Babamın Ardında Kalan Kardeş: Komşu Kızı Katya’dan Olan ve Yetim Kalan Üç Yaşındaki Kardeşimi Evlat Edinmeli miyim? Eşim Vefat Etti, Çocuklarım Var; Şimdi Kardeşimin Hikayesiyle Yüzleşiyorum…

Yok canım, oğlan benim değil. Komşum Zelihanın oğlu. Senin kocan eskiden sık sık onlara uğrardı, işte ondan kalma çocuğu. Aynı babası gibi saçları kızıl, yüzü çilli, uzman çağırmaya gerek yok. Benden şimdi ne istiyorsunuz? Kocam daha yeni toprağa verildi, kimlerle ne yaptı hiç bilmem Zaten Zeliha da öldü

Bir gün, bahçede sebze otlarını ayıklarken adının anıldığını duydum Bahariye Bahçede, yıllar önceydi bu Eline siliyle alnındaki teri sildi, kapıya yöneldi. Kapıda tanımadığı bir kadın duruyordu.

Bahar abla, selam! Sana anlatacaklarım var.

Hoş geldiniz, buyurun, içeri geçin

Kadını içeri aldım, çay suyu koydum. Acaba ne anlatacak bana?

Benim adım Nihan. Daha önce tanışmadık, ama köyde duyduk birbirimizi. Açık konuşacağım, rahmetli kocanın bir oğlu varmış. Adı Murat, üç yaşında şimdilerde.

Kadına hayretle baktım, yaşı o kadar ki küçük çocuğun annesi olamazdı.

Yok canım, oğlan benim değil dedim ya. Komşum Zelihanın. Senin rahmetli kocan sık sık onlara uğrardı, oradan işte çocuğu oldu. Aynı babası gibi simsarı ve çilli, uzmana gitmeye bile gerek yok.

Benden ne istiyorsun? Kocam vefat etti, kimlerle ilişki kurmuş bilmem

Artık Zeliha da toprağa verildi Zatürreden, öylece gitti. Çocuk şimdi öksüz.

Zelihanın anası babası da yoktu. Başka şehirden gelmişti, bakkalda çalışırdı.

Çocukcağız yazık, yetimhaneye verilecek mecburen

Benim zaten kendi çocuklarım var, üstelik evladım da iki kızım var benim, hem de evlilikten. Şimdi bu çocuğu da bana mı bırakmak istiyorsunuz? Nasıl cesaret ediyor da gelip rahmetli kocamın dışarıda olan çocuğunu bana al diye teklif ediyorsunuz

Ama oğlu senin kızlar ile kardeş sayılır, tamamen yabancı değil. Üstelik iyi bir çocuk, çok tatlı Şimdi hastanede, belgeleri hazırlıyorlarmış

Beni acındırmaya çalışma. Kim bilir daha kaç çocuğu var rahmetlinin, ben hepsine mi bakacağım?

Benim görevim haber vermekti. Gerisi sana kalmış

Nihan çıktı gitti. Ben de bir bardak çay doldurup düşündüm

***

Yıllar yıllar önce üniversite diplomasını alınca tanıştım Yusuf ile Kız arkadaşlarla eğlenmeye gitmiştik, onlar da masamıza yaklaşmışlar tanışmak istemişlerdi.

Yusuf, kızıl saçları ve çillileriyle ayrıydı.

Neşeli, şakacıydı, şiir de anlatırdı, fıkralar anlatırdı. Beni eve kadar bırakmayı teklif etti o gece.

Kısa sürede evlendik.

Babaannemin evine taşındık, yıllar sonra o rahmetli oldu, tek ev de bize kaldı. Sonra Ayten doğdu, iki yıl sonra Elif Geçimimiz kıttı, para hiçbir zaman yetmezdi.

Sonra Yusufun içki alışkanlığı başladı. Ne kadar mücadele ettiysem de fayda yoktu. Bazen günlerce eve uğramazdı. Sonra da işten atıldı haliyle, ben ise iki işte çalışıyordum.

Boşanmayı düşündüm.

Kızları alır şehre giderim diyordum, halam da yalnızdı, iş bulurum, kaybolmayız diyordum.

Yusuf ise bir gece sarhoşken trafik kazasında hayatını kaybetti.

