Vay canına! dedi Emir, kapıdan içeri, kısa boylu, çelimsizce bir yaşlı kadını görünce şaşkınlıkla. Kadıncağız, yırtık kot pantolonuyla kapıda durmuş, incecik dudaklarını muzır bir gülümsemeye bürümüştü. Kısmış gözleriyle etrafı tatlı tatlı süzüyor, sanki az sonra bir şakayı patlatacak gibiydi.
Demetin babaannesi, Ayten Hanım, diye tanıdı Emir, içinden. Ama nasıl olur, ne bir mesaj ne bir telefon, pat diye çıkageldi
Selam evlat! diyerek gülümsedi Ayten Hanım. Kapıda mı bırakacaksın beni, yoksa içeri alacak mısın?
Tabii, buyurun buyurun! telaşla cevapladı Emir. Hoş geldiniz.
Ayten Hanım, minik valizini sürükleyerek salona ağır ağır girdi Emir ona çay ikram edince, Bana koyu yap, evlat! dedi. Demet işte yine mesaide, Elif anaokulunda, peki sen ne iş yapıyorsun evde pinek pinek?
Zorunlu izne çıkardılar, dedi Emir, hafif üzgün bir sesle. İki haftalığına evdeyim, mecburen. Oysa hayalinde iki haftalık tatil vardı, şimdi uçup gidiyordu. Misafire ümit dolu gözlerle sordu: Kaç gün bizdesiniz?
Valla, tahmin ettiğin gibi uzun süre buradayım, deyince Ayten Hanım, Emirin neşesi bir anda kayboldu.
Emir, Ayten Hanımla aslında neredeyse hiç samimi değildi. Demetle düğünlerinde, şöyle bir görmüştü; kadın başka şehirden gelmişti. Ama kayınpederi hep ondan bahsederken, fısıltıya geçer, gözleri korkuyla büyürdü. Belli ki büyük bir saygı, biraz da çekinceyle ona bakardı.
Hadi bakalım, şu bulaşıkları bir güzel yıka! Sonra da hazırlan. Şehri gezeceğiz, bana rehberlik edeceksin! dedi Ayten Hanım kararlı bir sesle.
Emir, Hayır demeyi hiç düşünmedi. Kadının tonunda, eskiden askerde alay çavuşunun seslenişini hatırlatan bir ağırlık vardı. Karşı çıkmak, akıllı iş değildi.
Sahili göstereceksin bana, dedi Ayten Hanım. Oraya en kolay nasıl gidiyoruz? Emirin koluna girdi, kararlı adımlarla sokağa yöneldi, sanki buralıymış gibi etrafı inceliyordu.
Taksiyle gideriz, dedi Emir, omuz silkerek.
Ayten Hanım bir anda parmağını dudağına götürüp ustaca bir fiuvvv! diye ıslık çaldı. Yanlarından geçen taksi, bir anda frene bastı.
Aman efendim, neden ıslık çalıyorsunuz? El âlem ne der? dedi Emir, kadını öne oturturken.
Ne derlerse desinler, diyerek kıkırdadı incecik yaşlı kadın. Herkes senin beni yanlış yola saptırdığını sanacak!
Sözlerini duyan taksici kahkahayı patlattı, Ayten Hanımla el çakıştılar; sanki kırk yıllık dostmuş gibi şakalaştılar.
Emirciğim, sen ağırbaşlı bir çocuksun, dedi yaşlı akraba, sahilde yürürlerken. Senin annen mesela, tam nezih bir hanımefendi gibi durur, ben öyle olamam. Demetin dedesi, Allah rahmet eylesin, bana alışana kadar neler çekti! Adamcağız kitap kurdu bir memurdu. Benimle evlenince hayatı kaydı! Dağlara çıkarırdım onu, paraşütle atlattım, bir tek yamaç paraşütünden fena korkuyordu. O, yerde kızının yanında beklerdi, ben tepede dönerdim.
Emir, Demetin babaannesinin böyle maceraperest biri olduğunu yeni öğrenmişti. Demet nedense hiç anlatmamıştı. Meğer kadının hayatı tam bir şenlikmiş! Bu da onun karakterini açıklıyordu. Kadın Emire birden döndü:
Sen hiç paraşütle atladın mı?
Askerde, tam on dört defa, diye hafif bir gururla açıkladı Emir.
Helal sana! Yüreklisin, başını onaylarcasına salladı Ayten Hanım, bir Türkçe şarkının melodisini mırıldandı:
“Uzar bu atlayış,
Düşeriz sıkı sıkı”
Emir, melodiyi kaptı, hemen eşlik etti:
“Havada beyaz bulut
Bir martı gibi uçar!”
Birlikte söyledikleri şarkı, aradaki buzları tamamen eritti; Emir, artık yaşlı kadın yanında tedirgin hissediyordu.
Hadi, şöyle bir oturalım, birer çay içelim, dedi Ayten Hanım. Şurası güzel kokuyor, çek kebabın dumanını!
Kebapçı, Gürcü bıyığı gibi kıvırcık saçlı, kaşları çatık kırk yaşlarında bir adamdı. Elinde şiş, öyle bir marifetle eti geçiriyordu ki, düşmanı olsa şişleye şişleye halleder, gam yemezdi. Adamı görünce Emirin aklına, Haydi aslanım! deyip halay çekmek geldi, ama kendine söz geçirdi.
