Yeni Aile Eski Olandan Daha Mı Değerli? “Anne, Bu Lera, Benim Nişanlım!” – Arda’nın Büyük Sürprizi ve Bir Annenin Hayal Kırıklığı Düğün İçin Birikimini Veren Bir Türk Annesinin Dramatik Öyküsü: Gelinin Gerçek Yüzü, Oğlun Taraf Seçişi ve Aileden Kopuş Beklenmedik Bir Kaybın Ardından: Miras, Gözyaşı ve Aslında Kime Ait Olduğu Ortaya Çıkan İstanbul’daki Ev

Yeni Aile, Eski Aileden Daha Kıymetli

Anne, bak bu Esra, nişanlım, dedi Hasan kapıdan içeri girer girmez, utanmış olan genç kızı sıkıca belinden tutarak. Bugün evlenmek için başvuruda bulunduk.

Tebrik ederim, dedi Nebahat şaşkın bir halde, ellerini önlüğe silerken. Tam o sırada akşam yemeğini hazırlamayı yeni bitirmişti. Girin içeri, kapıda kalmayın çocuklar.

Kadın neye uğradığını şaşırmıştı. Hasan onun gururuydu, hayatının anlamıydı… İyi, uslu, terbiyeli bir çocuktu ve birdenbire olan bu! Annesini hiçbir şekilde hazırlamadan, evleneceğini koyuvermişti.

Nebahat, bu haberi en son öğrenmiş olmaktan dolayı çok kırgındı. Kendisi canavar mıydı da evlat sevgisini anlamazdı? Bilakis, oğluna sevinir, düğünde elinden gelen her yardımı yapardı…

Anne, kusura bakma, daha önce söylemedim, dedi genç adam, annesini mahcupça kucaklayarak. Her şey çok hızlı oldu… Resmen çocuk gibi aşık oldum! İlk görüşte ve sonsuza kadar.

Sen zaten daha çocuksun, yirmi beş yaşında ne hayat tecrüben var sanki? dedi Nebahat, kırgınlığını içine atıp hafifçe gülümseyerek. Şimdi biraz geleceği konuşalım. Nerede kalacaksınız?

Şimdilik buradayız, eğer senin için de uygunsa, dedi Hasan, annesinin kızmadığını anlayınca içi rahatlayarak. Sonra kendimize bir yer bakarız.

Neden karşı çıkayım ki? dedi kadın, oğlunun sorusuna hafifçe şaşırmış bir tavırla. Evimiz büyük, her birimize yer var.

Kapıda mahçupça bekleyen kız gözlerinden mutlu bir gülümseme geçti ama hemen suratını daha nötr bir ifadeye bürüdü. Şu an tek amacı, oğlunun annesinin gözüne girmekti; sonrası, düğünden sonra belliydi zaten.

******************************************

Düğün görkemli oldu adeta. Nebahat, biricik oğlu için yıllardır kenara ayırdığı birikimini gözünü kırpmadan ortaya koydu. Hatta, gençler deniz kenarında biraz keyif etsin diye Bodrum’a tatil bile aldı onlarainsan bir ömür evleniyor neticede. Dahası, Esra’nın hamile olduğunu duyuralı fazla olmamıştı.

Nebahat, oğlunun seçiminden tamamen memnun olmamakla birlikte… Kız baştan beri ona tuhaf geliyordu. Her şeye tamam diyor, güler yüz gösteriyor…

Nebahat’ın kız kardeşi Melahat ise bu şikayetlere sadece gülüyordu.

Allahına şükret, haline bak, iyi gelin bulmuşsun! Davranışına gelince; biraz sabret. Kız evi sahiplendi mi göreceksin esas yüzünü Sonra aniden ciddileşti. Dikkatini elden bırakma yine de. Ne malum nasıl biri; belki de sırf Hasanın yanında melek kesiliyor, arkası baş belasıdır.

Melahatın dedikleri maalesef doğru çıktı. Esra, kimlikte beklediği o kutsal “evli” ibaresini aldıktan sonra bir anda tamamen değişti. Hasanın işiyle meşgul olduğu zamanlarda, içindeki sabırsızlıktan Nemahatı adım adım bıktırmaya başladı.

Kız, bir gün hiç çekinmeden Nebahata, Evimizde yabancı istemem, diyecek kadar ileri gitti. Kadıncağız duyduğu anda neredeyse sandalyeden düşecekti. Yabancının ta kendisi o muydu? O akşam soluğu oğlunun yanında aldı, eşini dizginlemesini istedi.

Anne, bence onu yanlış anladın, diyerek geçiştirdi Hasan, sevgilisinin böyle bir şey söyleyeceğine hiç inanmayarak. O iyi biri, anlayışlı, zaten en iyisi!

Esra ise kocasının bu sözlerini işitince zafer kazanmış gibi buruk bir tebessüm etti. Her şey planladığı gibi gidiyordu.

Birkaç gün sonra kız, Hasanı işten döndüğünde gözyaşlarıyla kapıda karşıladı. Titreyerek, Nebahatten korktuğunu, çünkü onun kendisini öldürmeye çalıştığını anlattı.

Sen de biliyorsun, dedi gözyaşları içinde bala aşırı alerjim var. Bu sabah uyandım, kayınvalideme kahvaltı hazırlamak istedim. Mutfağa bir gittim, kadıncağız krep hamuruna bal koyuyor! Çok korktum!

Hasan hemen sinirden deliye döndü, soluğu annesinin yanında aldı. Ne kadar büyüdüğünü, artık kendi hayatını onun gölgesinde yaşamak istemediğini haykırdı; sevdiklerine zarar verme hakkının olmadığını üstüne basa basa söyledi.

