Küçük Bir Kızın Umudu, Kayıp Köpek Külü ve Bir Yılbaşı Mucizesi: Tamara’nın Zorluğundan Mutlu Ailesine Uzanan Sımsıcak Bir Hikaye

Düğme mi? Ben ona Çam adını koymuştum. Bu sabah burada koşturup durdu. Hemen anlaşılıyordu, kaybolmuş. Sonra gelip ayaklarımın dibine sığındı. Üşümesin diye hemen arabaya aldım zavallıyı, diye gülümsedi adam…

Sema, bu kadar mı şanssız olunur kızım? Kaç kere söyledim, o Cem sana göre değil, diye! diye azar çekiyordu annesi Semraya.

Kadın başını önüne eğmişti. Daha otuz yedi yaşında olmasına rağmen, sanki eline zayıf karneyle gelmiş bir ilkokul öğrencisi gibi hissediyordu kendini.

Ve Semranın içini tarifsiz bir acı ve kırgınlık kaplamıştı kendisi, olduramamış evliliği ve minicik kızı için. Çünkü yılbaşına, şu en büyülü günden hemen önce, ailelerinin reisi olmadan kalakalmışlardı.

Senden ayrılıyorum, dedi Cem akşam eve uğrarken, umursamaz bir tavırla. Semra ne dediğini başta anlayamadı.

Nereye gidiyorsun? diye sordu otomatik olarak ve önüne sıcacık tarhana çorbası koydu.

Gerçekten, Semacığım, bu dünyadan değilsin sen. Ciddiyeti anlamıyorsun! Yıllarca seninle nasıl yaşadım ben anlamıyorum! Cem gözlerini teatral biçimde devirdi.

Semra tam olarak anlamadan, adam dertlenerek anlatmaya devam etti:

Artık dayanamıyorum! Bir de şu köpeğin var ya, her daim havlayan. Kızımız sürekli hasta. Hiç romantizm yok, Sema. Bi kendine bak, ne hale geldin farkında mısın? diyerek öfkesini boşalttı Cem.

Semra büfenin camında korkmuş yansımasına bakmaya çalıştı, ama gözyaşları gözlerini bulandırıyordu. Mutfağın ortasında, yalnız başına, ağlayarak öylece kaldı.

Cem gözyaşına dayanamazdı. Buz gibi tarhanaya son bir bakış attı, masadan kalktı ve eşyalarını toplamaya koyuldu…

Minnoş Düğme, işlerin ters gittiğini seziyordu; ayaklarının dibinde dolanıp, sevgiyle Semrayı teselli etmek için çırpındı.

Hiç değilse o havlamalarını duymadan rahat uyuyacağım artık, dedi Cem, valizi omzunda kapının önünden geçerken.

Cem, peki ya Elif? diye fısıldadı Semra. O sırada beş yaşındaki kızları kendi odasında huzur içinde uyuyordu ve duyacak olursa çok üzülecekti.

Bi çaresini bulursun. Sen anasısın sonuçta, dedi adam ve Düğmenin inlemeleri eşliğinde evi terk etti.

Semra bütün gece mutfakta köpeğini kucağına alıp oturdu. Düğme, sıcak diliyle onu teselli etmeye çalıştı; yaşananları anlar gibiydi.

Birkaç gün Semra, olan biteni annesine nasıl anlatacağını bilemedi. Annesi arayıp meraklandığında, acele bir “İyiyiz, merak etme” deyip hemen telefonu kapattı.

Peki iş bulabildin mi? Bak o Cem seni bırakırsa elinde avucunda bir şey kalmaz, aç kalırsın vallahi, diye üsteliyordu annesi ziyarete geldiğinde.

Bu sefer Semra dayanamayıp gözyaşlarını tutamadı; iş bulamadığını, Cemin günler önce gittiğini itiraf etti.

Yaşlı anne başını salladı. Böyle olacağını baştan beri biliyordu sanki.

Daha en başında belliydi sonu. Beş yıl birlikte yaşadınız, çocuk yaptınız; senin beyefendi hâlâ evlenmeyi düşünmedi tabii, diye söylendi annesi.

Kızına ve torununa içi sızlayarak baktı.

Ne yapacağız şimdi yani? dedi sonunda.

Semra omuz silkti:

Bir yolunu bulurum. Elifin gittiği kreşte ben de çalışırım, dedi içi buruk bir şekilde.

Kreş maaşıyla ne kadar idare edeceksin ki?.. Bir de köpek var başında, ona da bakman gerek, diye noktayı koydu kadının, hayvanları pek sevmeyen, hatta sokaktan bulmuş oldukları minik Düğmeye hiç tahammülü olmayan annesi.

Bir şey daha söyleyecekti ancak Semranın ağlamaya başladığını görünce sustu.

Yeter, ağlama artık. Gerekirse Elife ben bakarım, sana yardımcı olurum, diye teselli etmeye çalıştı kızını…

Aradan bir hafta geçti.

