Bir Türk Gelini İçin Hayat Dersi: Eşinin Sabır Taşını Çatlattıktan Sonra Hayatını Değiştiren Uyarı ve Bir Aileyi Ayağa Kaldıran Evlilik Mücadelesi

Artık dayanamıyorum! Burak kaşığını bir kenara fırlattı, öfkeli gözlerle eşine baktı. Bu önündekine yemek mi denir? Dağılmış erişte, neredeyse lapa olmuş, yanına da iyi pişmemiş iki köfte! Bütün gün ne yaptın sen? Yine telefona yapıştın değil mi?

Nasıl böyle konuşursun? diye tiyatral bir şekilde iç çekti eşi, telefonunu çaktırmadan kenara bırakarak. Ben aslında bütün gün Doruka baktım! Çok yaramaz, babasına çekmiş tamamen, dedi Serap, hınzırca kocasının sinirden patlamasını izlerken. Cidden zorlanıyorum Burak, elimden hiçbir iş gelmiyor artık! Doğumdan sonra toparlayamadım

Doruk iki buçuk yaşında Serap, dedi Burak, sesini zor kontrol ederek. Artık zamanı geldi, onu kreşe yazdıralım, sen de işine dönersin, her şey kolaylaşır.

Niye gönderecekmişim oğlumu hasta olacağı kreşe? Serap içini çekerek sordu. Sonra hastanede sabahlar olduk, onu mu istiyorsun?

Çocukla ilgilenmek, onu geliştirmek gerek, farkında mısın?

Bizimle ilgilenilmiyor mu sanıyorsun? Doruk kendi yaşına göre gayet iyi durumda, çocuk doktoru da bunu söyledi bana! Serap ısrar ediyordu. Bu konu sık sık açılırdı ve o, oğlunu kreşe göndermemek için her seferinde türlü bahaneler bulurdu. Hem iş hayatına dönmek de hiç istemiyordu. Evde olduğu sürede sabahtan akşama telefonda gezinmeye alışmıştı ve bundan vazgeçmeye hiç niyeti yoktu.

Peki, kime teşekkür edeceğim bunun için? Burak sinirle masaya yumruğunu indirdi, tabak neredeyse havaya sıçradı. Anneme! O gelip Dorukla saatlerce ilgileniyor. Sen o sırada ya uyuyorsun ya da yine o telefonun başındasın! Bari evde azıcık temizlik yapsan, akşam yemeği hazırlasan! Neden ben akşam işten gelince ŞU yemeği yemek zorundayım? Burak, tabağındaki şehir kulübü yemeği denen şeyi tiksintiyle süzdü.

Ben aşçı değilim, temizlikçi hiç değilim! Ben senin eşinim! Sen ise benim huzurlu bir hayat sürmemi sağlamakla yükümlüsün!

Serap söylediklerine gerçekten inanıyordu. Onca kadın programı izledikten, kadın forumlarında saatlerce vakit geçirdikten sonra, artık karı olmanın ne demek olduğunu bambaşka yorumluyordu. Eskiden bir erkeğin evinin hanımı olmanın ona düştüğünü sanırken; artık bu işlerin hizmetçiye ait olduğuna kanaat getirmişti. Kendini o kadar değerli görüyordu ki hizmetçiyle aynı safta bulmak istemiyordu.

Yani öyle mi şimdi? Burakın sesi iyice soğudu. Ben sabah akşam çalışacağım, aileyi geçindireceğim, sen de gün boyu koltuk mu eskitip telefon mu kurcalayacaksın? Böyle mi olacak?

Ben kendimi geliştireceğim, dedi Serap gururla. Bir gün arkadaşlarına bana örnek gösterirsin. Akıllı bir eşim var dersin, derin konuşmalar yapar dersin.

Peki yapabiliyor musun? En son okuduğun kitap neydi, yeni ne öğrendin? Burak ayağa kalkıp Serapın üzerine eğildi. Cevap ver, duyamadım? Hadi konuşsana! Yoksa diyebileceğin bir şey yok mu? Instagramda gördüğün saçma sapan şeyler, kadın programları sohbeti sayılmaz. Sen gerçekten iyi bir eş ve anne olmayı düşünüyor musun, düşünmüyor musun? Dürüstçe söyle!

Düşünmüyorum! Ben tekrar ediyorum, ben hizmetçi değilim

Serap, ağlamaklı bir sesle eşine her türlü derdini sıraladı. Maaşın yetmiyor dedi, evde otoriterlik yapıyor dedi, sürekli evde olmuyor diye koca bir liste döktü. Burak, sessizce her kelimeyi dinledi ve tek kelimeyle bitirdi:

Boşanıyoruz.

Ne dedin? Serap, yeni bir şikayet listesi dökmeye hazırlanırken, şaşkına döndü.

Duydun işte, boşanıyoruz, dedi soğukkanlılıkla Burak. Ben kendime iyi bir eş ve oğluma da iyi bir anne bulurum. Zaten hâlihazırda Doruk’la sadece birkaç saat geçiriyorsun, geri kalanını anneler bakıyor. Sen ne anne ne de karı sayılırsın.

