— Vasif Amca, yine uykuda mı kaldınız? — Otobüs şoförü Mehmet’in sesi güleryüzlü, ama hafif sitemliydi. — Bu hafta üçüncü kez otobüsün peşinden koşuyorsunuz böyle. Yaşlı emekli, ütüsüz montuyla, nefes nefese, tutunarak zor ayakta duruyordu. Saçları bembeyaz, gözlükleri burnunun ucuna kaymış. — Affedersin Mehmet… — nefeslenip, cebinden buruşuk paralar çıkararak. — Saat galiba yine geri kaldı. Ya da ben… artık iyice yaşlandım. Mehmet Bey otobüsçülüğün duayeni, kırk beş yaşlarında, güneşten yanmış yüzüyle yirmi yıldır aynı hatta insan taşıyor, yolcuları simasından tanıyor. Ama bu dedeyi hiç unutmuyor — her zaman kibar, sakin, her sabah aynı saatte iner biner. — Hadi geçin buyurun, — diyor Mehmet. — Bugün nereye? — Mezarlığa, her zamanki gibi… Otobüs hareket ediyor. Vasif Amca, alışkanlıkla üçüncü sıradaki cam kenarına yerleşiyor. Elinde yıpranmış bir poşet… Sabah, hafta içi, yolcu az. Birkaç genç kız sohbet ediyor, takım elbiseli bir adam telefonda. Her zamanki gibi. — Vasif Amca, — diye sesleniyor Mehmet dikiz aynasından, — her gün gidiyorsunuz, zor gelmiyor mu? — Ne yapayım evlat, — pencereye bakarak kısık sesle, — hanım orada… bir buçuk yıldır. Her gün geleceğim diye söz verdim… Mehmet’in yüreği burkuluyor. Kendisi de evli, hanımını çok seviyor. Hayal bile edemiyor böyle bir şeyi… — Ev uzak mı? — Yok oğlum, otobüsle yarım saat. Yayan olsa bir saat sürerdi — ayaklar da eskisi gibi değil. Emekli maaşı tam binişe yetiyor. Haftalar geçiyor. Vasif Amca, sabah seferinin kadrolu yolcusu oluyor. Mehmet alışıyor, onu bekliyor. Dede gecikirse, Mehmet birkaç dakika bekliyor. — Beklemeyin beni, — bir gün Vasif Amca anlıyor, — saat var, düzen var. — Boş verin, — el sallar Mehmet, — iki dakika bir şey kaybettirmez. Bir sabah Vasif Amca gelmiyor. Mehmet bekliyor… yok. Ertesi sabah yine yok, sonra da yok. — Ya Tamara Abla, bizim her gün mezarlığa giden dededen haber var mı? — soruyor muavine. — Kimbilir, — omuz silkiyor kadın. — Belki hastalandı, belki yakınları geldi. Ama Mehmet’in içi rahat etmiyor. O sessiz teşekkür, o mahzun gülümseme eksiliyor… Bir hafta geçiyor. Mehmet dayanamayarak molada mezarlığın yolunu tutuyor. — Affedersiniz, — kapıdaki görevliye, — her gün gelen yaşlı bir adam vardı, Vasif Amca… Beyaz saçlı, gözlüklü, poşetli… Görmediniz mi? — Tabii, tanırım. Her Allah’ın günü gelirdi, hanımına. — Günlerdir ortalıkta yok… — Hastalandı mı kimbilir… Bir kez adresini söylemişti, şurada Yakacık Mahallesi, 32 numara… Sen nesiydin ona? — Otobüs şoförüyüm. Her gün taşırdım. Yakacık Mahallesi, 32 numara. Eski apartman, dökük boya… Mehmet 2. kata çıkar, ilk kapıyı çalar. Orta yaşlı asık suratlı biri açar. — Ne istemiştiniz? — Vasif Amca’yı arıyorum. Otobüs şoförüyüm, her gün taşıyordum… — Haa, dedeyi diyorsun. O hastanede yatıyor, bir hafta önce felç geçirdi. Mehmet’in içi yanar. — Hangi hastane? — Şehir Hastanesi. Başta kötüydü