Semra Hanım, kısa sürede iş bulmuştu. Artık her sabah kızı Elifle beraber kreşe gidiyorlardı. Elif gayet mutluydu.

Anneciğim, Düğmeyi de götürelim mi bizimle işe? Sonuçta babaanne artık ondan bıktı; gezmeye çıkartmaktan usandı durmadan söyleniyor.
Hem Düğme tabakları yıkamana yardım eder, öğle uykusunda bizi bekler, korur, deyip gülümserdi küçük kız.

Semra gülüp kızına sarılıyordu. Ama Elifin şu sorusu tekrar yinelediğinde, gözleri yine hüzünle doluyordu:

Anne, sence babam yılbaşına kadar döner mi?

Gerçeği söylemeye hiç cesaret edemedi Semra. Ona acele bir iş seyahati uydurdu. Cemi arayıp buluşmak istese de, adam hep bir mazeret buldu.

Semra, bırak artık; özel hayatımı düzene koymaya çalışıyorum. Elife de “Gizli görevdeyim, uzun süre gelemem” filan de işte, dedi telefonda ve ardından galiba kaybolan kırmızı kravatını sordu.
O kravat nerede acaba? Yeni yıla neyle gireceğim ben şimdi, dedi ve kapattı.

Semra uzun süre düşündü. Yılbaşında ne yapacağını, Elife gerçeği nasıl anlatacağını bilemiyordu.

Bir gün, Elifi hasta olduğu için doktora götüren babaanneyle yolda karşılarına beklenmedik şekilde Cem çıktı bir anda.

Baba! Babacığım! Dönecek misin? diye coşkuyla koştu Elif babasına.

Adam hafifçe irkildi, sonra kızına gülümsemeye çalıştı ve açıkladı: Artık ayrı yaşamak zorundalar ve beraber olmayacaklar. Sonra hızla uzaklaştı.

Belki tekrar görüşürüz, dedi ve gitti.

Elif, donuk yüzle fısıldadı:

Artık bize gelmene gerek yok…

O akşam ateşi yeniden çıktı. İki gün sonra yine doktor geldi eve.

Elif kimseyle konuşmuyor, kısa sürede iyileşmeye de niyeti yoktu.

Sanırım yaşadığı stres sebep olmuş, dedi doktor, olan biteni öğrenince.

Semra kendini suçladı:

En başından her şeyi açık açık söylemeliydim. Elif akıllı çocuk, eminim anlardı, dedi annesine. Annesi sadece başını salladı…

İki gün sonra bir üzüntü daha yaşandı. Babaanne Düğmeyi gezdirmeye çıktı, aceleden tasmasız yürüyordu. Küçük köpek ise her zamanki huysuzluğuyla inatla ters yöne fırladı.

Aferin sana! Dinlemiyorsan sokakta soğukta kalırsın, anlarsın kıymetimi! dedi kadın arkasını dönüp apartmana yönelirken.

Evde Elifin ilacı vakti gelmişti, ona yetişmek için acele ediyordu.

Ancak, Elif köpeğin kaybolduğunu duyunca yemeden içmeden kesildi. Semra ne kadar söz verse de, “Bulacağım onu, mutlaka bulacağım!” diye, Elif ikna olmuyordu:

Düğme bulununca yemek yiyeceğim, dedi arkasını dönüp.

Hep senin şımartman yüzünden, Sema. Kızın iyice başına buyruk oldu! Defalarca uyardım seni… diye homurdandı annesi.

Anne, keşke nasihat yerine Düğmeye dikkat etseydin, sessiz kadın aniden sinirle karşılık verdi.

Ben de sizler için uğraşıyorum! dedi annesi hıçkırarak ve evi terk etti.

Yine yalnız kalmıştı Semra. O akşam, evin etrafında yürüyüp durdu.

Elif bir süre sonra yatağında uyuyakaldı. Umudunu kaybetmeyen Semra, Düğmenin eve döneceğine dair inancını yitirmiyordu. Fakat nafile. Bitkin halde eve döndü ve huzursuz bir uykuya daldı.

Sabah Elif erkenden uyandı:

Anne, rüya gördüm! Çam ağacımız vardı; onu süsledik ve Düğmeyi bulduk! diye heyecanla anlattı.

Semra, zoraki gülümsedi. Masanın üstünde küçük bir plastik çam ağacı vardı. Yeni yıl yaklaşıyor, ellerinden geldiğince hazırlık yapıyorlardı.

Ama Elif hayal kırıklığı içindeydi; mutlaka büyük ve gerçek bir çam isterim, diye tutturdu.

O zaman Düğme de bulunur, tıpkı rüyamdaki gibi! diye ağladı.

Semra iç çekti. Canlı bir çam almak aklından bile geçmiyordu, çünkü buna ayıracak parası yoktu. Annesini arayıp çağırdı ama kadın, dargın bir şekilde reddetti:

Bir köpeği öz annenden daha çok düşünüyorsun, buna dikkat et de, dedi sonra telefonu kapattı.

