – İremciğim, birkaç soru sorabilir miyim? – Tabii! – Kız, babasının ilgisiyle mutlu oldu. – Ama söz ver, dürüst cevap vereceksin! Şimdi seninle büyükler gibi konuşacağım. – Tıpkı ofisteki amcalarla konuştuğun gibi mi? – Evet, aynen öyle. Kız başıyla onayladı, heyecanla bekliyordu. – Söyle annem seni hiç üzdü mü? Son hafta sana vurdu mu? Kız mahcup şekilde gözlerini kaçırdı, elbisesinin eteğini oynamaya başladı. – Sen ne hakla soruyorsun böyle şeyleri? – Nadya bağırdı. – Deli misin, rahat bırak çocuğu! – Sus Nadya. Kızımla konuşuyorum, – dedi Levent ve başını okşadı. – Korkma, İrem. Unutma, dürüst cevap vereceğine söz verdin. Kız başını salladı, gözlerinde yaşlar parladı. Babasına sarılıp fısıldadı: – Evet, üç kez vurdu! Biri dersim kötü diye, biri sütü dökünce… Biri de Ahmet amcaya bağırınca. Sen işteyken o öpüşüyordu annemle. – Ağlama, kızım, ağlama! – Babası başını okşadı. – Ben buradayım, yanındayım. Şimdi annen seni asla üzemez. – Hepsi yalan! – Nadya öfkeyle atıldı. – Hiç elimi kaldırmadım ona… – Yani, ev ve araba kız için… – diye güldü adam kurnazca. – İrem, bir soru daha soracağım. – Tamam… – Kızım, sana seçim hakkı verseler, benle mi kalmak isterdin, annenle mi? Kız susup bir ona bir annesine baktı. Nadya ellerini uzatarak yanına çağırdı. – Sen uzun süre yalnız bırakmayacak mısın beni? – Söz veriyorum! – dedi adam. – O zaman seninle yaşamak isterim baba. – Bana bak! – Nadya elini kaldırsa da Levent kızını kendine çekti. Ahmet ise arka planda sessizdi. – Nadya, konuştuk işte. Kızımı bir daha göremeyeceksin, – dedi adam ve kızıyla odasına geçti. Birazdan Levent, kızının eşyalarını toplayıp, hazır olan çantasını aldı ve birlikte sık sık iş için gittiği bir otelde konakladılar. …Aylar sonra mahkeme oldu. Yeni kocasının ve Nadya’nın geliri, evi ve çocuğu yetiştirme imkânı olmadığı için, yargıç İrem’i babasına bıraktı. Kız da babasıyla yaşamak istediğini söyledi. Levent evi bölüp payını sattı. İrem annesini sadece hafta sonları gördü, yeni dairelerinde babasıyla yaşamaya başladı. Levent işini düzenledi, uzun seyahatleri bıraktı. O günden sonra İrem daha fazla gülümsemeye başladı, bu her şeyden önemliydi… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlara yazın, beğenmeyi unutmayın.”

Nazlıcığım, geldim! Evde misin, karşıla beni!

Aa Levent?! Sen ne arıyorsun bu saatte? Hani üç gün sonra dönecektin

Otuz yaşlarında bir kadın, telaşla ipek sabahlığına sarılıp koridora çıktı, kapıda dikilen kocasına şaşkın şaşkın bakıyordu.

Sürpriz yapmak istedim, Nazlı. Ne güzel şaşırttım, değil mi? Yoksa mutlu olmadın mı? Boyu posu yerinde, kocaman gülümseyen Levent, durumdan pek memnundu.

Ay, tabii ki çok sevindim! Sen hemen mutfağa git, ben sana bir şeyler ısıtayım.

Kendinden epey memnun bir şekilde Levent mutfağa doğru seğirtti. Ve orada bekleyen zengin sofrayı gördü: çilek, çikolata, daha fırından yeni çıkmış bir akşam yemeği Tam ona layık gibi!

Nazlı, sen harikasın ya! Ne yemekler yapmışsın Nasıl bildin ben bugün geleceğim? Yoksa ben evliya mıyım da senin gibi birini buldum!

Kendine bol kepçe yemek dolduran Levent, hızla yemeye başladı. Karısı ortalarda yoktu, ama o onu çağırmadı. Bir bildiği var herhalde, kocası için güzel mi güzel bir elbise seçiyordur şimdi

Levent, ben Biz

Nazlıcığım, bu yemek nasıl güzel olmuş böyle! Hele şu salataya, krepine bak Vallahi parmaklarımı yiyorum Ahmet mi?!