dediler ama şimdi toparlıyormuş. Mesai sonrası Mehmet hastaneye koşar. Danışmaya sorar. — Vasif Amca? Bizde yatıyor, hangi yakınısınız? — Arkadaşıyım… — deyip toparlanamaz. — Altı numaralı oda, ama yormayın, hâlâ zayıf. Dede, cam kenarında solgun halde yatıyor. Mehmet’i görünce şaşırıyor ve gözleri büyüyor. — Mehmet? Nasıl buldun burayı? — Aradım, — mahcup gülümser, elindeki meyve poşetini bırakırken, — gelmeyince merak ettim. — Sırf benim için mi uğraştın? — yaşlı adamın gözünde bir damla yaş, — Kimim ki ben… — Nasıl kim? Benim kadrolu yolcum. Her sabah beklerim. Dede gözünü tavana diker. — Mezarlığa… on gündür gidemiyorum. Sözümü tutamadım… — Boş verin Vasif Amca, hanımınız anlar. Hastalık bu… — Bilmem… Her gün gider anlatırdım. Şimdi burada yatıyorum, o orada yalnız. Mehmet düşünür, dayanamaz. — İster misin ben gideyim? Hanımınıza selam söylerim, sizi merak etmesin diye… Vasif Amca şaşırır, umutlanır. — Yapar mısınız? Benim için, yabancı için? — Ne yabancısı! — el sallar Mehmet. — Bir buçuk yıldır her sabah görüşüyoruz. Çoğu akrabadan yakınsınız artık… Ertesi gün Mehmet, mezarlığa gelir. Mezar bulur — taşta genç bir kadının fotoğrafı; “Hanife Vasif 1952-2024”. Önce utangaçça, sonra içinden geleni anlatır: — Selamünaleyküm Hanife Hanım. Ben Mehmet, otobüs şoförü. Eşiniz her gün size geliyordu, şimdi hastanede, ama iyileşiyor. Sizi seviyor, yakında tekrar gelir dedi… Bir şeyler daha söyler… Vasif Amca’nın iyi, vefalı biri olduğundan söz eder. Garip hisseder ama doğru yaptığını hisseder. Hastaneye döndüğünde, Vasif Amca biraz toparlanmış, elinde çay. — Gittim, — kısaca aktarır Mehmet, — selamınızı ilettim. — Nasıl, orası iyiydi mi? — sesi titrer. — Her şey yolunda. Komşular çiçek koymuş. Temiz, bakımlı. Sizi bekliyor. Vasif Amca gözlerini kapayıp sessizce ağlar. — Allah razı olsun evlat. Sağ ol… İki hafta sonra Vasif Amca taburcu olur. Mehmet, hastaneden evine bırakır. — Yarın görüşür müyüz? — otobüs inerken sorar. — Tabii oğlum, sekizde, her zamanki gibi. Ve ertesi sabah yine üçüncü sıradadır. Ama artık aralarında farklı bir şey vardır: Sadece şoför-yolcu değil, başka bir dostluk. — Vasif Amca, — bir gün der Mehmet, — hafta sonu arabamla götüreyim mezarlığa. Ne otobüsü, ne bilet, alıştım size. — Oğlum, hiç zahmet etme… — O kadar alıştım ki… Karım da diyor: “Böyle iyi insanlar varken yardım edeceksin.” Sonrası öyle sürer. Hafta içi otobüste, hafta sonu Mehmet’in özel arabasında mezarlığa yolculuk. Bazen Mehmet’in eşi de gelir, arkadaş olurlar. — Biliyor musun, — der Mehmet bir akşam eşine, — iş-güç diyorsun ya, aslında her yolcu bir hikaye, bir hayat. — Doğru düşünüyorsun, iyi ki ilgilenmişsin, — der eşi. Bir gün Vasif Amca söyler: — Hanım öldü diye hayatım bitti sandım. Sonra anladım ki… insanlara yine lazımmışım. Bunu bilmek çok kıymetli. *** Siz de hiç, sıradan insanların büyük işler yaptığını gördünüz mü?

