Eve git! Orada konuşacağız seninle! diye homurdandı Murat, memnuniyetsizce. Bir de sokaktakilere rezil olup kavga mı çıkaralım!
Pekâlâ! diye burun kıvırdı Zühre. Ne olmuş yani!
Zühre, günaha girme, yeter artık! diye tehdit etti Murat. Evde konuşacağız!
Ay ne korkunçsun! dedi Zühre, uzun siyah saçlarını savurup evin yolunu tuttu.
Murat, Zührenin mesafe almasını bekleyip cebinden telefonunu çıkararak mikrofona eğildi:
Evet, eve geçti artık! Orada karşılayın onu. Ne konuştuysak aynen. Ve bodruma indirin azıcık huyu yumuşasın! Ben de birazdan oradayım!
Telefonunu cebine koyarken markete girmeyi düşünüyordu ki, birdenbire tanımadığı bir adam kolunu tuttu.
Kusura bakmayın, böyle laubalilik ettim ama dedi adam mahcup bir tebessümle. Sizinle bir hanımefendi vardı az önce…
Eşim olur, hayırdır? Murat kaşlarını çattı.
Hiç, hiç… Kusura bakmayın, sadece… Ricam olacak, eşinizin adı tesadüf Zühre Tunçel mi?
Zühre, başıyla onayladı Murat. Ve evlenmeden önce soyadı Tunçeldi. Ne var bunda?
Babanın adı da Yusuf mu?
Evet! dedi Murat, sabırsızca. Nereden tanıyorsun eşimi?
Affedersiniz, böyle oldu ama, sizinki doksan üç doğumlu, değil mi?
Aklından hesapladı Murat ve cevapladı:
Evet öyle. Bu ne kadar çok sual! Zühreyi nereden biliyorsun?
Zühre, bu kasabaya sadece üç yıl önce gelmişti. Herkes için bir yabancıydı, geçmişinde ne var ne yok kimse bilmezdi. Kendisi, baskıcı ailesinden zorla evlendirilmek istendiği için kaçtığını anlatırdı.
O yüzden, kimsenin tanımadığı bir yabancının bu kadar ayrıntı biliyor olması Muratı huzursuz etti.
Şimdi, yanlış anlamayın, ben şahsen tanışmıyorum onunla, dedi adam kızararak. Yani, ben kendisinin bir hayranıyım…
Hayranı mı? Bak sana bir iki kaburga eksiltirim şimdi, sırf vücudun incelsin diye! Neyin hayranısın sen, eşimden mi hoşlandın yoksa?
Aman yok, yanlış anladınız! dedi adam panik halinde. Ben onun yeteneğinin hayranıyım!
Zühre’nin öyle özel bir yeteneği yok pek, dedi Murat şaşkınlıkla.
Olur mu! On sekizinde Muay Thaiden ömür boyu diskalifiye almak büyük bir şey! O kadar turnuvayı kazanıp bir anda sahneyi terk etmek… Onu ringde izlemek tam bir şölendi!
Murat elleri titreyerek telefonunu çıkarmaya çalıştı, telefon hoplayıp asfalta düşüp parçalara ayrıldı. Toplayıp tekrar açmak istedi, ama telefon açılmadı.
Murat, gömleği ter içinde eve koştu ve kendi kendine mırıldandı:
Allahım, yetişeyim ne olur!
Zühre kasabaya taşındığında, Murat ilk görenlerden olmuştu. Görülmeyecek gibi de değil! Genç, atletik, hareketli, neşeliydi. İlkokulda beden eğitimi öğretmeni olarak işe girmişti.
Herkes, bir üniversite mezunu olarak zorunlu hizmet için geldi zannetti önce. Meğer yirmi beş yaşındaymış ve kalmaya gelmiş.
Ailesini de taşıyacak sandılar ama bir başına kalakaldı.
Bunun altında bir iş var, dedikodular döndü. Genç, güzel, kasabaya taşınmış! Eminim korkunç bir sırrı var!
Hangi sır kaldı bu devirde? başka biri elini salladı. Ya aşk acısı çekti ya ailesiyle arası açıldı!
Murat, dikkatlice baksa da hemen yanaşmadı.
Kim bilir, neler geçmiş başından… Anlarım zamanla, acele yok.
Bir okuldaki personel odası, dedikodu kazanıdır. Altı ayda Zühreden bir roman çıkardılar.
