Gelin Sabretti, Ama Kaynana Gelinliği Bakın Nereye Sürükledi: Asya’nın Kaynanayla Savaşı, İkiz Bebekler ve Bitmeyen Aile İmtihanı

Gelin kaynanasına katlandı, sonunda neler oldu

İkiz mi?! diye ağzımdan kaçtı anneme, yani Sevim Hanıma.

Anneme karşı her zaman saygılı olmaya çalıştım, ama içimdeki sıkıntıyı gizlemek her defasında biraz daha zorlaşıyor. Eşim Elif çok iyi biliyordu: Kayınvalidesinden gerçek bir içtenlik beklemesi boşunaydı. Annem, Elifi hiç sevmediği gibi, oğluna uygun bir eş görmüyordu. Oysa çevremizdekiler tam tersini söylerlerdi; Elifin benim gibi sıradan birine göre fazla iyi olduğunu düşünürlerdi.

Elif ondan daha nazik ve oldukça eğitimliydi. Yirmi üç yaşında ekonomi bölümünü bitirmiş, bir özel hastane zincirinde güzel bir pozisyon elde etmişti. Evet, küçük bir şehirden geliyordu, ama babası orada bir fabrikanın başındaydı, annesi de üniversitede hocaydı. Elifin eğitimsiz ya da görgüsüz olduğu asla söylenemezdi. Ama annem Sevim Hanım yine de onun “memur kızı” olduğunu ima edip dururdu.

Tebrik ederim! Ne güzel, iki tane birden! deyiverdi annem, ama sesi çok coşkulu çıkmamıştı.

O mutluluğa ortak olmayı hiç istemiyordu. Elifin hamileliği çok zorlu geçti, düşük riski vardı. Sonra bu teşhis erken doğum tehdidine döndü. Elif sık sık hastanede yatıyor, korunmaya alınıyordu. Ben, eşimi hemen her gün ziyaret ediyordum, ama annem, evimizden iki durak ötede yaşamasına rağmen, Elifi hiç ziyaret etmedi.

İkizler doğduğu gün taburcu olmaya bile gelmedi. Ben ne kadar ısrar etsem de, hele o ilk kırk günde kapımızı aşındırmadı.

Olmaz! Belki mikrop taşırım. Bırak iyice toparlasınlar, öyle görürüm torunları, dedi.

İkizler üç aylıkken, Elif annemle markette karşılaştı. Annem zorlama bir gülümsemeyle Nasılsınız, bakalım çocuklar nasıl? diye sordu.

Elif gayet sıcak bir gülümsemeyle cevap verdi.

İşte geziyoruz! Puset tabii dev gibi ama napalım, çocuklar temiz hava almalı!

Annem başını sallayıp uzaklaşmak üzereydi ki uzaktan bir arkadaşı onu fark etti. Elini sallayarak gelip yanımıza yanaştı.

Sevimciğim, selam! Aman Allahım, torunların mı bunlar?

Evet, Gülseren… Bütün servetim burada!

Gülseren Hanıma selam verdim. O ise Elife dönüp:

Hem de iki tane! Elifçim, bu zayıflıkla nasıl başardın?

Elif tam bir kahraman! diye ekledi annem.

Bir şaşkınlık içinde anneme baktım. Biraz önce torunlarına yaklaşmaktan kaçan kadın, arkadaşının yanında tam bir şefkatli babaanneye dönüşmüştü. Gülseren ve annem lafa dalmışlardı: İkiz büyütmek mucize, Elif çok başarılı, Sevim Hanım da hep yanında! Annem, hayatımla ilgili öyle hikâyeler anlatıyordu ki, neredeyse sesim çıkmadı. Sonunda Gülseren gideceği yeri hatırladı:

Neyse, benim bankaya yetişmem lazım, kendinize dikkat edin çocuklar, dedi.

Annem otuz saniye bekledi. Gülseren yolun sonunda kaybolunca, yüzündeki gülümseme dondu. Soğukça Hoşça kal deyip hemen döndü gitti.

Akşam eve Elif olanı anlattı. Omuz silktim:

Elif, annem hep böyleydi. Bize de ilgisizdi, ama sağda solda acayip hikâyeler anlatır. Güya benle akşamları ders çalışırmış, aslında dizisinin başından kalkmazdı. Güya küçükken kız kardeşimle üç saat parkta gezdirirmiş; aslında makyaj yapardı, ben ablamı parka götürürdüm. Takılma buna artık!