O kadar üzüldüm ki, teşekkür ettim kaderime sessizce. Mezar başında gözyaşları döktüm. Kızlar da ağladı, babalarına doyamadılar

Meğerse, bir de başka birinden çocuk yapmış

***

O sırada büyük kızım Ayten eve geldi. Uzun boylu, annesine çeken, saçları da babası gibi kızıl.

Anne, yiyecek bir şey var mı? Arkadaşlarla sinemaya gideceğiz de açım! Ama neden düşüncelisin?

Kötü bir haber aldım, dağın gibi geldi. Babanızın başka bir kadından üç yaşında bir oğlu varmış Annesi de yazık ki yeni ölmüş, oğlan şimdi yetimhaneye verilecekmiş. Beni de almak için çağırdılar

Vay canına Şaşırdım Kim annesi, tanıyor musun?

Hayır, şehir dışından gelmiş. Adı Zelihaymış, başka da bilmem

Peki, ne düşünüyorsun? Nerede şimdi çocuk? Onun yatacak kimsesi yok muymuş?

Herhalde yok. Hastanedeymiş, yetimhaneye vermek için belgeleri hazırlıyorlarmış Kızıl saçlıymış, tam babasıymış Hadi haşlanmış patates var, yanında da sucuklu, ye hemen.

Ayten hemen yemeğe oturdu, Elif de katıldı. Onlara baktım ve gülümsedim. İkisi de babalarına çekmiş

Ertesi gün Ayten geldi:

Anne, Elifle hastaneye gittik Kardeşimizi görmeye Çok tatlı, tombiş Bize çok benziyor güneş gibi kızıl saçlı Ağlıyor, annesini çok istiyor

Ona elma ve portakal götürdük. Beşiğinde ayakta, ellerini uzatıyor Hemşire biraz oynamamıza izin verdi. Anne Onu eve alsak, olur mu? Sonuçta bizim kardeşimiz

Sinirlendim.

Böyle hayallere kapılmayın! Babanız sorumsuzdu, şimdi bana mı düştü? Kendi başıma bin türlü derdim var Senin işin kolay, al şunu evimize diyorsun

Başkaları yabancı çocukları alıyor, bu bizim öz kardeşimiz Günahı ne onun, hiç suçu yok. Hani derler ya; çocuklar babalarının hatalarından sorumlu değildir!

Yavrum, bir ağız daha mı açayım? Zaten sürünüyorum, tarladan sebze satıyorum ek gelire, var gücümle uğraşıyorum, şimdi de o çocuğu bana bırakacaksın?

Seneye üniversiteye gideceksin, paraya ihtiyacın var, Elif de büyüyor, onun da istekleri var

Ama devlet sahiplenince yardım veriyor diyorlar Anne, sen kadınsın, nasıl kıyamazsın? Babamız hata etmiş, o belli, ama bu yavrumuzun suçu ne?

İçim öfkeyle doldu. İçimden güzel akıl ettin dedim, bana kalmış yabancı bir çocuk şimdi

Sonra dedim, kendi gözümle göreyim şu çocuğu Ertesi gün hastanenin yolunu tuttum.

Merhaba. Acaba, üç yaşında Murat isminde bir çocuk var, yetimhaneye gönderilecekmiş, diye sordum nöbetçi hemşireye.

Siz nesisiniz? Ne istiyorsunuz?

Görmek istedim sadece. Kocamdan olan bir çocuk, başka kadından Böyle oldu işte

Bakabilirsiniz tabii. Dün kızlarınız gelmiş, oynadı biraz, izin verdim ben de Gittiler, çocuk annesini sordu sonra

Sadece bakacağım, kucağıma bile almayacağım, merak etmeyin

Bakın madem, ne diyeyim.

Kapıyı açtım, içeri girdim ve donakaldım. Tıpkı babası gibi Minik Yusuf Kıvırcık kızıl saçlı, masmavi gözleri Ne güzel çocukmuş Beşiğinde oturuyor, elindeki küplerle oynuyordu. Beni görünce gülümsedi.

Teyze Annem nerede, annemi istiyorum

Annen yok oğlum, Murat

Eve gitmek istiyorum

Birden ağlamaya başladı. Kalbim sızladı, yanına yaklaştım ve çocuğu kucakladım.

Hanımefendi lütfen, bırakın! Sonra ben bu çocuğun ağlamasını nasıl dindireceğim! Hemen tekrar yerine koyun! diye bağırdı hemşire.