Annem babam iş insanıydı, iyi insanlardı. Ama bir anda işlerini kaybettiler. Babam da beni uygun bir adama verip işleri kurtarmak istedi. Yani evlendirmek…
O adamı bir görmeliydiniz! Ben de kaçıp geldim…
Yalnız mısın, diye sormuştu arada bir öğretmen.
Her yerde insan var, omuz silkti Zühre. Hiç değilse kendi ayaklarım üzerinde dururum; sevmediğim biriyle yaşamam!
Evlilik de değildi bu, tam bir satış!
Boş ver, burda da aşkını bulursun! demişlerdi meslektaşları. Kasaba küçük ama iyi insanlar da var!
Zühre anlatınca, hikâyesi ağızdan ağıza ulaşınca Murat kararını verdi.
Alacağım onu! Bizimkiler hem açgözlü hem de alıngan oldu. Bu kız hem yabancı hem de ailesiyle gelmeyecek!
Annesine, babasına ve abisine böyle anlatıyordu.
Genç, sağlıklı, spordan anlıyor! Boşuna mı beden eğitimi hocası! Evlatları da güçlü olur, ev işlerine de koşturur! Kaç derse girecek ki okulda zaten!
Harika bir aday, diye onayladı ailesi. Şımartmazsa da öğretiriz, bizim usulce!
Neden evlenmeleri kesin sanılıyordu? Murat yakışıklıydı da ondan. Hem de sebze hali müdür yardımcısıydı.
Denetim gelince, işi bırakıp koşa koşa denetçiye, optimizasyon, rasyonelleştirme diye kafa şişirmiş; müdür kalsın deyip Muratı müdür yardımcısı yapmışlardı. Aslında bütün sebze halini Murat getirmişti ayakta tutan.
Çalışanlar Murat Beyin cezaları çok ağır diye sızlanırdı. Abisi Birol ise güvenlik müdürüydü insan azmanı.
Ama herkes göz yumdu, çünkü hırsızlık bitmişti.
Zühre, dürüst, ailesine bağlı bir adama nasıl hayır desindi? Önce çıkmaya başladı, sonra tekliflere karşılık verdi sonunda da kabul etti.
Murat, Zühreyi yurdundan alıp eve getirdi.
Gelin hanım, şimdi bir bil ki cümlemiz bir arada yaşıyoruz! kaynana hemen konuşmaya başladı.
Her şeyi birlikte yaparız, birbirimize yardım ederiz! Evdeki kurallar böyledir!
Bizde hiç kural yoktu, dedi Zühre. Yalnız bileyim, eski kurallar yüzünden buraya kaçtım; artık yeni kurallara alışırım!
Başlarını sallayarak, ilham dolu karşıladılar bunu.
Ama bir şey söylemem lazım; hiçbir işi bilmiyorum, dedi Zühre çekinerek. Benim ailemde yardımcılar vardı, kendim yapmadım.
Hallederiz! dedi kayınpeder. Öğrenirsin! Akıllıysan öğrenirsin!
Sanırım evet, dedi Zühre, ama haksızlığa gelemem.
Güzel kızım, dedi kaynana tekrar, adalet görecelidir! Bin yıllık evlilik kuralları geçerli! Eşine ve ailesine saygı duy! Kadının süsü, itaati ve yumuşak huyluluğudur!
Peki, âdet böyleyse, omuz silkti Zühre, ama Benim için domuz bağı var mı? Dövme filan?
Ne bağı, ne dövmesi! dedi kayınpeder gülerek.
Ama Zührenin kehaneti kısa zamanda çıktı. Evlendikten bir ay sonra, özgürlüğü tamamen çekildi.
Sadece işe ve markete! Diğer tüm işler için:
Nereye gidiyorsun yine? Evde iş çok! Bahçe, tavuklar, ördekler var! Zühre! diye bağırıyordu kaynana Fatma Hanım. Çünkü aileyiz! Yalnız başıma çekemem bunları!
Gerçi Fatma Hanım abartmıyordu. Murat ve abisi sürekli hallededirlerdi. Sabah erkenden gecenin körüne… Bazen geceyi de orada geçirirlerdi, sebze hâli sürekli iş yapardı.
Kayınpeder sırtı ağrır, ayakları sızladığı için bir işe el atmaz, kendi kendine vaaz verirdi.
Evde koca yük Zühre ve Fatma Hanımın üstündeydi.
