Düğün Olmayacak: Ailesinin Baskısına Direnemeyen Bir Erkek, Yıllardır Bekleyen Sevgili ve Kız Kardeşin Gölgesinde Kalan Hayaller

– Bugün niye böyle sessizsin? diye sordum Esra’ya. Hani bu cumartesi yatak odası için mobilya bakmaya gidecektik ya, senin keyfin pek yok gibi. Bir şey mi oldu?

Emre’nin artık bunu ya şimdi ya da hiç söylemesi gerekiyordu. O anı kaçırmamalı, Şimdi söylemeliyim, dedi içinden.

– Esracığım Sana bir şey söylemem lazım. Şu evlilik meselesiyle ilgili.

Esra bu konuşmayı aylardır bekliyordu. Birlikte şöyle konuşmuşlardı; düğün çok şatafatlı olmayacak, aile arasında sade bir nişan; ama içten içe biliyordu ki, Emre kendisine büyük, masraflı, herkesin konuşacağı bir düğün yapmak istiyordu. Yani, Esra bu konuşmayı sabırsızlıkla bekliyordu.

– Uzatmadan söyle ne diyeceksen. Galiba ne söyleyeceğini tahmin ediyorum, diye hafifçe gülümsedi Esra.

Ama Emreden beklenmeyen bir cümle geldi:

– Düğünü biraz erteleyelim mi Ha, düğünü erteleyelim diyorum.

Bu, Esra’nın beklediği konuşma değildi.

– Erteleyelim mi? diye sersemledi Esra. Ne çıktı şimdi bu? Niye erteleyelim? Daha geçen hafta davetiye tasarımı için konuşmadık mı? Hani sen uğraşmıştın davetlilerle Kimi çağıracağımızı hep beraber kararlaştırmamış mıydık? Yoksa Vaz mı geçtin benimle evlenmekten?

Melodram tadında, şimdi Emrenin çıkıp, Artık eskisi gibi hissetmiyorum, demesini bekledi.

Ama Emre senaryoyu bozdu.

– Para işi sıkıntılı biraz, diye mırıldandı, Maaşı geç yatırıyorlar. Köşeye koyamıyoruz bir türlü. Bir de Altı aydır birlikte yaşıyoruz daha. Sence de hızlı değil miyiz biraz?

– Hızlı mı? Esra bir an yutkundu, Emre, üç yıldır sevgiliyiz, altı ay da aynı evdeyiz. Sana göre hâlâ erken mi yani?

Emre artık o kadar korkmuş gözükmüyordu.

– Esra, kavga çıkmasın istiyorum. Sadece küçük bir mola, başka bir şey değil. Evlilikten vazgeçmedim. Ama düğün de pahalı bir şey.

– O zaman nikahı ikimiz kıyalım, yakın dostlarla ufak bir kutlama yaparız.

– Esra, o zaman hayalindeki gibi bir düğünümüz olmaz.

– Olmasın, vallahi boş versinler!

– Ama sen hayal kurmuştun

– Bi zahmet unuturum hayalimi!

Bahane bulup duruyordu işte.

– Esra

– Açık konuş, ne oldu? Beni artık sevmiyor musun, başka biri mi var? Çünkü düğün pahalıymış bahanesini pek gerçekçi bulmadım.

Emre başını iki yana salladı.

– Yok Esra. Vallahi yok. İnan bana. Sadece her şey mükemmel olsun istiyorum. Şimdi o imkanı sunamıyorum. Bir de Altı ay oldu daha, birbirimize alışmadan nikah kıymak bana acele geliyor. Belki tam uygun muyuz değil miyiz bakmamız lazım…

Yani söylediklerinde mantık vardı, ama içgüdüleri Esraya Bir şeylerin ters olduğunu fısıldıyordu. Emre, daha önce hiçbir konuda bu kadar ısrarcı olmamıştı. Zaten kısa sürede evlenmek isteyen de Emrenin kendisiydi.

Ama Esra inandırmış gibi yaptı kendini.