Yine uyuyakaldınız, Vasıf Amca! otobüs şoförünün sesi dostça, ama içinde hafif bir sitem de var. Bu hafta üçüncü kez deli gibi otobüsün peşinden koşuyorsunuz.

Yaşlı adam buruşuk montunun içinde zor nefes alarak, tutunduğu tutacağa yaslanmıştı. Beyazlamış saçları dağınık, gözlükleri burnunun ucuna kaymıştı.

Kusura bakma, Andır… nefesini toparlayınca cebinden buruşuk bir miktar para çıkardı. Saatim galiba geri kalıyor. Ya da ben artık iyice…

Andır Bey, kırk beş yaşlarında, uygun bir bronzluğu olan tecrübeli bir şoför. Yirmi senedir yolcu taşıyor, pek çok yolcuyu yüzünden tanır. Ama bu amcayı özellikle aklında tutmuş her zaman kibar, sessiz, her sabah aynı saatte biner.

Hadi, geçin oturun. Bugün nereye gideceksiniz?

Mezarlığa, her zamanki gibi.

Otobüs hareket etti. Vasıf Amca alışık olduğu yerine geçti şoförden üçüncü sıradaki cam kenarı koltuk. Elinde eski bir plastik poşet, içinde birtakım alet edevat.

Yolcu azdı; hafta içi sabahı. Birkaç üniversiteli kız kendi arasında konuşuyor, takım elbiseli bir adam ise telefona dalmıştı. Olağan manzara buydu.

Söylesenize Vasıf Amca, dikiz aynasından yaşlı adama seslendi Andır her gün gidiyorsunuz oraya? Zor olmuyor mu?

Nereye gideyim evladım, dedi yaşlı adam, pencereye bakarak. Eşim orada… bir buçuk yıldır. Söz verdim, her gün uğrayacağım dedim ya…

Andırın içi burkuldu. O da evli, eşine düşkün. Düşünmek bile istemezdi…

Evden epey uzak mı mezarlık?

Yok ya, otobüsle yarım saat. Yürüyerek gitsem bir saat sürerdi bacaklarım eski halini aratıyor. Neyse ki emekli maaşımdan otobüse yetiyor.

Haftalar geçti böyle. Vasıf Amca, sabah otobüsünün müdavimi oldu. Andır alışıktı, hatta sabahları onu beklemeye başlamıştı. Bazen yaşlı adam geç kalırdı, Andır ona göre birkaç dakika oyalanırdı.

Beklemeyin beni, bir keresinde dedi Vasıf Amca, şoförün kendisini beklediğini fark ederek. Seferin saati belli sonuçta.

Boşverin, elini salladı Andır. Birkaç dakika kimseyi batırmaz.

Bir sabah Vasıf Amca yoktu. Andır bekledi, belki gecikti diye. Sonraki gün yine gelmedi. Bir daha da gelmedi.

Şu mezarlığa giden amca yok ortalıkta, dedi Andır, kondüktör Tamara Ablaya. Hasta falan oldu galiba?

Kim bilir, omuz silkti kadın. Belki akrabaları geldi, belki başına başka bir iş çıktı…

Ama Andırın içine kurt düştü. O sakin yolcuya, her inişteki teşekkürlerine, hüzünlü gülüşüne alışmıştı.

Bir hafta geçti. Vasıf Amca hâlâ yok. Nihayet Andır karar verdi öğlen molasında yolun sonundaki, mezarlığın yakınındaki durağa kadar gitti.

Affedersiniz, girişteki bekçi kadına sordu, burada her gün gelen yaşlı bir adam vardı, Vasıf Amca… Beyaz saçlı, gözlüklü, elinde bir poşetiyle. Hiç gördünüz mü son günlerde?

Aaa, o adam mı! birden canlandı kadın. Tabii bilirim. Her gün eşine gelirdi.

Bir haftadır gelmiyor, fark ettiniz mi?

Evet, hiç uğramadı. Belki hastalanmıştır. Bana bir keresinde adresini söylemişti şurada yakında bir yerde oturuyor, bahçeli evlerin olduğu Sedir Sokakta. Siz nesiniz ona?

Otobüs şoförüyüm. Her gün getirirdim kendisini.

Sedir Sokak 15. Beş katlı eski bir apartman, kapısında boyası dökülmüş. Andır ikinci kata çıktı, rastgele bir kapıyı çaldı.

Kapıyı ellili yaşlarda, biraz asık suratlı bir adam açtı.

Kimi aramıştınız?

Vasıf Amcayı, otobüs şoförüyüm, benimle her gün giderdi…

Haa, on ikinci dairenin ihtiyarı… adam gülümsemeye başladı. Geçen hafta hastaneye kaldırdılar, felç geçirmiş.

Andırın yüreği ağzına geldi.

Hangi hastanede?

Şehir Hastanesine götürdüler. İlk başlarda durumu ağırmış, ama biraz toparlamış diye duydum.

O gün, vardiyasından sonra Andır doğruca hastaneye gitti. İlgili servisi bulup nöbetçi hemşireye sordu.

Vasıf Amca? Evet, bizde yatıyor. Siz nesisiniz?