Bir döndü ki, karısı Nazlı, Leventin öz kardeşi Ahmetin koluna tutunmuş, başını yerden kaldırmadan kapıda duruyorlar. Ahmet şort ve atletle, sanki az önce uykudan zorla kaldırılmış gibi kaşlarını ovuşturuyordu.

Evet Levent, benim. Merhaba kardeşim

Merhaba. Hadi bakalım, biri bana burada ne olup bitiyor diye açıklama yapsın, gerçi sanmam ki gerek olsun

Levent, ben Sana uzun zamandır söylemek istiyordum. Ben senin kardeşin Ahmete aşık oldum ve onunla olmak istiyorum. Kusura bakma Nazlı, hızlıca eski kocasının gözlerinin içine bile bakmadan kekeledi.

Leventin elindeki tabak yere düştü. Yemek kalıntılarıyla dolu tabak davul çalar gibi yuvarlandı.

Peki siz Şimdi az önce mi

Evet. Az önce birlikteydik.

Harika, vallahi harika! Sen de Ahmetçiğim, maşallah! Canım kardeşlerim Şimdi anladım niye bu kadar özenli bir sofra hazırlamışsın Nazlı Ama kimin için olduğu asıl bomba!

Nazlı, gözlerini kaldırmaya cesaret edemedi. Utancı bir an hafifçe sildi geçti.

Peki, İrem? Kızımıza ne yapacağız? Biliyor mu olan biteni?

Yok, bilmiyor

Şu an nerede?

Komşuda, çizgi film izliyor

Sık sık mı bırakıyorsun komşuya?

Son altı ayda, sıklaştı işte

Leventin soruları da, duyguları da tükendi. Uzun yol yorgunu, kavga edecek hali yoktu. Zaten Leventin mizacı hiç kızgınlığa gelmezdi, öyle soğukkanlı, sakin bir tip.

Ama gerçekten biri sınırını aşıyorsa, işte o zaman yandı gülüm keten helva! Gerçi bu nadir olurdu. Bu iki kıymetli insanı karşısında görünce afalladı, tabii sadece bir anlığına.

Bakın, on dakika içinde sizi evde istemiyorum. Süre başladı. dedi Levent, elindeki çaydan bir yudum alırken. Kardeşine göz ucuyla bile bakmadı.

Allah Allah, Nazlı bu Ahmette ne buldu? Görüntü aynı, hatta benle aynı ben Çalışmaya alışmamış, akıl desen yok Kız sadece zarar edecek, ama onun hayatı! diye düşündü içinde içini kemiren ironiyle.

Gitmeyeceğim, onayını almadan ayrılmam! birden Ahmet atıldı.

Neyin onayını istiyorsan söyle bakalım?

Boşanma! Nazlıyı bırak gitsin, seni istemiyor!

Zaten belli kim kimi istiyor diye sırıttı Levent. Boşanmak mı istiyorsunuz, güzel, buyurun mahkemeye! Bakalım avukatlara nasıl servet dökeceksiniz!

Levent Nazlı nazikçe Leventin bileğine dokundu. Rica ediyorum, güzellikle bitirelim bunu. Sen kalpsiz biri değilsin, merhametlisin biliyorum.

Adam başını salladı.

Peki, öyle olsun. Ama Ahmet, sen benim için artık bir kardeş değilsin!

Biz Bir şey daha isteyecektik

Haydi? Daha ne kaldı?

Evi bana bıraksan, Levent Nazlı yüzünde tarifsiz bir gülümsemeyle mırıldandı, Leventin bileğini okşamayı da ihmal etmeden.

İrem buraya alıştı, okulda arkadaşları var Evi bölersek yeni bir yer alamayız, köye döneriz vallahi!

Levent çenesini ellerinin üstüne koyup düşündü. Karısının gözlerinde umut, heyecan Nazlı hemen araya girdi:

Leventciğim, canım Kızımıza güzel bir doğum günü hediyesi ol. Sen bu maaşla yine kazanırsın, yığınla para! Lütfen, kızın için Biricik yavrumuzun hatırına

Sakin ol Nazlı, karısını durdurdu. Daha güzel bir fikrim var.

Nedir bakalım? gözünde pırıltıyla sordu Nazlı. Yoksa arabayı mı bırakırsın? Kız var ya, çıldırır sevinçten

İrem benimle kalacak.