Başta Serap biraz telaşlandı, sonra umursamazca boş verdi. Burak benimle küs diye gözdağı veriyor, diye düşündü. Cidden boşanmaz ki! Sonra çocuğun velayetini nasıl alacakmış da bakacakmış? Ben anneyim, o kadar! diye kendi kendine avundu.

Ama Burak değişti. Artık Serapı görmezden geliyor, eve gelse selam bile vermiyordu. Dorukla babaannesi deniz kenarındaki yazlığa bir kaç haftalığına gittiler; Serap sevinmişti ilkin, artık onu meşgul eden kimse yok diye. Fakat birkaç gün geçince oğlunu özlemeye başladı, eşinin annesini daha sık arar oldu.

Aradan iki hafta geçti, Serapa mahkemeden bir tebligat ulaştı. Burak sözünde durdu ve boşanma için başvurmuştu. Duruşmada Serapı asıl şaşırtansa kendi annesinin kararlılığıydı.

Ben eminim, Doruk babasının yanında kalmalı, dedi annesi ciddi bir ifadeyle, kızına onaylamaz bir bakış atarak. Maalesef Serap anne olmayı hiç beceremedi, oğluyla ben ve Burakın annesi Ayla Hanım ilgilendik. Burak çok çalışır ama yine de oğluna vakit ayırmaya özen gösteriyor.

Hakim başıyla onayladı, hafif gülümsüyordu. Ve Serap da fark etti ki: Onun hiçbir şeyi yoktu! Ne düzenli bir işi olmuştu, ne doğru dürüst evi, ne de çocukla kurduğu sıcak bir ilişki. Babanın çocuğu alma ihtimali çok yüksekti.

Ben barışma süresi istiyorum! Bizi hemen ayırmayın lütfen! Bana bir şans tanıyın! Serap gözyaşları içinde yalvardı. Burak, ne olur inan bana, değişeceğim! Artık saçma forumları unutacağım, örnek bir eş olacağım! Sadece bir şans ver bana!

Tamam

***********************

Bir ay öncesinde.

Kızım iyice şımardı, vallahi utanıyorum artık, başını salladı Nermin Hanım. Burak oğlum, seni de anlıyorum, böyle eş çekilmez! Oturduğu yerden kalkmıyor ama evi toplayamıyor, oğlumla da ilgilenmiyor Valla boşanmak istersen bir şey diyemem, yeter ki Dorukla görüşmeme izin ver, fazlasını da istemem.

Ben yine de Serapı seviyorum, onun kusurlarına rağmen, Burak içini çekti. Fakat durum gittikçe kötüleşiyor. Ona bir şans daha tanımak istiyorum.

O zaman bana bırak. Bak ne yapacaksın! Boşanmaya başvur. Serap tabii ki karşı çıkacak ve size üç ay barışma süresi verirler. Bu ona iyi gelir, kafası düzelir.

**************************

Serap nihayet dersini aldı. Tekrar evde tertemiz bir ortam, mis gibi kokular dolaşıyor; Serap ise daha güler yüzlü ve ilgiliydi. Oğluna da gerçekten vakit ayırmaya başlamıştı ve Doruk bundan çok memnundu. Zaten çocuk yaramaz da olsa, annesini her zaman çok seviyorduBir akşam, Burak işten döndüğünde evden sıcacık yemek kokuları yükseliyordu. Kapının önünde Doruk ayaklarına sarıldı, Baba, annemle birlikte resim yaptık, sonra kurabiye bile yaptık! diye heyecanla anlatmaya başladı. Burak, mutfağa geçtiğinde Serap tebessümle masayı hazırlıyordu.

Göz göze geldiler. Serap utanarak başını öne eğdi, Özür dilerim, dedi kısık sesle. Daha iyi bir anne ve eş olabilmem için kendime ayna tuttun. Şans verdiğin için teşekkür ederim.

Burak sessizce yaklaşıp Serapın ellerini tuttu, Doruk da kıkırdayarak aralarına sıkıştı. O anda salonun penceresinden gün batımının turuncu ışıkları içeri süzülüyordu. Aile, üçlü bir kucaklaşmayla yeni bir başlangıcın sessiz sözünü verdi.

O gün Burak, en büyük huzurun ne pahalı akşam yemeklerinde, ne de dört dörtlük bir düzende olduğunu anladı: Paylaşılan bir gülümsemede, yeniden açılan kalplerde saklı olduğunu Serapın kendiyle ve ailesiyle barışması, evin havasını yumuşatmıştı.

Ve küçük Doruk, o gece ilk defa şu cümleyi kurdu: Benim ailem çok güzel oldu, hep böyle kalsın.

Kucaklaştılar; bir ev yeniden yuvaya dönüştü.

Rate article
Lifequest
Bir Türk Gelini İçin Hayat Dersi: Eşinin Sabır Taşını Çatlattıktan Sonra Hayatını Değiştiren Uyarı ve Bir Aileyi Ayağa Kaldıran Evlilik Mücadelesi