Bu konuşmadan sonra Emre sıradan erkekten ideal eş rolüne geçti. Her şeye daha çok dikkat ediyor, markete gittiklerinde Esra ne isterse onu soruyor, bulaşığı kendi yıkıyor Ama surat hep asık. Eskisi gibi somurtkan değil, kötümser Gece gece tavanı seyrediyor iç çekiyor, Esra sordukça da Bir şey yok, yorgunum diye kestirip atıyor.

Esra üstüne gitmemeye çalıştı. Sonra, sonra, sonra, diye içini susturuyordu.

Aradan iki hafta geçmedi, Emrenin anne babası eve davet etti. Esra binbir bahaneyle gitmemek için direndi. Düğün konusuna kesin laf açılacaktı. Emre de hiç sözü açmıyordu, ama ailesi sorarsa hangisi cevap verecekti? Zor durum.

Ama gitmek farz oldu.

Ve tabi sohbet ortasında düğün mevzusu patladı.

– Hadi bakalım, ne zaman sevindiriyorsunuz bizi? dedi Emrenin annesi, babası televizyona geçmişken. Şimdiden oturacak yeri bulduk, yirmi kişilik masa Hangi güne rezervasyon yapalım?

Emre de Esra gibi ölü balık suratla koltukta oturuyor. Ortada düğün mü olacak ki rezervasyon olsun.

– Anne, söylemiştik ya Erteledik, dedi gelip giden bir sesle.

– Ertelediniz mi? Niye? Paran mı yok oğlum? Emre, erkek dediğin azıcık ilerisini de düşünsün yavrum.

Yemekten sonra, Emre, babası ve dayısı bir şeyi tamir etmek bahanesiyle eski kaloriferi kurcalamaya daldı, Esra ise banyoya gitmeye bahane buldu.

Banyo o kadar temiz ki, hastaneden hallice. Hiçbir kozmetik yok, sadece duş jeli ve şampuan var. Emrenin annesi her seferinde kendininkini taşıyor odaya geri. Esraya hep tuhaf gelmişti bu durum, her seferinde git getir bana iş gibi gelirdi.

Yüzünü havluyla kurularken birden bir şey dikkatini çekti Banyodaki fayanslar, sesleri olduğu gibi geçiriyor resmen. Emre tekrar mutfağa gitmiş, annesiyle konuşuyor. Esra kulak misafiri oldu

– Oğlum, ayrılmak filan mı istiyorsun Esrayla?

Esra olduğu yerde dondu kaldı. Kendi kendine “yanlış duydum” diyemedi. Sessizce, fayanslardan gelen sesteki incelikle kulağını verdi çaktırmamaya çalışarak.

– Anne, dedim ya. Sadece erteledik. Ayrılmadık.

– Ertelemekmiş! dedi Gülten Hanım, fısıltıyla ama öfkeyle. Zaten görüyorum ben senin halini; mutsuzsun. Ne gereği var oğlum? O kız senin eşin olmaz. Eş dediğin kocasını dinler, Esra burnunun dikine gidiyor. Bir sene sonra boşanacaksınız, niye evleniyorsun ki?

– Ama seviyorum ben onu, anne, dedi Emre.

Esra, bu seviyorum lafıyla ufak bir huzur buldu.

Ama annesinin bir sonraki cümlesi her şeyi unutturdu.

– Seviyor musun? Hilekar o kız oğlum, sana hep dediğim bu işte. Daha nikah kıyılmamış, seni bize karşı doldurdu. Kardeşine yardım etmiyorsun artık, yazlığa gelmiyorsun Çocuğum değiştin sen, hem de kötüsüne.

Esra resmen fayansa yapıştı, kalp atışını bile duyar oldum. Doldurdu dediği gün neydi acaba? Her zaman Emre’nin ailesine karşı saygılı olmaya çalışmıştı, hatta Emre’nin babası kısa saçını yerin dibine soktuğunda bile susmuştu!