Tanıdığıyım… nasıl açıklayacağını bilemedi.

Altıncı odada yatıyor. Yalnız hâlâ pek zayıf, çok yormayın lütfen.

Vasıf Amca pencere kenarında, rengi solmuş, ama bilinci yerinde yatıyordu. Andırı görünce önce tanıyamadı, sonra gözleri hayretle açıldı.

Andır? Sen misin? Nasıl buldun?

Sadece aradım, mahcup bir tebessümle poşete koyduğu meyveleri komodinin üzerine bıraktı şoför. Gelmeyince meraklandım.

Benim için mi endişelendin? yaşlı adamın gözleri hafifçe doldu. Kimim ki ben…

Nasıl kim? Benim sürekli yolcum. Alıştım, her sabah bekliyorum seni.

Vasıf Amca sustu, tavana bakakaldı.

On gündür mezarlığa gidemiyorum, dedi kısık sesle. Bir buçuk yılda ilk kez. Verdiğim sözü tutamadım…

Olsun be Vasıf Amca, eşin seni anlar. Hastalık ciddi mesele.

Bilmem… başını salladı yaşlı adam. Her gün uğrayıp anlatırdım ona halimi, havadan sudan… Şimdi burada yatıyorum, o da orada yalnız…

Andır, insanın içini dağladığını hissetti ve kararlı bir şekilde söyledi:

İstersen ben gideyim. Eşine selam söylerim, hastanede olduğunu, yakında iyileşeceğini aktarırım…

Vasıf Amca ona döndü; gözlerinde hem kuşku hem umut belirdi.

Gerçekten yapar mısın bunu? Hiç tanımadığın biri için?

Ne demek tanımam, elini salladı Andır. Bir buçuk yıldır her sabah görüşüyoruz. Pek çok akrabamdan daha yakınımsın.

Ertesi gün, hafta sonu, Andır mezarlığa gitti. Mezar kolayca bulundu taşında yumuşak bakışlı bir kadının gençlik fotoğrafı. Yasemin Vasıf Yılmaz. 1952-2024.

Başta çekingen konuştu ama sonra kelimeler kendiliğinden geldi:

Selam Yasemin Hanım. Ben Andır, otobüs şoförü. Eşin her sabah geliyordu size. Şimdi hastanede yatıyor ama iyileşiyor. Dedi ki, sizi çok seviyor, en kısa zamanda kendisi gelecek…

Biraz daha konuştu Vasıf Amcanın ne iyi, ne vefalı adam olduğundan, gün gibi özlediğinden… İçinde doğru olanı yaptığına dair sıcak bir hisle mezarlıktan ayrıldı.

Hastaneye geldiğinde Vasıf Amca yatakta çay içiyordu. Rengi biraz düzelmiş, daha dinç görünüyordu.

Gittim, kısaca söyledi Andır. Ne istedin varsa söyledim.

Ve orada, nasıl… iyi mi her şey? sesi titriyordu.

Her şey tertemiz, çiçekler taptaze. Komşuları getirmiş sanırım. Etrafı temizlemişler, çok bakımlı. Sizi bekliyor orada.

Vasıf Amca gözlerini kapadı, yüzünden yaşlar süzüldü.

Sana teşekkür ederim, evladım. Allah razı olsun…

İki hafta sonra Vasıf Amcayı taburcu ettiler. Andır onu hastane önünde karşıladı, evine kadar bıraktı.

Yarın yine görüşür müyüz? yaşlı adam arabadan inerken sordu.

Mutlaka, başıyla onayladı Vasıf Amca. Sabah sekizde, her zamanki gibi.

Ve gerçekten, ertesi sabah, adam yine yerindeydi. Ama artık Andırla arasında bir şey değişmişti. Sadece şoför-yolcu ilişkisi değil, daha fazlasıydı bu.

Bak şimdi Vasıf Amca, günlerden birinde dedi Andır, hafta sonları sizi ben götüreyim. Otobüsle değil, özel arabam var, zevk bile duyarım.

Olur mu öyle şey, neden zahmet ediyorsun?

Çünkü alıştım size. Hem eşim de dedi ki, Böyle ciğerli insanlar için elimizden geleni yapmalıyız.

Bundan sonra hafta içi otobüsle, hafta sonu ise Andırın özel arabasıyla gider oldular mezarlığa. Bazen Andırın eşi de gelirdi; tanıştılar, dost oldular.