Ne?! Nazlı kulaklarına inanamadı. Az önce içtiğin çay beynini mi yaktı? Sen çocuk mu bakabilirsin? Sürekli seyahattesin O kız daha senin adını unuttu!

Onu şimdi öğreniriz dedi Levent, kapıya yöneldi.

Birkaç dakika geçmeden Levent, on yaşındaki kızını elinden tutmuş getirdi. İrem, dördüncü sınıfa yeni geçmişti. Babasının eline güçlüce sarılmış, gülümsüyordu.

Şimdi, niye getirdin kızı? Kavganın ortasında olsun diye mi?! diye bağırdı Nazlı.

Levent cevap vermedi; sandalyesine oturup kızını kucağına aldı ve başlamadan önce gözünün içine baktı.

İremciğim, bir-iki soru soracağım, olur mu güzel kızım?

Tabii! kızın yüzü sütliman, ilgiden mutlu.

Ama söz ver, dürüst olacaksın! Çünkü artık seni büyük kız gibi dinleyeceğim.

Hani ofisteki amcalar gibi mi?

Aynen öyle.

Kız başını salladı, gözleri parladı. Babasıyla ciddi konuşacak olmak hoşuna gitmişti.

Annen sana kötü davrandı mı? Geçtiğimiz hafta seni dövdü mü hiç?

İrem birden boynunu büküp yere baktı. Elbiseyi parmaklarıyla dürterek kumaşı çekiştirmeye başladı.

Yeter artık! Nazlı bağırdı. Akıl sağlığını kaybettin galiba, çocuğu rahat bırak!

Sus, Nazlı. Kızımla konuşuyorum, dedi Levent, sert bir sesle. Korkma İrem. Söz verdin ya, dürüst olacaksın.

Kız başını salladı, gözleri doldu. Babasının boynuna sarıldı, fısıltıyla içine döküldü.

Evet, üç kere dövdü! Birincisi matematikten zayıf aldığım için, sonra sütü döktüğüm için Sonra Ahmet amcaya bağırınca. Annem sen yokken ona sarılıyordu.

Tamam, güzel kızım, ağlama artık! Levent saçlarını okşadı. Bak ben yanındayım, bundan sonra annen sana bir şey yapamaz.

O iftira ediyor! diye atıldı Nazlı. Küçük kızı kandırıyorsun Levent!

Demek evi ve arabayı kız için istiyorsun ha? diye kıs kıs güldü adam. İrem, bir soru daha: Seninle seçme hakkı olsa, anneyle mi, babayla mı yaşamak isterdin?

Kız sustu. Şaşkın bakışlarını sırayla annesine, babasına çevirdi. Nazlı kollarını açtı, gözleriyle kızını adeta hipnotize etmeye çalışıyordu.

Peki babacığım, bir daha uzaklara gitmeyecek misin?

Söz veriyorum! dedi Levent hiç tereddütsüz.

O zaman seninle yaşamak istiyorum baba.

Vay canına! diye bağırdı Nazlı, çocuğuna hamle yaptı ama Levent kalkan gibi kızı arkasında sakladı. Ahmet ise hala duvar gibi duruyordu; ağzını bıçak açmadı.

Evet Nazlı, konu kapandı. Artık kızımı görmeyeceksin dedi Levent sakinlikle ve kızıyla birlikte odadan çıktı.

Birkaç dakika sonra Levent kızının eşyalarını toplamaya yardım etti. Zaten kendi valizi hazırdı, iş çıkışı otelde kalacaklarına sevindi. Taksiyle gittiler, Leventin sürekli işi gereği tercih ettiği bir şehir oteline yerleştiler.

Aylar sonra mahkeme oldu. Nazlı ve yeni eşinin düzenli bir geliri ya da evi olmadığı için, hakim İremi babada bırakmaya karar verdi.

Zaten İrem de babasıyla kalmak istemişti. Daireyi paylaştılar, Levent kendi hissesini satınca yeni bir ev aldılar. Mahkeme İremin annesini sadece hafta sonları görebileceğine karar verdi.

Levent bütün düzenini kızına göre değiştirdi; uzun seyahatler bitti. Artık İrem daha çok gülüyordu ve bu, Levent için en yüksek maaştan bile daha değerliydi

Siz ne dersiniz, yoruma yazın! Beğenenler like atsın, hadi bakalım.