Esra hiçbir zaman Emre’yi ailesine karşı doldurmadı ki. Tam tersi, onun ailesini önemsediğini, birlikte zaman geçirmesinin ona iyi geldiğini bildiği için hep destek olmuştu.

O anda jeton düştü: düğün erteleme bahanesi para değil, annesi düğün istemiyor!

Esra yanlarına döndü.

– A, Esracım çıktın mı? Tam da nikahı uzatmayalım diyorduk. Gençsin tabi, ama resmiyetsizliğe gönlüm razı değil.

Ne kadar kibar!

– Tabii Gülten Hanım, dedi Esra, Çok beklemeyeceğiz, biraz para biriktirip nikaha gideceğiz inşallah. Öyle değil mi Emre?

– Tabii ki Esracığım, artık evli sayılırız bile, diye araya girdi hemen.

O gece eve dönerken, Emre arada kolunu Esranın omzuna atmaya çalıştıysa da Esra sürekli geri çekildi. Nasıl açmalıydı bu konuyu, hiç bilmiyordu. Sormaya değiyor muydu? Eğer Emre, ailesinin hatırına vazgeçmemişse demek ki hâlâ seviyor ama düğüne gelince çark ediyor işte

– Annen konuşmaya başlayınca iyice değiştin sen, dedi Esra, araba penceresinden sahil ışıkları uzaklaşırken.

– Ne değişeceğim ya Annem işte, ister düğün olsun, ister olmasın

– Emre, kandırma şimdi beni. Annem acele etmiyor, aksine hiç istemiyor düğünü. O kız seni bize karşı doldurdu. Ayrılın, dediğini duydum.

Emre direksiyonu sinirle sağa çekti.

– Duydun mu? Esra, annem evlenince beni unutacağımdan korkuyor. Türk annesi işte Takma kafana, geçer.

Esra ciddiye almamıştı kaynananın lafını, esas canını yakan Emrenin kendi lafı oldu. Hiç arka çıkmadı ona, annesine karşı çıkmak istemediği için sözü değiştirdi sadece.

Düğün meselesi hep havada kaldı. Emre tam limon kemirmiş gibi gezmeye devam etti. Geleceğe dair Esra bir şey açmaya çalışsa, “Bakarız sonra diyerek hep kapıyı kapattı.

Derken, bir akşam Emre’nin telefonu masada açık kalmıştı.

“Korsan gibi olmayayım, sadece saate bakacağım,” diye kendini kandırdı Esra. Mesajlara bakmayacağım. Sadece bir göz atayım

Ekranda son gelen bildirim Emre’nin kız kardeşi Derya’dandı. Derya, Esradan iki yaş küçük olmasına rağmen hâlâ on iki yaşındaki gibi davranır. Hiç işi, okulu yok; anası-babasıyla yaşıyor, her işini de onlara yaptırıyor.

Mesaj ise gayet net:

– Belli ki benden para yok. Yine zorundasın ablacığım. O kız senden daha kıymetli oluyor, belli oldu!

Esra tekrar okudu. “Yine zorundasın.”

Bir şeyler canlandı kafasında…

Hani düğün iptal olmadan önce, Derya yine Emre’den para isteyince Esra kendini tutamayıp, Emre, Derya yirmi yedi yaşında, hâlâ senden harçlık istiyor. Biraz çalışması gerekmiyor mu? Bizim bütçemiz de sonsuz değil, demişti.

Normalde araya girmezdi ama burada kendi parası da vardı işin içinde, zaten bütçeleri belli. Emre bir süre itiraz etse de en sonunda, İyi, doğru diyorsun Esra, diyerek kabul etmişti.

Şimdi olay iyice açığa çıkmıştı. Meğer Derya herkesi Esra’ya karşı dolduruyordu.

Emre’nin telefonunu alıp o mesajı kendi numarasına iletti. Kanıt lazımdı. Sonra telefonu tam yerine bırakıp çıktı.

Emre içeri girdiğinde kabanının karları silkeliyordu.

– Ekmek aldım, bir de senin o fındıklı çikolatanı buldum. Şey, Esra, ister misin hemen

– Emre, diye böldü Esra.