Semra inledi; babaanneye artık güvenemeyeceğini anlamıştı. Neyse ki hafta sonu başlamıştı.

Elif hala hastaydı, ayağa kalkmak bile istemiyordu. Akşam vakti, yılbaşı hazırlıkları tamamlanmışken gözyaşlarına boğuldu:

Ne çam, ne de Düğme var artık… Babam da bir daha dönmeyecek…

Semra kızının saçını okşayıp gözyaşlarını bastırmaya çalıştı. Sonra tatlı komşu yaşlı kadına Elifi bırakıp dışarı çıktı…

Soğuk hava yüzüne çarptı; kar taneleri etrafında dönüp dans ediyordu. İnsanlar mutlu mutlu dolaşıyor, kendisine gülümsüyorlardı. Ama Semra kimseyi umursamadan umutsuzca Düğmeyi aradı.

Nereye gittin küçük kızım? diye fısıldadı, tekrar tekrar yollardan geçerken.

O sırada küçük bir çam satıcısından geçiyordu. Kaba görünümlü bir adam, tezgahında kalan son ağaçlarla bekliyordu. Semra Hanım durakladı.

Son çamlarım bunlar, hanımefendi. Size indirim yaparım, dedi adam aceleyle.

Herhalde evde ailesi bekliyor Hanımı masayı hazırladı, çocukları pencereyi gözlüyor… diye düşündü Semra.

O sırada genç mutlu bir çift gelip bir çam ağacı aldı.

Kalmadı pek, ama şu son tezgâhtaki var. İster misiniz? Taşımanıza yardım ederim, dedi satıcı.

Semra çaresizce gözlerinin içine baktı. Üzerinde hiç parası yoktu, evde kalan da bu pahalı ağaç için yetmezdi zaten.

Kadıncağız utandı. O sırada arabadaki yerde bir sürü dal parçası gördü.

Şu dallardan alabilir miyim? Çöpe atmayacaksanız dedi çekingen bir sesle.

Adam, dallara ve kadının üzgün yüzüne bakıp iç çekti:

Tabii alın, hatta size taşımanızda da yardım ederim, dedi ve kucak dolusu dalı verdi.

Semra minnetle aldı ve ister istemez kendini anlatmaya başladı:

Kızım hasta, çam ağacını çok istiyor Düğme de kayboldu Bütün umutlarımız yok oldu zaten

Adam bir anda dikkatle dinlemeye başlamıştı. Onu da kısa bir süre önce karısı terk etmişti, ihaneti unutamamış, yeni yıl yalnız geçecekti.

Derken başka bir adam yaklaştı:

Son çamın fiyatı nedir? diye sordu.

Satıldı o. Şurada başka bir tezgahta vardır belki, dedi çam satıcısı.

Semra hayretle baktı.

Ben size bu çamı eve kadar taşıyayım, olmaz mı? diye gülümsedi adam.

Ve Semra, adamın ilk başta göründüğü kadar soğuk olmadığını fark etti.

Ama bende para yok, biliyorsunuz, dedi utangaçça.

Hatırlıyorum, diye başıyla onayladı adam.

Tam bunlar olurken mucizevi bir şey yaşandı. Belki de böyle bir şey ancak yılbaşı arefesinde olurdu.

Adam arabasını açınca Semra bir de baktı ki Düğme koltuğun üstünde, yünden bir süveterin içine sokulmuş uyukluyordu. Uyandığında olan biteni kavrayamamıştı.

Bu Düğme… Sizde nasıl… diyebildi Semra, gözyaşlarını zor tutarak.

Düğme mi? Ben ona Çam dedim. Bugün sabahtan beri buralarda dolanıyordu, hemen fark ettim kaybolmuş Sonra ayaklarımın dibinde kıvrıldı. Haline acıdım, arabaya aldım, donup kalmasın zavallı, gülümsedi adam.

Adı Halildi. Hayvanları çok sever, çocuklarla da çabucak iyi geçinirdi.

Semranın evinde kısa sürede sıcaklık ve huzur doldu. Önceki günlerden daha farklı, daha içten

Belki de her şey böylesine bir yeni yıl mucizesiyle geldi; belki kader ağlarını hep böyle örmüştü…

Kimse bilemez. Bilinen tek şey, yeni kurulan bu ailede artık mutluluk eksik olmuyordu. Ve Düğme, ara sıra hala Çam olarak da anılıyordu.

Hayat, ne yaşarsak yaşayalım, umudu kaybetmemeyi ve bir arada olmanın kıymetini bilmeyi öğretiyor; işte insanın en büyük zenginliği de bu oluyor.

Rate article
Lifequest
Küçük Bir Kızın Umudu, Kayıp Köpek Külü ve Bir Yılbaşı Mucizesi: Tamara’nın Zorluğundan Mutlu Ailesine Uzanan Sımsıcak Bir Hikaye