Annemin Yolundan Gitmek İstemiyorum: Kendi Hayatımın Senaryosunu Yazmak ve Ailede Sınırlar Çizmek

Annemin Senaryosunu İstemiyorum

Anneme karşı her zaman her şeyimi açıkça konuşabildiğime inanırdım. Hemen hemen her şeyimi. Çocukluk korkularımı, ilk başarılarımı, on altı yaşımda kalbimin kırılışını Her şeyimizi paylaşırdık.

Evlendikten sonra aramızdaki o güven bağı kopmadı, aksine daha da güçlendi sandım.

Annem eşimi çok severdi. Hep Metin tam bir adam olmuş, gerçekten iyi biri derdi. Kızım Elif doğduğunda ise mutluluktan gözleri parlar, bahçesinden topladığı sebzeleri getirir, torununa giysiler alır, Elife sevgiyle bakardı.

Eşime bile Bak, dünyanın en iyi annesine sahibiz, derdim; o da gülerek başını sallar, hak verirdi.

Sonbaharda, hayatım bir anda tersine döndü. Annem yine elinde poşetler, bagajında torbalarca havuç, maydanoz, elma, turşu kavanozlarıyla geldi.

Anne, bu kadar çok yiyecek ne yapacağız ki? diye iç çektim. Biz Elifle baş başa kaldık, Metin göreve gitti, bu kadar şeyi tüketemeyiz.

Komşuya, arkadaşlarına verirsin, diyerek el salladı ve Elifi öptü. Torunuma en doğalını, en güzelini getirmek boynumun borcu!

Çay demlemek için mutfağa geçtim. Annem Elifi odada uyutmak istedi. On dakika sonra yanlarına gitmek için koridora çıktım ve bir anda duraksadım. Salondan annemin sesi geliyordu. Düşük, heyecanlı ve… sanki bambaşka birine ait.

Yok, şikâyet etmiyorum Ayşe, ama içim parçalanıyor. Böyle hayat olur mu? Metin habire görevde, eve döndüğünde eline üç beş kuruş geçiyor. Aysel ise… Oturuyor. Düşünebiliyor musun? Kızı iki yaşına geldi, bırak artık, kreşe gitmeli, çalışmaya başlamalı. O hâlâ evde oturup çocuğa ninni söylüyor: Elif küçük, alışmadı. Tembellik bu! Omuzuma yaslandılar, alıştılar da yardıma. Ben tabii ki yardım ediyorum, giysi alıyorum, yiyecek getiriyorum. Ama bu bir çıkmaz! Hem de aralarında bir aşk da görmüyorum Metin çok değişti, buz gibi, Aysele hiç ilgi göstermiyor. Aysel de bana bir şey anlatmaz tabii, dert yanmaz, ama ben anlıyorum

Bu lafları duymak Sanki dünya başıma yıkıldı. Üç beş kuruş Sırtıma bindiler Buz gibi Bir kamçı darbesi gibi saplandı her cümlesi. Ellerime baktım: sabah akşam çocuğumu kucağımda taşıyan, besleyen, okşayan eller Tembelin elleri diye içimden geçirdim.

Salondan annemin ağır sözleri devam ediyordu. Formdan düştü, artık hiç bir şey istemiyor diyordu. Daha fazla dayanamadım. Sessizce yatak odasına süzüldüm, kapıyı çekip yatağa iliştim. Elifin nefesi huzur veriyordu, dünyamla kalan tek bağlantım oydu.

Ne yapmalıydım? Çığlık atıp kapıyı çarpıp gitmesini mi söylemeliydim? Buz gibi bir boşluk çökmüştü içime. O anda anneliğin bana öğrettiği gibi; yüzümü sildim, derin bir nefes aldım ve mutfağa geçtim. Otomatik pilota almıştım kendimi.