Elif bunları belki bin kere dinlemişti. Ama insan yine de olaylar yaşandıkça şaşırmadan duramıyor.

***

Yıllar geçti, Sevim Hanımın torunlara ilgisizliği değişmedi. Ta ki bir aksilik olana kadar… Bir taksiden inerken dengesini kaybetti, bacağını kırdı. O zaman kafasında çok akıllıca bir fikir oluştu.

Ben biraz sizde kalayım! deyiverdi.

Birbirimize baktık, bunun nereye varacağını ikimiz de biliyorduk. Ama yine de hayır diyemedik.

Evde tam bir kaos başladı. Çocukların odasına taşınmak zorunda kaldık, yatak odamız Sevim Hanıma geçti. Üçüncü çocuk gibi, her şey onun etrafında döndü: Yemek istiyor, temizlik, banyo, ne isterse marketten getirmek… Her şey onun beklentilerine göre…

İkizler iki buçuk yaşındaydı. Elif işine yarı zamanlı dönmek istiyordu, o yüzden çocukları kreşe verdik. Her sabah, Elif’le birlikte bir yandan ağlayan, bir yandan sıcak yataklarından alınmaya direnen kızlarımızı almaya çalışırdık.

Bir sabah evden çıkmaya hazırlanırken annem beni aradı:

Oğlum! Neden arıyorsun ki, yan odadasın zaten?

Kalkamıyorum, bacağım kırık…

Anne, koltuk değneğin var…

Oğlum, sus! Benim söyleyeceğim şeye kalkmama gerek yok!

Tamam anne, dinliyorum, söyle hızlıca…

Bu evde sabah çok gürültü yapılıyor! Uyuyamıyorum. Kapı çarpıyor, çocuklarınız asla susmuyor!

Sinirimden kızardım. Kapıyı açıp annemin odasına bağırdım:

Madem uyumak istiyorsun, çocukları sana bırakalım mı?!

Annem bir an sustu, şok oldu. Sonra bir daha burada beklemeye dayanamayacağına karar verip, alçısı çıkmadan evine geçti. Ben rahatladım, ama Elif kendini kötü hissetti; kocam annesiyle tartışsın istemiyordu. Ama ne yapsın?

***

Genelde Cuma günleri Elif yarım gün çalışıyordu. Öğlen çocukları kreşten alıp birlikte eve gelir, güzel şeyler alır, evde bir animasyon açıp keyifli vakit geçirirlerdi. O gün de aynısıydı. Yerde yastıkları dağıtmış, projeksiyonu açmışlardı ki kapı çaldı.

Kapıyı Elif açtı. Karşısında annem Sevim Hanım, yanında ise ablamın oğlu Dorukla birlikteydi.

Sevim Hanım, bir şey mi oldu?

Elif, Lena bana Doruku akşama kadar bıraktı. Ama benim hemen bir işim çıktı! Bakar mısın ona bir buçuk saat? Lütfen!

Elif şaşırdı. Doruk, kızlara kıyasla altı ay daha küçüktü ama sessiz bir çocuktu. Elif diz çöküp ona gülümsedi.

Doruk, benimle kalır mısın bugün?

Doruk başını hafifçe salladı. Elif kafasını kaldırınca kayınvalidesi çoktan asansöre binmişti bile.

Ne zaman geleceksiniz?

En geç iki saat sonra!

Elife ve torununa bile düzgün veda etmeden gitti.

***

Akşam eve vardığımda Dorukun mutfakta köfte yediğini görünce şaşırdım.

Eyvah, Doruk! Ne haber, misafir mi geldin? Lena nerede?

Doruk bana güldü, Elif derin bir iç çekti. Aileyle tartışmalara neden olmak istemiyordu ama anlatmadan da duramadı.

Annen getirdi Birkaç saat diye bıraktı. Kendi işine gitti

Peki kaç saat oldu?

Neredeyse beş…

Endişelendim.

Lena nerede?

Elif başını eğdi.

Yazmadım Anneni zor durumda bırakmak istemedim. Sonuçta çocuk ona emanet.