Nebahat, bu öfke patlamasının sebebini anlamakta güçlük çekiyordu. Ne söylese oğlundan ya azar işitiyor ya da daha büyük bir öfkeye maruz kalıyordu. Kalbi çarpıyor, elleri titriyordu, zor bela ilacını aldı ama Hasan sanki annesini hiç görmüyor gibi bağırmaya devam etti.

Kadıncağız dayanamadı, montunu kaptığı gibi Melahatın evine yürüdü. Ne yaptığını, oğlunun neden böyle olduğunu hiç anlamıyordu Yüreğinde tarifsiz bir acı ve kırgınlıkla.

Melahatın apartmanına birkaç adım kala durdu. Her dakika durumu daha da ağırlaşıyordu ve sonunda orada bayılıp yere düştü.

******************************************

Nebahatın cenazesinin üstünden iki hafta geçmişti. Hasan, kendinden geçmiş gibi dolaşıyor, her şey için kendisini suçluyordu. Esra ise ona su getiriyor, onu avutmaya çalışıyordu.

Canım, ne yaşadığını biliyorum ama hayatta olanlara odaklanmamız lazım, dedi bir yandan da belirginleşen karnını okşayarak. Sen üzülünce ben de dayanamıyorum…

Hasanın sessizliği, Esra’nın içinde gittikçe artan bir öfke doğurdu. Planı tıkır tıkır işlemişti, aslında bu noktaya kadar varmasını istemiyordu. O, sadece kuru kuruya Nebahatle evi paylaşacaklarını sanmıştı. Ama… Doğrusunu söylemek gerekirse, şimdi böyle olması onun işine daha da gelmişti.

Birden kapı açıldı. Melahat girdi; anahtarı zaten vardı.

Ne cesaretle bizim evimize böyle giriyorsunuz? diye bağırdı Esra, istenmeyen misafire sinirle bakarak.

Ben zaten kendi evime geliyorum. dedi Melahat hafifçe gülümseyip. Bilmiyor muydun? Bu ev benim zaten!

Bu sözleri duyan Esra’nın elindeki bardak yere düştü. Yıllarca bu daire için uğraşmıştı, hepsi boşunaydı demek…

Hasan, bu ne demek? diye sinir kriziyle sordu.

Demek ki demek, dedi Hasan, sesi buz gibi. Annem, bu evi halamdan satın almak için yıllarca para biriktirdi

Ve baştan sona senin düğününde harcadı birikimini! diye lafa girdi Melahat. Zaten niyetim evin tapusunu bebeğinize bırakmaktı. Ama şimdi, geçmiş olsun. Size üç gün süre. Toplanmazsanız, polisi ararım.

****************************************************

Hasan, halasının evinde tek başına kalmaya devam etti. Esra ise, o gece eşyalarını apar topar toplayıp, çocuğun ondan bile olmadığını söyleyerek evi terk ettiBirkaç ay sonra, Hasan sabahları uyanıp annesinin eski kahve fincanlarını ellerinden geçirirken onun hayatındaki yerini ve boşluğunu düşünürdü. Gözlerinin önünde, Nebahatın mutfakta bir tabak sütlacı gülümseyerek uzattığı an canlanırdı o an, ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlamıştı.

Esra ise, planları suya düşmüş bir şekilde babaevine geri dönmek zorunda kaldı. Kimsenin güvenini, sevgisini istismar ederek kalıcı bir yuva kuramayacağını acı biçimde öğrendi. Karnındaki bebeğe bakıp aylardır kurduğu ihtişamlı hayatın, bencillik ve yalanlar içine çürüyüp gittiğini fark etti. Bir gün, gözleri dolu dolu, eski bir fotoğraf albümüne bakarken kendi annesinin Mutlu olmak için, önce içine huzur koyacaksın, dediği günleri hatırladı; belki bir daha asla başkalarının dünyasını yönetmeye kalkışmazdı.

Hasan, yas dönemini ağır ağır atlatırken, halası Melahat onu yalnız bırakmadı. Aralarındaki bağ, bu zor günlerle bambaşka bir şeye dönüştüannesi yoktu belki, ama hayatta ona sahip çıkan biri hâlâ vardı. Bir akşamüstü birlikte çay içerlerken Melahat, Hiçbir aile kusursuz değildir, dedi. Ama iyi insanlar, kaybettiği sevgiyi yeniden bulmayı da bilir.

O günden sonra Hasan, annesinin hatırasıyla yaşadı; onun sıcaklığını ve merhametini her sabah güne uyandığında yanında hissetti. Ve kendi hayatına yeni bir sayfa açmaya karar verdi: Başkalarını sevmeye, güvenmeye yeniden başlamaktan, annesinin mirası olan nezaketi elden bırakmamaktan geçti mutluluğun yolu.

Sonunda Hasan anladı ki, yalnız başına da olsan, kaybettiğin her sevgi bir gün başka bir biçimde, beklenmedik bir kucaklayışla yeniden seni bulur. Yeni bir aile, aslında hiç kaybetmediğin eski sevginden doğar. Ve o sevgiyi paylaştıkça, hayat her şeye rağmen devam eder.

Rate article
Lifequest
Yeni Aile Eski Olandan Daha Mı Değerli? “Anne, Bu Lera, Benim Nişanlım!” – Arda’nın Büyük Sürprizi ve Bir Annenin Hayal Kırıklığı Düğün İçin Birikimini Veren Bir Türk Annesinin Dramatik Öyküsü: Gelinin Gerçek Yüzü, Oğlun Taraf Seçişi ve Aileden Kopuş Beklenmedik Bir Kaybın Ardından: Miras, Gözyaşı ve Aslında Kime Ait Olduğu Ortaya Çıkan İstanbul’daki Ev