– Hadi ya, kiminle bekliyordun ki, ha? diye şakalaştı.

Ama Esra konuya hiç girmedi.

– Derya sana ne yazdı? diye sordu.

Emre hemen savunmaya çekildi.

– Sen yokken niye telefonuma bakıyorsun ki??

Klasik suçluyu oynama hali. Suçu karşıya at.

– Ne yaptığımın önemi yok, Emre. Şimdi bana açıklamanı istiyorum. Hemen.

Emre bir süre durdu, yüzünde önce bir şaşkınlık, sonra korku, sonra çaresizlik belirirdi.

– Esra, dert etme, Derya biraz abartılıdır, her şeye alınır.

– Neyine alınıyor peki? Büyü artık dememe mi gücenmiş?

– Doğru Alışmış istediği zaman bana gelip para almaya. Kolay kolay vazgeçilmiyor tabii beleş paradan. Sen kafana takma, geçer.

– Aileni o mu doldurdu bana karşı?

– Biraz öyle, diye itiraf etti Emre, Açıkladım aslında, bu paralar bizim. Derya kendi yoluna bakmalı, ama annem hemen karşı çıktı: Esra seni parmağında oynatıyor, aileni bıraktın onun yüzünden! Ama bak, ben öyle düşünmüyorum

– Yine de düğünü iptal ettin Tamam; Derya aileni bana karşı çevirdi. Anladık. Sen ne düşünüyorsun peki? Beni gerçekten istiyor musun? Yoksa anneni üzmemek için mi erteliyorsun?

– Tabii ki seninle evlenmek istiyorum! Ama, ne bileyim Şimdi değil Belki ileride, her şey yoluna girerse

İşte cevabı buydu.

– Biliyor musun Emre, ben şunu anladım; kim kendine, hislerine düşüncelerine sahip çıkamıyorsa, kimin burnu anasının-sözünden dışarı çıkamıyorsa, onunla evlenmek istemem. İyi ki düğün iptal olmuşEmre’nin bakışları yere düştü. İki eliyle saçını karıştırdı, kelimeleri bulamayarak sessizce odanın köşesine çekildi. Esra sessizce montunu aldı, düşünmeden ayakkabılarını giydi. Bir süre kapının önünde durdu; dönüp son kez Emre’ye baktı. Onun hâlâ cevap vermeye çalıştığını, dudaklarının titrediğini, ama yutkunduğunu ve hiçbir şey söyleyemediğini gördü.

Esra derin bir nefes çekti.

Ben kendimi ortaya koydum Emre. Sevgi alışkanlıkla karışınca bağ kopuyor. Kopmasın istedim, ama yok… Keşke cesur olsaydın.”

Emre bir adım atmak ister gibi oldu ama Esra kapının eşiğindeydi artık.

Bir gün kendin için karar vermeyi başarırsan, ara, dedi yumuşakça. Ama o zaman ben başkası olabilirim. Belki de çoktan mutlu olurum.”

Ve usulca kapıyı aralayıp karların altındaki kaldırımlara adım attı.

O gece, Esra kafasını cama dayayıp şehrin ışıklarına baktı. Kendini bekleyen yeni bir hayatın uzun ve boş caddelerine. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü, ardından hafifçe tebessüm etti. Çünkü anladı ki, bazen bırakmak da bir cesaret; bazen bir hikâyenin en mutlu sonu, geride kalanlara değil, yol almaya karar verene yazılır.

Ve sabah, güneş dolu mutfağında kahvesini yudumlayan Esra, kırgın değildi artık; tam aksine, özgürdü. Yeni baştan, sadece kendisi için bir sayfa aralıyordu. Üstelik bu kez, kimsenin gölgesinde kalmadan.

Rate article
Lifequest
Düğün Olmayacak: Ailesinin Baskısına Direnemeyen Bir Erkek, Yıllardır Bekleyen Sevgili ve Kız Kardeşin Gölgesinde Kalan Hayaller