Sinirlendim.

Elif, sen çok iyi niyetlisin. Ama bu normal değil! Annem nerede olduğunu söylemedi mi?

Elif başını iki yana salladı. Lenayı aradım, Dorukun bizde olduğunu anlattım. Hemen geleceğini söyledi.

***

Saat sekiz buçuk olmuştu. Çocuklar odada oynuyordu. Elif, ben ve ablam Lena mutfakta oturuyorduk.

Arkadaşlar, annemi gerçekten bekleyecek miyiz? Çocukların uyuması lazım…

Bir gün geç yatarlar. Ama annemle meseleyi konuşmak gerek.

Lafımızı bitirirken kapı çaldı. Elif açtı.

Hadi bakalım, Doruku almaya geldim! diye atıldı annem.

Elif şaşkınlıkla yutkundu. O sırada ben ve Lena koridora geldik.

Anne, hiç mi vicdanın yok?

Bana nasıl böyle konuşursunuz?!

Anne! Konuyu değiştirme! Ben Doruku sana bıraktım, Elife değil Nedir bu yaptıkların?

Annem gülmeye başladı.

Aman, Lena! Elifin zaten iki çocuğu var, çocuk bakmayı biliyor. Benim işlerim vardı!

İleri atıldım.

Anne! Ne işin vardı? Bu kadar bencilce davranmaya ne hakkın var? Sordun mu bakacak mı diye?

Allah aşkına, neyi soracağım ki!

Tekrar sordum:

Peki nerelerdeydin?

O anda Lenanın kahkahası patladı.

Tahminen annemiz kuaföre gitti. Saçları sabah daha uzundu. Sonra da maniküre Oje rengi bile değişmiş!

Annem utandı, cevap bulamadı.

Hiç utanmıyor musun?! diye tekrar sordum.

Cevap yoktu. Sadece bize bakıyordu.

Yüzyılda bir yardım istesek, torunu karıma yük diye bırakıyorsun! Belki o da kuaföre gitmek istiyor, belki maniküre?

Bir an sessizlik oldu. Sonra annem yüzünü iyice ekşitti, sinirli bir şekilde bağırdı:

Allah aşkına, Oğuz! Elif ne kuaförü, ne manikürü Zaten köyün kızı! Hep öyleydi, hep öyle olacak!

Bir saniyelik bir sessizlik… Sonra kulaklarımızı yırtan bir:

YETER ARTIK, GİT BURADAN!!

Annemin kolundan tutup hızlıca dışarı çıkardım, kapıyı suratına kapattım. Derince nefes aldım. Başımı kaldırdığımda Elifin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hem Lena hem ben ona sarılıp, teskin etmeye çalıştık.

Elif çok incinmişti. Ama bir yandan da baktı ki, Sevim Hanım kendi çocuklarını da umursamıyor; bu da gösteriyor ki sorun Elifte değilmiş. Yalnız iyi biri olmak isteyip de, karşındaki kötü insansa; iyi görünmen mümkün değil.

O günden sonra annemle ilişkilerimiz koptu. Ara ara sadece acil yardım gerektiğinde ablam ya da ben ilgilendik, ama Sevim Hanım aile yaşantısına dahil olmadı. Oğlu ve kızına aylarca küstü, ama sonunda çocukların yanında” olmak isteği galip geldi, ortalığa barış ilan etti. Tabii torunlarda en ufak bir emeği olmadı.

Sadece bir gün, mesaj yazılımında annemin profilinde hepimizin çocuklarının fotoğraflarını ve Tüm büyüten nenelere selam! yazısını gördük. Elif acı acı gülümsedi, Lena ve ben ise gece annemi dillerine doladılar. Elif onların esprilerine gülmemeye çalıştı, ama tutamadı…

Ve ben Hep şunu öğrendim: İnsan çabasıyla iyi olmak ister, ama karşındaki insan seni hiç kimse olarak görüyorsa, onun yanında iyi görülmeye de çalışmamalı. İnsanın asıl ailesi, yanında değerini görebildiğidir.

Rate article
Lifequest
Gelin Sabretti, Ama Kaynana Gelinliği Bakın Nereye Sürükledi: Asya’nın Kaynanayla Savaşı, İkiz Bebekler ve Bitmeyen Aile İmtihanı