On dakika sonra annem konuşmayı bitirdi, salona girdi. Yüzü sanki büyük bir yükü üzerinden atmış gibi parlıyordu:

Ay, Ayselciğim, Ayşeyle lafa daldık iyice! dedi masaya oturarak. Elifi uyuturken o da oyuncağını uyuttu, öylece uyuyakaldı. Çayım da buz olmuş tabii!

Ona taze çay koydum. Elimin titrememesine şaşırdım.

Ne anlattınız o kadar? dedim. Dışarıda bir şey mi oldu?

Annem canlandı, gözleri ışıldadı. O ışık, eskiden insan sevgisi sandığım bir parıltıydı.

Ayşenin gelini var ya, Fadime, araba istiyormuş! Ayşe de dertleniyor, oğlu parayı ona harcıyor, yılbaşında bile annesini arayıp kutlamamış. Çocuklar elden çıktı vallahi artık!

Sesinde arkadaşına tatlı bir acıma ve taze konuştuğu adalet duygusu vardı. O iki yüzlülükten neredeyse kusacaktım.

Neden dedikodu yapıyorsun? dedim beklediğimden daha kısık sesle. Sana ne başkasının gelininden? Belki de çok geçerli sebepleri vardır hayatında.

Bir anda suratı asıldı. Parıltısı yok oldu, yerine soğuk bir kibir geldi.

Ne dedikodusu? dedi buz gibi. Arkadaşım, destek olmam lazım. Sen aile içi ilişkilerden anlamazsın.

O cümlenin ironisi içimi deldi geçti. Yakınlar

Ona bakınca annemi değil, bambaşka birini gördüm. Dramayla beslenen, kendi yazdığı senaryo uğruna kızından hayat boyu biriktirdiği öfkeleri döken bir kadındı karşımda. Onun yardımı dediği durmadan getirdiği sebzeler, habersizce aldığı lüzumsuz bluzlar Sevginin kanıtı değil, yargılama hakkı satın alma şekliymiş: Ben yardım ediyorsam eleştirme hakkım da var.

Bunları ona söylemek istedim ama vazgeçtim. Zaten anlamayacaktı. O da anladı galiba, yakalandığını hissedip küskün bir şekilde kapıyı çarptı ve gitti. Ben ise sessiz evimde bir başıma kaldım. Boşluğun yerini önce öfke, sonra acı, sonra da tarif edemediğim bir kabulleniş aldı.

Annemin gençliğini düşündüm. Beni tek başına büyütüşünü, iyi bir işe girdiğinde nasıl gururlandığını, en büyük korkusunun el alem ne der olmasını Hayatını statüye, saygı görmeye, dışarıya karşı düzgün görünmeye adamıştı annem.

Benim seçtiğim hayat, küçük ve mütevazı ama sıcak ve sevgi dolu aile yaşantım, çocuğumla kalmayı kariyerin önüne koyuşum Ona bir utanç, bir başarısızlık, bir çıkmaz gibi geliyordu. Bunu teyze Ayşeye ya da komşu Nevine anlatamazdı. Onun hayali bir başarı öyküsüydü, ben ise sadece sıradan bir mutluluğu yaşatmıştım.

Ertesi gün bir mesaj geldi annemden: Dün seni kırdıysam özür dilerim. Seni sevdiğimi biliyorsun. Eskiden hemen özür dilerdim. Şimdi ise telefonu kenara koyup cevap vermedim. Belki beklediğim uzlaşı hadisesi, beklemediğim bir biçimde bir hafta sonra oldu.

Günün birinde kapım çaldı, gelen annemin yakın arkadaşı Ayşe Hanımdı. Mahcup bir şekilde Bu tarafta bir işim vardı, dedi. Belli ki aramızda geçenleri biliyor ama utancını saklamaya çalışıyordu.

Çay içtik, Elifle oynadık. Bir süre sonra, Elif lego kuleler yaparken Ayşe Hanım iç çekti:

Ne güzel burada Huzur var, sessizlik var. Çıkmaz falan yok ortada.

Hiçbir tepki vermedim. O bir süre sustu, camdan dışarı baktı.