Biliyor musun, bir akşam eşine dedi Andır, bu işi hep iş gibi görürdüm. Sefer, yol, yolcu… Ama meğer herkesin bir hikâyesi, bambaşka bir hayatı var bu otobüste.

Çok haklısın, dedi eşi başını sallayarak. İyi ki kulak arkası etmedin.

Bir gün Vasıf Amca da onlara şöyle dedi:

Yasemin öldükten sonra sandım ki, hayat bitti, artık kimseye lazım değilim. Ama öyle değilmiş… İnsan olmak, bir başkasına el uzatmakla anlam buluyormuş. Demek ki hâlâ değerim varmış.

***

Siz hiç içinizden gelenin ötesine geçip, sessizce büyük işler yapan insanlara da rastladınız mı?

Rate article
Lifequest
— Vasif Amca, yine uykuda mı kaldınız? — Otobüs şoförü Mehmet’in sesi güleryüzlü, ama hafif sitemliydi. — Bu hafta üçüncü kez otobüsün peşinden koşuyorsunuz böyle. Yaşlı emekli, ütüsüz montuyla, nefes nefese, tutunarak zor ayakta duruyordu. Saçları bembeyaz, gözlükleri burnunun ucuna kaymış. — Affedersin Mehmet… — nefeslenip, cebinden buruşuk paralar çıkararak. — Saat galiba yine geri kaldı. Ya da ben… artık iyice yaşlandım. Mehmet Bey otobüsçülüğün duayeni, kırk beş yaşlarında, güneşten yanmış yüzüyle yirmi yıldır aynı hatta insan taşıyor, yolcuları simasından tanıyor. Ama bu dedeyi hiç unutmuyor — her zaman kibar, sakin, her sabah aynı saatte iner biner. — Hadi geçin buyurun, — diyor Mehmet. — Bugün nereye? — Mezarlığa, her zamanki gibi… Otobüs hareket ediyor. Vasif Amca, alışkanlıkla üçüncü sıradaki cam kenarına yerleşiyor. Elinde yıpranmış bir poşet… Sabah, hafta içi, yolcu az. Birkaç genç kız sohbet ediyor, takım elbiseli bir adam telefonda. Her zamanki gibi. — Vasif Amca, — diye sesleniyor Mehmet dikiz aynasından, — her gün gidiyorsunuz, zor gelmiyor mu? — Ne yapayım evlat, — pencereye bakarak kısık sesle, — hanım orada… bir buçuk yıldır. Her gün geleceğim diye söz verdim… Mehmet’in yüreği burkuluyor. Kendisi de evli, hanımını çok seviyor. Hayal bile edemiyor böyle bir şeyi… — Ev uzak mı? — Yok oğlum, otobüsle yarım saat. Yayan olsa bir saat sürerdi — ayaklar da eskisi gibi değil. Emekli maaşı tam binişe yetiyor. Haftalar geçiyor. Vasif Amca, sabah seferinin kadrolu yolcusu oluyor. Mehmet alışıyor, onu bekliyor. Dede gecikirse, Mehmet birkaç dakika bekliyor. — Beklemeyin beni, — bir gün Vasif Amca anlıyor, — saat var, düzen var. — Boş verin, — el sallar Mehmet, — iki dakika bir şey kaybettirmez. Bir sabah Vasif Amca gelmiyor. Mehmet bekliyor… yok. Ertesi sabah yine yok, sonra da yok. — Ya Tamara Abla, bizim her gün mezarlığa giden dededen haber var mı? — soruyor muavine. — Kimbilir, — omuz silkiyor kadın. — Belki hastalandı, belki yakınları geldi. Ama Mehmet’in içi rahat etmiyor. O sessiz teşekkür, o mahzun gülümseme eksiliyor… Bir hafta geçiyor. Mehmet dayanamayarak molada mezarlığın yolunu tutuyor. — Affedersiniz, — kapıdaki görevliye, — her gün gelen yaşlı bir adam vardı, Vasif Amca… Beyaz saçlı, gözlüklü, poşetli… Görmediniz mi? — Tabii, tanırım. Her Allah’ın günü gelirdi, hanımına. — Günlerdir ortalıkta yok… — Hastalandı mı kimbilir… Bir kez adresini söylemişti, şurada Yakacık Mahallesi, 32 numara… Sen nesiydin ona? — Otobüs şoförüyüm. Her gün taşırdım. Yakacık Mahallesi, 32 numara. Eski apartman, dökük boya… Mehmet 