Küçücük masada yerleşince, Ayten Hanım göz kırpıp, gayet berrak bir sesle, beklenmedik anda bir türkü patlattı:
Merhaba canım dostum,
Düğünde söylesek ya!
Kebapçı irkildi, kadına baktı, gözlerinde bir ışık yandı, sonra beraber tamamladılar:
Düğünde söylesek ne güzel,
Dostum merhaba sana!
Aferin abla, afiyet bal şeker olsun, dedi kebapçı koca dişleriyle gülerken, masaya bolca kebap, sıcak lavaş ve söğüş yeşillik koydu. Yanına da buz gibi bir bardak ayran getirdi.
O sırada, yandaki çalılıktan minik bir gri kedi yavrusu masanın altına süzüldü, beklentiyle onlara baktı.
İşte aradığımız sensin! dedi Ayten Hanım. Gel bakalım küçük fıstık! Sonra kebapçıya döndü: Usta, şu arkadaşımıza biraz çiğ et doğrar mısın, minik minik
Kedi yavrusu aç gözlerle eti kapışırken, Ayten Hanım Emire ciddi bir ifadeyle döndü:
Bak, evinizde çocuk var; hele ki kız çocuğu. Evde kedi olmadan, ona gerçek sevgi, merhamet ve şefkat öğretmek imkânsız. İşte bu yavru tam size göre!
Gezmeden sonra Ayten Hanım, kediciği sabunlu suyla yıkamaya girişti, Emiri de alışverişe gönderdi. Emir, elinde kum kabı, mama kabı, tırmalama tahtası, pofuduk yastıklarla eve dönünce içeride bir bayram havası vardı. Demet ve Elif babaannelerine sarılmış, kadın kahkahalar atarak çocukları öpüyordu. Kedi ise koltuk arkasından yeni ev halkını şaşkın şaşkın gözlüyordu.
Bu sana Elif, yaz için şortlu bir takım, hediyeler dağıttı Ayten Hanım, bu da sana Demet kızım. Hemcinsin olarak sana söylüyorum, dantelli iç çamaşırından daha iyi bir moral yükseltici olamazmış!
Haftanın devamı böyle geçti. Elif okula gitmedi, her sabah babaannesiyle kayboluyor, öğlen yorgun ama mutlu evde bitiyorlardı.
Evde onları Emir ve kedicik, adını Pamuk koydukları yeni can dostları bekliyordu. Akşamları Demet de gelince, dördü birlikte, Pamuku da yanlarına alıp dolaşmaya çıkıyorlardı.
Bir akşam Ayten Hanım, Emiri ciddi bir ifadeyle yanına çağırdı:
Emirciğim, yarın gidiyorum, artık vakti geldi. Bunu yarın Demete ver, dedi şeffaf bir poşet içindeki dosyayı uzatarak. Benim vasiyetim. Evi, malı mülkü ona bırakıyorum; sana ise hayat boyu topladığımız kütüphanemi. Çok değerli kitaplar var, imzalı nadir eserler
Ama neden, Ayten Hanım? dedi Emir, itiraz edecekti ki yaşlı kadın elini kaldırdı.
Demete bir şey demedim ama sana söyleyeyim, ciddi bir kalp sorunum var evlat. Her an, her şey olabilir. Tedbirli olmak gerek.
Ama tek başınıza ne yaparsınız? dedi Emir, itiraz etti. Yanınızda biri olmalı!
Ben hiç yalnız kalmam ki! dedi yine gülerek. Kızım burada, öteki gelinim de komşu şehirde. Sen İpeke (Demete) sahip çık, Elifi güzelce büyüt. Güvenilir adamsın. Ama bak benim senin için konumum ne? Kare kaynana! omzunu sevgiyle bastı, kahkahalara boğuldu.
Biraz daha kalsanız? diye neredeyse yalvardı Emir. Şöyle birkaç gün daha
Ayten Hanım derin bir teşekkürle gülümsedi, başını olumsuz salladı.
Bütün aile, hatta Elifin kucağındaki Pamuk bile, onu uğurlamak için kapıya kadar çıktı.
Ayten Hanım bir kez daha usulca parmaklarını dudaklarına yuvarladı ve koca bir ıslık çaldı. Gelen taksi ani frenle önünde durdu.
Hadi bakalım Emirciğim, beni Ankara trenine yetiştir! dedi. Demet ve Elifi öpücüklere boğdu, ön koltuğun köşesine yerleşti.
Taksici şaşkınca baktı hanımefendinin bu manevrasına.
Ne o kardeş? diye fısıldadı Emir taksiciye. Hiç mi hanım abla görmedin?
Çelimsiz yaşlı kadın, beyaz kıvırcık saçlarını sallayıp kahkahaya boğuldu, Emirin avucuna bir şaplak atarak yola koyuldular.
Kaynananın İkinci Gücü: Egor’un Sürpriz Misafiri Valide Hanım, Macera Dolu Bir Hafta Boyunca Aileye Renk Katıyor! Egor’un Hayalindeki Tatil, Çilingir Sofralı Sohbetler, Parlak Gözlü Bir Babaanne ve Minik Bir Kediciğin Sımsıcak Hikayesiyle Unutulmaz Bir Yaz Masalına Dönüşüyor