Ama Fatma Hanımın da yaşı vardı; tansiyon çıkardı, kemikleri ağrır, ya da başı ağrır yere yıkılırdı. Ev işlerinde tatil yok!
Ee, özel hayat nerede? soruyordu Zühre. Yani, eşle olan hayat değil ama sinema, kafe, bir gezmek? Hala arkadaşım bile yok!
Evli kadına arkadaş gerekmez! Hele arkadaşın şerrinden Allah korusun!
Kafe, sinema ise: Eşinle konuş ona! Bir kadın tek başına halkın içinde uygun değil! Burası şehir mi, neler çıkar!
Hakikaten mi? hayret etti Zühre.
Sen büyük şehirde yaşadın tabi, burada ise herkes birbirini tanır! Yanlış bir hareket mi yaptın, yapıştırmaz mı sana etiketi!
Zühre, hayatını eve gömmeye hazır değildi.
Çalıştı, işleri halletti, haksızlığa karşı çıktı, bazen rest çekti, bazen sesini yükseltti, bazen net konuştu.
Emeğe gelince eşit olmalı! derdi. Birisi yatar, öbürü çalışırsa, yokum o işte!
Evliliklerinin üzerinden iki buçuk yıl geçti, Zühre aynıydı. Her işte adalet istedi. Eğer olmazsa, bırakıyordu.
Bu da ne asi kız! yüksek sesle derdi kaynana Fatma Hanım, Zühreyi markete gönderirken. Ben bir dedim, o beş cevap aldı!
Bana da itaat etmiyor! dedi kayınpeder Yusuf Bey. Bir su istedim, getirmiyor, işi varmış!
Murat, bu iş olmaz, dedi abisi Birol. Anne babamıza karşı geliyor! Böyle şeye göz yumulur mu?
Ben de anlıyorum! Bana laf yetiştiriyor, koca benim! Evcilleştirmek lazım, sirk ayına çevirdi! Bir de çocuk olursa, ben anneyim diye eve kraliçe olur!
Hazırlık yapalım, dedi Birol. Merkezde gezdir sonra tek başına eve sal! Biz de bekleyip konuşacağız!
Olmazsa, biraz da kuvvet gösteririz! Hâlâ razı gelmezse, bodruma kilitleriz, okulda tatilde deriz! Bir ay yatar sakinleşir!
Dediklerini yaptılar. Murat Zühreyi dolaştırırken, aile hazırlandı, kutsal gazla doldu ve Muratın telefonu çalmasını beklediler.
Murat ise yetişemedi.
Bahçe kapısı yerindeydi, ama evin kapısı yoktu, sanki hiç olmamış gibi. Holde Birol yere oturmuş, kolunu tutarak ağlıyordu. Murat elinden telefonu alıp ambulansı aradı:
Adresi söyle! diye bağırdı şoktan. Birkaç araç salın diye de ekle!
Birol başını salladı, acıdan grimsi kesilmişti.
Antrede mobilya kırıkları arasında Yusuf Bey yatıyordu. Bilinci yoktu ama yaşıyordu. En azından sevindiriciydi. Mutfakta, kapının yanında Fatma Hanım oturuyordu.
Yerde, yüzünde muhteşem bir morluk, elinde ikiye bölünmüş devasa bir oklava, bayramlarda hamur açtığı oklava.
Masada ise Zühre çay içiyordu, gayet sakindi.
Sevgilim? başını kaldırdı Zühre. Kendi payını mı almaya geldin?
Yo, şey… mırıldandı Murat.
O zaman ne teklif edeceğimi bilmiyorum, baktı Zühre. Belki biraz adalet aile ilişkilerine?
Keşke önceden söyleseydin! dedi Murat. Az daha insanları…
Ölçüsünü bilirim! Kim neyle geldiyse, onunla karşılık verdim!
Oklavayı dizimde kırdım! Annen de bana dokunmadı, kapıdan kaçarken takılıp düştü!
Peki şimdi ne olacak? diye sordu Murat.
Sanırım, artık huzurla yaşarız! Ve asıl önemlisi, adaletle! Boşanmayı kafana bile takma; bebek bekliyorum! Çocuğumun hem annesi, hem babası olacaksın!
Murat yutkundu:
Tamam, sevgilim!
Herkes iyileşip sakinleşince, ailedeki kurallar biraz değişti.
Evde artık huzur ve adalet vardı. Bir daha kimse kimseye zulmetmedi.