2. kata çıkar, ilk kapıyı çalar. Orta yaşlı asık suratlı biri açar. — Ne istemiştiniz? — Vasif Amca’yı arıyorum. Otobüs şoförüyüm, her gün taşıyordum… — Haa, dedeyi diyorsun. O hastanede yatıyor, bir hafta önce felç geçirdi. Mehmet’in içi yanar. — Hangi hastane? — Şehir Hastanesi. Başta kötüydü dediler ama şimdi toparlıyormuş. Mesai sonrası Mehmet hastaneye koşar. Danışmaya sorar. — Vasif Amca? Bizde yatıyor, hangi yakınısınız? — Arkadaşıyım… — deyip toparlanamaz. — Altı numaralı oda, ama yormayın, hâlâ zayıf. Dede, cam kenarında solgun halde yatıyor. Mehmet’i görünce şaşırıyor ve gözleri büyüyor. — Mehmet? Nasıl buldun burayı? — Aradım, — mahcup gülümser, elindeki meyve poşetini bırakırken, — gelmeyince merak ettim. — Sırf benim için mi uğraştın? — yaşlı adamın gözünde bir damla yaş, — Kimim ki ben… — Nasıl kim? Benim kadrolu yolcum. Her sabah beklerim. Dede gözünü tavana diker. — Mezarlığa… on gündür gidemiyorum. Sözümü tutamadım… — Boş verin Vasif Amca, hanımınız anlar. Hastalık bu… — Bilmem… Her gün gider anlatırdım. Şimdi burada yatıyorum, o orada yalnız. Mehmet düşünür, dayanamaz. — İster misin ben gideyim? Hanımınıza selam söylerim, sizi merak etmesin diye… Vasif Amca şaşırır, umutlanır. — Yapar mısınız? Benim için, yabancı için? — Ne yabancısı! — el sallar Mehmet. — Bir buçuk yıldır her sabah görüşüyoruz. Çoğu akrabadan yakınsınız artık… Ertesi gün Mehmet, mezarlığa gelir. Mezar bulur — taşta genç bir kadının fotoğrafı; “Hanife Vasif 1952-2024”. Önce utangaçça, sonra içinden geleni anlatır: — Selamünaleyküm Hanife Hanım. Ben Mehmet, otobüs şoförü. Eşiniz her gün size geliyordu, şimdi hastanede, ama iyileşiyor. Sizi seviyor, yakında tekrar gelir dedi… Bir şeyler daha söyler… Vasif Amca’nın iyi, vefalı biri olduğundan söz eder. Garip hisseder ama doğru yaptığını hisseder. Hastaneye döndüğünde, Vasif Amca biraz toparlanmış, elinde çay. — Gittim, — kısaca aktarır Mehmet, — selamınızı ilettim. — Nasıl, orası iyiydi mi? — sesi titrer. — Her şey yolunda. Komşular çiçek koymuş. Temiz, bakımlı. Sizi bekliyor. Vasif Amca gözlerini kapayıp sessizce ağlar. — Allah razı olsun evlat. Sağ ol… İki hafta sonra Vasif Amca taburcu olur. Mehmet, hastaneden evine bırakır. — Yarın görüşür müyüz? — otobüs inerken sorar. — Tabii oğlum, sekizde, her zamanki gibi. Ve ertesi sabah yine üçüncü sıradadır. Ama artık aralarında farklı bir şey vardır: Sadece şoför-yolcu değil, başka bir dostluk. — Vasif Amca, — bir gün der Mehmet, — hafta sonu arabamla götüreyim mezarlığa. Ne otobüsü, ne bilet, alıştım size. — Oğlum, hiç zahmet etme… — O kadar alıştım ki… Karım da diyor: “Böyle iyi insanlar varken yardım edeceksin.” Sonrası öyle sürer. Hafta içi otobüste, hafta sonu Mehmet’in özel arabasında mezarlığa yolculuk. Bazen Mehmet’in eşi de gelir, arkadaş olurlar. — Biliyor musun, — der Mehmet bir akşam eşine, — iş-güç diyorsun ya, aslında her yolcu bir hikaye, bir hayat. — Doğru düşünüyorsun, iyi ki ilgilenmişsin, — der eşi. Bir gün Vasif Amca söyler: — Hanım öldü diye hayatım bitti sandım. Sonra anladım ki… insanlara yine lazımmışım. Bunu bilmek çok kıymetli. *** Siz de hiç, sıradan insanların büyük işler yaptığını gördünüz mü?