Dayanamadı
Boşanma davası açıyorum, dedi Nihan sakince, elindeki çay kupasını kocasına uzatarak. Daha doğrusu, açtım bile.
Bunu söylerken sanki sıradan bir günlük işten bahsediyordu; mesela akşam yemeğine tavukla sebze yaptım der gibi.
Şunu sorsam ayıp olur mu Neyse, çocuklar varken olmaz, Murat, iki oğlunun endişeli yüzlerini görüp sesini alçaltarak devam etti. Benim neyimden memnun kalmadın? Hem çocukların bir babaya ihtiyaçları yok mu onu geçiyorum.
Sence başka bir adam baba olamaz mı? Nihan gözlerini devirdi ve hafifçe güldü. Neyin eksik? Her şeyin! Seninle hayatım huzurlu bir göl gibi olacak sandım, meğer fırtınalı bir nehirdeymişim!
Çocuklar, yemeği bitirdiniz mi bakalım? Murat konuyu çocukların yanında sürdürmek istemiyordu. Hadi oyun oynamaya gidin. Ve sakın kulak kabartmayın! diye ekledi, oğullarının meraklı doğasını bildiği için. Şimdi devam edebiliriz.
Nihan dudaklarını sıkıp somurttu. Yine otorite kurmaya mı çalışıyor? Yılın babası rolünde sanki…
Yeter artık bu şekilde yaşamak istemiyorum. Her gün sekiz saat çalışıp, iş arkadaşlarına gülücük dağıtıp, müşterilere kendimi parçalamaktan bıktım. Öğlene kadar uyuyup, lüks mağazalarda alışveriş yapmak ve güzellik merkezlerine gitmek istiyorum. Bunu bana sağlayamıyorsun. Onun için bitti! Sana ömrümün en güzel on yılını verdim…
Lütfen bu edebi lafları geçelim mi? diye araya girdi Murat, soğukkanlılıkla. On yıl önce uğraşıp beni evlendiren kimdi? Aslında benim çok büyük bir evlenme arzum da yoktu.
Yanılmışım, ne yapalım…
Boşanma sessizce ve kısa sürdü. Murat, zorlansa da, çocukların anneleriyle kalmasını kabul etti fakat hafta sonları ve tatiller babada geçecek diye anlaştılar. Nihan, bu şartı kolayca kabul etti.
Yarım yıl sonra Murat, oğullarını yeni eşiyle tanıştırdı. Güler yüzlü, hayat dolu Asuman kısa sürede çocukların kalbini kazandı. Oğlanlar artık hafta sonlarını iple çekiyor, bu annelerini fazlasıyla sinirlendiriyordu.
Nihanı daha da sinirlendiren şey, Muratın uzaktan akrabasından kalan mirasla büyük bir bahçeli ev alması ve gayet keyifli bir hayat sürmesiydi. Üstelik Murat işini bırakmadı, nafakayı asgari ödüyor, çocukların tüm ihtiyaçlarını kendi karşılıyordu. Hatta nafaka harcamalarını bile kendisi denetliyordu!
Keşke az daha sabretseymiş… Nihan bilseydi böyle olacağını, şimdi her şey çok farklı olurdu.
Belki de her şey için geç değildir?
*****
Bir çay içsek ya, eski günlerdeki gibi, dedi Nihan, saçının bir tutamını parmağına dolayarak, hafifçe gülümsedi. Kısa elbisesi güzelliğini vurgularken özenli makyajı yaşını birkaç yıl geriye çekmişti. Saatlerce hazırlanmış, göz alıcı görünüyordu.
Zamanım yok, dedi Murat, eski eşine belli belirsiz bir bakış atarak. Çocuklar hazır mı?
Bir şeylerini bulamıyorlar, biraz daha oyalanırlar, iyi bilirim onları, diye huysuzlandı Nihan, ama denemeye devam etti. İstersen yılbaşını birlikte kutlayalım? Kaanla Emir bütün gün ağacı süslediler.
Biz zaten mahkemede konuşmuştuk, tatiller bende. Ve kutlamayı, Asumanın ayarladığı, bol karlı, kayak yapılacak şahane bir dağ köyünde yapacağız.
Ama bu ailece kutlanacak bir gün
Evet, aileyle kutlayacağız. İtiraz edersen, çocukları alırım.
Murat ve mutlu çocuklar kapıdan çıkar çıkmaz, Nihan sinirle düğünde aldıkları değerli yemek takımını kırdı. Şu Asuman! Sürekli ortamda, sürekli çocukları sever gibi davranıyor Kim bilir içten içe onları göndereceği günü sayıyordur! Nihan, kendi çocuklarının yaramazlığını en iyi bilenin kendisi olduğunu düşünüyordu.
Ama sanki bir çıkış yolu vardı. Gülümsedi. Henüz her şey bitmiş sayılmazdı. Yakında Muratın bütün parası onun kontrolünde olacaktı…
*****
Bu ne şimdi? dedi Murat, kapıdaki valizleri görünce kaşlarını kaldırarak.
Ne olacak, çocukların eşyası. Kaanla Emirin, Nihan, ağzına kadar dolu bir valizi hafifçe ittirerek. Artık sen hayatını düzene soktuğuna göre, sıra bende. Ama malum, her erkek başkasının çocuklarını yetiştirmek istemez. O yüzden oğlanlar bundan sonra senin yanında kalacak. Ben sosyal hizmetlere haber verdim, evrak işleri kaldı. Onu da sen halledersin, ben sıcak yerlere tatile gidiyorum, çok iyi biriyle tanıştım.
Şaşkın Muratı kapıda bırakıp arabasına doğru ilerledi Nihan. Bakalım o melek Asuman kaç hafta dayanacak? Bir mi, iki mi? Sonuçta Murat, çocuklarla karısı arasında oğullarını seçer ve bana geri döner, hem de tüm parayla…
İki hafta geçti. Aylar da öyle… Fakat çocuklar için geri alın talebi gelmedi. Hatta oğlanlara göre Asuman bir kez bile sesini yükseltmemişti! Bu normal mi? İki afacan birden nasıl melek oldu ki?
Çocuklar sana nasıl davranıyor? Zor gelmedi mi hala? dayanamayıp Muratı aradı Nihan.
Gayet iyiler, uslu duruyorlar, yardımcı oluyorlar, Muratın sesi çocuklardan bahsederken sevgiyle doluydu. Altın gibi çocuklar!
Öyle mi? hayretle sordu Nihan. Oysa bana hep sorun çıkarırlardı
Çünkü çocuklarla ilgilenmek gerekir, Murat küçümseyerek güldü. Sen ise telefonundan başını kaldırmazdın. Bu arada, haberin olsun, taşınıyoruz. İstersen tatillerde çocukları görürsün.
Ama onlar benim de çocuklarım!
Tüm velayeti bana vermedin mi? diyerek güldü Murat. Anne dedikleri şeye bak!
Nihan ise şimdi sadece dizini dövüyordu. Kocası da, hesabı da geri gelmemiş, yeni sevgilisiyle de olmamış, çocukları ise çok uzaklara gitmişti. Zaten çocukları da pek özlemeyecekti, kendine vakit ayırmak ona daha cazip geliyordu.
Bu ne haksızlık! On yıl sabrettikten sonra varlıklı bir hayata yarım kala pes etmek…
Hayat bazen sabırla bekleyeni ödüllendirir, sabırsız olan ise fırsatları kaçırır. Bu yüzden, gerçekten istediğimizi anlamadan, sahip olduğumuzun kıymetini bilmeden karar vermemeliyiz.