Ağlama Murat, ağlama güzelim

Kafasını okşadım, gözyaşlarını sildim.

Beni eve götür Karnım aç, kimseyle oynamıyorum

Tamam, Muratım Söz, döneceğim. Sen şimdi ağlama.

Hastaneden çıkarken içimde huzur vardı. O çocuğu eve alacağımdan artık emindim. Tüm öfkem, o garip ve korunmasız yavruya bakınca bir anda kayboldu. Ne de bizim kızlara benziyor

***

Aradan on beş yıl geçti.

Murat şimdi şehirdeki okula gidecek. Koca delikanlı oldu Zaman nasıl geçti hiç anlamadım.

Oğlum, arada ara olur mu, haber ver Zamanlar da tuhaf, insanın içi kaygılı

Anne, üzülme! Sana söz, mahcup etmeyeceğim kendimi! İki yılda teknikerliği bitiririm. Sonra iş bulurum, arkadaşım Velinin amcası serviste iyi maaş veriyormuş, ben zaten tamir işlerine hevesliyim, hem de diplomam mekanikerlikten olacak

Benim ustam dedim, saçlarını okşadım, o kıvırcık saçlarını

***

Hayat, ormanda dar bir patika gibi, kimi zaman hiç ummadığın yerlere çıkarır insanı.

Bahar, başına başka bir sınav geldi sandı, eski eşinin ihaneti yeni bir dert, yeni bir yük diye düşündü.

Ama gördü ki, dikenli bir acının gölgesinde küçücük bir umut filizi açabiliyor suçsuz bir çocuk, dünyaya geldi diye kimseyi suçlayamazsın.

Bazen kalp, gözün göremediğini görür.

Baharın kalbi, Muratta yabancı kan değil, sevgiye aç birini gördü.

Yabancı bir çocuk çığlığı değil, Anne diye sessizce etti feryadı işitti.

Ve Bahar, aklını ve korkularını dinlemeden, yorulmuş ellerini bu çocuğa uzattı.

Yıllar gösterdi ki merhamet, vazgeçiş değil bir hediyeymiş. Murat fazla bir ağız olmadı. Tarlayı sularken kuyuya su taşıyan, ablası dertliyken güldüren, yıllar geçse Sağ ol anneciğim dediğinde insanı duygulandıran bir yuva oldu bizim ev

Ve işte böyleBahar, Muratı uğurladıktan sonra bahçeye çıktı. Gün akşam alacasıydı, toprağa yeni diktiği kasımpatılara doğru eğildi. Bir zamanlar kendine sorduğu bunca Neden ben?i artık yürekten sormuyordu. Ayten ile Elif üniversiteden dönünce sofrada üç değil dört tabak hazır oluyordu; Murat yaş günlerinde pastaya dört mum dikiyordu, kardeşleriyle gülüp oyun oynuyordu evde. Onun için örülen kazaklarda, hazırlanan harçlıkta Baharın ellerinin emeği, içinin ısısı vardı.

Hayat bazen yarı yolda kalmış hikâyelerin, yarım bırakılmış cümlelerin devamını başka ellerde buluyordu. Bahar, kendi yarasını, başkasının yetimliğini sararken iyileştiğini hissetti. Enin sonunda, bir evde sevinci de, hüznü de paylaşanların birbirine ne kadar benzediklerini; insanı aile yapanın sadece kan değil, gönül, merhamet ve zaman olduğunu öğrendi.

Bir gün Murat telefonda annesine, İyi ki o gün beni bırakmadın, dedi. Bahar, sessizce gülümsedi ve anladı ki, insan bazen umutsuzluk sandığı yolda başka birinin umudu olup çıkıyordu. Bahçedeki rüzgar gülünü okşadı. Evlerinin odalarında, sofralarında, çocuklarının sesinde, geçmişin bütün acı gölgelerine rağmen yepyeni bir hayat başlamıştı.

Ve Bahar, o an içinden geçen tek cümleyi mırıldandı:
Merhametle ekilen hiçbir tohum, toprağında yetim kalmaz.

Rate article
Lifequest
Babamın Ardında Kalan Kardeş: Komşu Kızı Katya’dan Olan ve Yetim Kalan Üç Yaşındaki Kardeşimi Evlat Edinmeli miyim? Eşim Vefat Etti, Çocuklarım Var; Şimdi Kardeşimin Hikayesiyle Yüzleşiyorum…