Rate article
Lifequest
“Nadya’cığım, eve geldim sürpriz! – L-Levent mi? Sen mi bu kadar erken geldin? Üç gün sonra dönecektin ya… Otuz yaşlarında bir kadın, alelacele ipek sabahlığına sarınıp şaşkın bakışlarla kapıdaki kocasına baktı. – Sürpriz yapmak istedim, Nadya. Başardım sanırım! Yoksa sevinmedin mi? – Uzun boylu, geniş omuzlu adam ağzı kulaklarında, etkiden gayet memnun halde gülümsedi. – Çok-çok sevindim! Hemen mutfağa geç, sana bir şeyler ısıtayım. Memnun şekilde başını sallayan Levent mutfağa geçti. Karşısında dolu dolu bir sofra: çilek, çikolata, fırından yeni çıkmış bir akşam yemeği… Sanki hepsi onun için hazırlanmış! – Yahu Nadya, harika bir sofra hazırlamışsın! Benim geleceğimi nasıl tahmin ettin? Sen amma da ince düşüncelisin! Levent tabağına fazlaca yemek aldı, iştahla yemeye başladı. Eşi bir türlü mutfağa gelmiyordu ama onu çağırmadı; herhalde kocası için güzel bir elbise giyiyordu… – Levent, ben… Biz… – Nadya’cığım, bu et nasıl da lezzetli! Salatan, böreklerin—parmaklarını yersin… Ahmet?! Döndüğünde Levent, kolunda kardeşi Ahmet’le ve başını önüne eğmiş şekilde duran eşi Nadya’yı gördü. Ahmet, şort ve tişört içinde, kararsızca alnını ovuyordu. – Evet, Levent ben geldim. Merhaba, kardeşim… – Haydi bakalım, şimdi bana burada neler döndüğünü anlatın. Aslında artık anlatmanıza bile gerek yok… – Levent, bak… Uzun süredir söylemek istiyordum. Ben, kardeşin Ahmet’i seviyorum ve onsuz yaşamak istemiyorum. Özür dilerim… – Nadya, göz ucuyla artık eski kocasına bakarak hızlıca konuştu. Levent tabağı elinden düşürdü. Tabak ve kalan yemek gürültüyle yere saçıldı. – Ve siz… Şu anda… – Evet. Biraz önce birlikteydik. – Harika, harika… Nadya! Ve sen de Ahmet, bravo! Çok sevgili insanlarsınız! Şimdi anladım harika yemeğin nedenini, kime hazırlandığını… Nadya kocasına karşı bakışlarını yere indirdi. Göz göze gelseler cesareti kaçacaktı. – Peki ya İrem? Kızımız bu işin neresinde? Biliyor mu? – Hayır, bilmiyor. – Şu an nerede peki? – Komşuda, çizgi film izliyor. – Sık sık mı bırakıyorsun komşuya? – Son altı aydır… Levent’in soruları da, duyguları da bitti. Yolun yorgunluğundan kavga etmeye hali yoktu. Doğası gereği kolay kolay kızamazdı, genelde sakindi. Ama iyice üstüne gelinirse, ayakları yere basar. Hele ki iki yakın insanı tarafından şaşırtılınca… Bir an sendeledi, sonra topladı kendini. – On dakika içinde burayı terk etmiş ol, zamanın başladı. – dedi Levent, çayını yudumlarken. Kardeşine bile bakmadı. – Nadya bundan ne hoşlandı anlamış değilim. Tip desen aynı, benzer ben. İş desen uzak, akıl desen yok… O sadece kaybedecek. Ama seçim onun… – diye düşündü adam, çayından bir yudum daha aldı. – Gitmem, onayını almadan çıkmam! – dedi Ahmet birden. – Ne onayı? – Boşanmak için… Bırak Nadya’yı, seni sevmiyor! – E, görüyorum kimin kimi sevdiğini… – Levent gülümsedi. – Boşanmak mı istiyorsunuz? Tabii ki, ama mahkemede! Bakalım avukatlara harcadığınız parayı nasıl toplayacaksınız. – Levent… – Nadya, kocasının bileğini tutarak yalvardı. – Lütfen, güzelce ayrılalım. Sen iyi bir insansın, bunu biliyorum… Adam başını sağa sola salladı. – Olur, tamam. Ama artık kardeşim değilsin, Ahmet Bey. – Biz… Ayrıca bir şey daha rica etmek istiyoruz. – Evet, neymiş? – Boşanınca evi bana bırak, Levent! – Nadya büyüleyici