Benim oğlum başka şehirde, geliniyle çok başarılılar. Kredilere, borçlara battılar; torunumu yılda iki defa anca görebiliyorum. Sen burada, onların aksine yaşıyor gibisin. Biliyor musun, annen çok korkuyor.

Neyden? dedim dayanamayarak.

Sana artık lazım olmadığından Hayatı boyunca verdiği emeğin ve yaşadığı mücadelenin senden karşılık bulmamasından korkuyor. Sen başka bir yol seçtin, bu onun için bir sitem gibi. Bu yüzden senin hayatındaki hataları aramayı, onları konuşmayı seçiyor. O getirdiği patates, havuç… Belki onun tek köprüsü, hayatında hakem olabilmenin tek yolu.

Ayşe Hanımın gözlerinde düşmanlık yoktu, karmaşık bir merhamet vardı. O da belki yorgundu, yıllardır annemin yan rolünde görünmekten.

Neden bunları anlatıyorsunuz? diye fısıldadım.

Annene kızma diye. Kayboldu biraz, ama sınırlarını da güzelce koymalısın.

Ayşe Hanım gitti; ben ise esas olanı anladım: Annemin gerçekliği, onun gerçeği. Benimki ise bambaşka.

Benim gerçekliğim: Görevden döndüğünde bizi ilk kucaklayan, Çok özlemişim diye fısıldayan Metin; başkasına muhtaç olmadan kredimizi ödediğimiz küçük ama sıcacık evimiz; Elifi kreşe ne zaman vereceğime karar verme hakkım; başka hayatlara bakıp kendi mutluluğumu görmezden gelmeyecek cesaretim.

Annemle bir daha büyük hesaplaşmalara girmedim. Yavaş yavaş yeni sınırlar kurmaya başladım. Artık annemle paylaşabileceğim şeyleri seçiyorum; lafı dolandırıp bana dokunabilecek her şeyden uzak duruyorum.

Eleştirilerine (Herkes işe başladı, sen hala evdesin!) sakince cevap veriyorum:

Metinle her şeyi planladık, merak etme.

Her fırsatta giysi, sebze yığmak istediğinde ise şöyle diyorum: Teşekkür ederiz anneciğim, ama bir kutu puzzle yetiyor. Hem Elife beraber geldiğinde birlikte verirsin, daha güzel olur.

Onu sponsor gibi veya hâkim gibi görmekten çıkarıp sadece babaanne olmaya davet ediyorum. Başta kolay olmuyor, annem direniyor, kırılıyor, kırıyor

Ama bazen, çok nadiren, birlikte kurabiye yaparken Elif üstümüzü una buladığında, annemin gözlerine bakıyorum. O ânlarda, yargıç değil sadece torununa hayranlıkla bakan bir nine görüyorum.

Belki de aramızdaki o köprü; un, şeker ve çocuk kahkahasıyla örülmüş, görünmeyen, kırılgan ama umut dolu bir bağdır.

***

Hayattan öğrenmem gereken dersi anladım: En derin, en sarsıcı yaraları düşmanlarımız açmaz. En çok, koruyucumuz sandıklarımızdan bekleriz sevgiyi ve onların sözlerinden inciniriz. O yaralardan sonra en önemli şey, kendimizi kendi gerçeğimizle sarmak. Başkalarının kafasındaki doğruya değil, kendi içimizdeki, eksikleriyle, kusurlarıyla gerçek bize tutunmak.

***

Metine her şeyi anlatınca, sadece sarıldı ve şöyle dedi:

Ne dersin, önümüzdeki ay küçük bir tatil mi yapsak? Elif, hayatında ilk kez deniz görsün; gerçek, canlı bir deniz!

Ve gözlerinde annemin yıllardır bir türlü elde edemediğimiz o mutluluğun azını değil, tam aksine, kocaman bir okyanusu gördüm.

Rate article
Lifequest
Annemin Yolundan Gitmek İstemiyorum: Kendi Hayatımın Senaryosunu Yazmak ve Ailede Sınırlar Çizmek