bir gülümsemeyle, adamın bileğini okşamaya devam etti. – İrem burayı çok sevdi, okuldaki arkadaşları… Eğer evi bölersek yeni bir yer alamayız, köye dönmemiz gerekir… Levent ellerini kenetleyip, çenesini dayadı. Kararsızlığı hissedince Nadya iyice üsteledi: – Levent, hayatım… Kızımız için bir güzellik yap. Sen zaten kolayca kazanırsın, daha çok para biriktirirsin! Lütfen, tek kızımız için… Tüm derdim o. – Tamam Nadya, sakin ol. Benim daha iyi bir fikrim var. – Nedir ki? – Nadya sevinçle göz kırptı. – Arabanı da mı bırakacaksın? İrem çok mutlu olur! – İrem benimle kalacak. – Ne?! – Nadya kulaklarına inanamadı. – Kafayı mı yedin? Sen çocuk bakamazsın! Devamlı iş seyahatindesin… Kız kendi adını bile hatırlamıyor! – Şimdi göreceğiz, – dedi Levent ve kapıya yöneldi. Birkaç dakika sonra Levent kızını elinden tutup getirdi. On yaşındaki İrem, babasının elini sımsıkı tutuyor ve gülümsüyordu. – Neden getirdin şimdi onu? O da mı tartışmaya karışacak?! – diye çıkıştı Nadya. Levent cevap vermedi. Kızını kucağına oturttu: – İremciğim, birkaç soru sorabilir miyim? – Tabii! – Kız, babasının ilgisiyle mutlu oldu. – Ama söz ver, dürüst cevap vereceksin! Şimdi seninle büyükler gibi konuşacağım. – Tıpkı ofisteki amcalarla konuştuğun gibi mi? – Evet, aynen öyle. Kız başıyla onayladı, heyecanla bekliyordu. – Söyle annem seni hiç üzdü mü? Son hafta sana vurdu mu? Kız mahcup şekilde gözlerini kaçırdı, elbisesinin eteğini oynamaya başladı. – Sen ne hakla soruyorsun böyle şeyleri? – Nadya bağırdı. – Deli misin, rahat bırak çocuğu! – Sus Nadya. Kızımla konuşuyorum, – dedi Levent ve başını okşadı. – Korkma, İrem. Unutma, dürüst cevap vereceğine söz verdin. Kız başını salladı, gözlerinde yaşlar parladı. Babasına sarılıp fısıldadı: – Evet, üç kez vurdu! Biri dersim kötü diye, biri sütü dökünce… Biri de Ahmet amcaya bağırınca. Sen işteyken o öpüşüyordu annemle. – Ağlama, kızım, ağlama! – Babası başını okşadı. – Ben buradayım, yanındayım. Şimdi annen seni asla üzemez. – Hepsi yalan! – Nadya öfkeyle atıldı. – Hiç elimi kaldırmadım ona… – Yani, ev ve araba kız için… – diye güldü adam kurnazca. – İrem, bir soru daha soracağım. – Tamam… – Kızım, sana seçim hakkı verseler, benle mi kalmak isterdin, annenle mi? Kız susup bir ona bir annesine baktı. Nadya ellerini uzatarak yanına çağırdı. – Sen uzun süre yalnız bırakmayacak mısın beni? – Söz veriyorum! – dedi adam. – O zaman seninle yaşamak isterim baba. – Bana bak! – Nadya elini kaldırsa da Levent kızını kendine çekti. Ahmet ise arka planda sessizdi. – Nadya, konuştuk işte. Kızımı bir daha göremeyeceksin, – dedi adam ve kızıyla odasına geçti. Birazdan Levent, kızının eşyalarını toplayıp, hazır olan çantasını aldı ve birlikte sık sık iş için gittiği bir otelde konakladılar. …Aylar sonra mahkeme oldu. Yeni kocasının ve Nadya’nın geliri, evi ve çocuğu yetiştirme imkânı olmadığı için, yargıç İrem’i babasına bıraktı. Kız da babasıyla yaşamak istediğini söyledi. Levent evi bölüp payını sattı. İrem annesini sadece hafta sonları gördü, yeni dairelerinde babasıyla yaşamaya başladı. Levent işini düzenledi, uzun seyahatleri bıraktı. O günden sonra İrem daha fazla gülümsemeye başladı, bu her şeyden önemliydi… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlara yazın, beğenmeyi unutmayın.”