KİRALIK GELİN
-Düğün iptal! – Akşam yemeğinde anneme haberi böyle patlattım.
Annem, duyduğu anda şaşkınlıktan neredeyse lokmasını kaçırıyordu.
-Zehra! Aklın başında mı senin? Gelinliğin alındı, yüzükler hazır, düğün salonu ayarlandı… Senin Emirin bu düğünü dört gözle bekliyor! Zehra, bak dalga geçiyorsan söyle! – Annemin yüzü allak bullak oldu.
-Annecim, dalga geçmiyorum. Biz yakında Kaanla Londraya gidiyoruz. Her şey ciddi, – dedim ve noktayı koydum.
-Hangi Londra? Orada herkes yabancı, dilini bilmiyoruz Başımıza iş gelir! Aklını başına topla kızım! O Kaan kim, iyice kafanı bulandırdı senin! Kesin evlidir o, belki de çocukları var! Adam neredeyse ellisine merdiven dayamış. Senin Emir seni çok seviyor! O bize öz evlat gibi, gönlünü kırma. Her şeyin bir bedeli var! – diyerek annem beni ikna etmeye çalışıyordu.
-Sorun yok, bedelini öderim. Korkmam, – kararlıydım.
Birkaç hafta sonra Kaanla beraber İngiltereye uçtuk.
Çocukluğumdan beri başka ülkelerdeki hayatı, insanları hep merak etmişimdir. Fransızcayı su gibi, İngilizceyi ana dilim gibi konuşurdum. Sonra İspanyolcaya da başladım, belli mi olur, hayat ne gösterir… Üniversite bitince bir seyahat acentesinde tercümanlık yapmaya başladım. Kaanla da orada tanıştım. Yabancı misafirleri çeşitli yerlere, etkinliklere götürüp çevirmenlik yaparken, Kaan beni hemen ilgi odağı yaptı.
Konuşkan, güler yüzlü ve hoş bir genç kadındım o zamanlar. Kaanın da beni cezbeden yanı yaşımdı belki Ben yirmi üç, Kaan ise kırk altı yaşındaydı. İlk başta onun ilgisini hafife aldım. Hiç tahmin etmezdim ki, bir hafta sonra bana evlenme teklif edecek. Ona Emirden, düğünümüzün eli kulağında olduğundan bahsetmedim.
Bocalar haldeydim. Ne yapsam? Yabancı biriyle evlilik fırsatı her genç kıza gelmez! Kaçırılır mı böyle şans? Kaanı sevmiyordum belki, ama farklı bir hayat, yenilik, macera olacaktı. Ona genç eş olduğum için yeterince minnet duyacaktım herhalde. Emire tabii ki yazık olacaktı fakat zaman her yarayı sarar, unutur beni. O daha genç, kendi yolunu bulur.
Böyle düşünerek valizimi hazırladım, bilinmezliğe yelken açtım.
Emiri arayıp söylenmesi gereken her şeyi söyledim. Ne olup bittiğini anlamasa da, bana mutluluk diledi. Giden sevgisinin ardından kendini içkiye vurdu, uzun süre toparlanamadı.
Londraya indiğimizde, Kaanın evine gittik.
Kimseye anlatamayacağım bir mutluluk içindeydim! Sanki rüyadayım! Gerçekleşti mi hayallerim? Tüm dünyayı kucaklamak istiyordum. Mutluluğun kanatlarını kaybetmemek mümkün müydü?
Kaan büyük evinde bizi bekleyen ailesiyle tanıştırdı. İki yetişkin oğlu vardı: Baran ve Erdem. (Bir müddet sonra ben Erdemin eşi oldum ve hayatımın mutluluğunu yaşadım.) Biraz sonra Kaanın eski eşi Nesrin yanımıza geldi. Bakımlı ve güzel bir kadındı.
Çok sinirliydi.
-Kaan, aklını mı kaçırdın? Bu kız kim? Nereden buldun bunu? Burada, bizimle mi yaşayacak yani? – Sesini yükseltti Nesrin.
-Evet, Zehra burada yaşayacak. Özetle bu ev benim. Zehra yakında eşim olacak. Lütfen ona kötü davranma, Nesrin, – dedi Kaan biraz mahcup bir sesle.
Daha ilk günden bu ortam beni huzursuz etti. Meğer aile dağılmış olsa da herkes birlikte bu güzel evde yaşamaya devam ediyormuş. Nesrin, ailenin dümenini elinde tutuyordu. Ama benim aklımda ve kalbimde gitgide Erdem yer etmeye başlamıştı O, Emir gibi değildi. Ne kadeh, ne gözyaşı Sanki bambaşka, tertemiz, sonsuz bir sevgi doğmuştu aramızda.
Kaanın küçük oğlu yirmi dört yaşındaydı. Annesine benzer, yakışıklıydı. Daha ilk günden bana karşı bir ilgi hissettim. Bizi saran o görünmez, tarifsiz his, sanki iliklerimize işliyordu. İkimiz birden hiç tanımadığımız duyguların uçurumuna düşmeye hazırdık.
Kaan bir gün düğünün biraz gecikeceğini söyleyip nedenini açıklamadı.
Hiç ses etmedim. Zaten geri dönmeye de niyetim yoktu.
Bana evde ayrı bir, sıcacık oda verdiler. Kaanla aramızda masum, samimi bir ilişki vardı. Nesrin ise beni tamamen görmezden geliyordu, yok sayıyordu.
Üç ay geçti. Bu süre boyunca Erdemi daha yakından tanıdım. Bir gün uzun uzun konuşurken ailedeki asıl durumu anlattı.
Dedi ki, Kaan hâlâ eski eşi Nesrini çok seviyormuş ve bu sevgi karşılıklıymış. Yıllar önce büyük bir kavganın ardından boşanmışlar.
Ama zaman geçip de kimse barışmayınca, Kaan, Nesrini kıskandırıp geri kazanmayı hayal etmiş. O da, genç ve güzel bir kız bulup evleneceğini söyleyerek Nesrinin sinirini zorlamak istemiş. Ben de bu rol için biçilmiş kaftanmışım!
Planı, bir şekilde Nesrinle tekrar yakınlaşırsa, beni güleryüzle memleketime yollamak ve uçak biletimi almakmış.
Erdemin itirafını duyunca, kontrolsüz bir kahkaha attım.
-Bana müstehak! Kiralık gelin oldum desen yeridir! Ben de bir zamanlar düğünden kaçmıştım. Şimdi ne yapacağım Erdem?
-Zehra, sensiz yapamam! – dedi ve bana doğru bir adım attı.
-Ben de yapamam! Sonunda itiraf ettin, yoksa hiç cesaret edemezsin sandım, – deyince ikimiz de rahatladık.
-Babamın nişanlısı olduğun halde sana karşı duygularımı nasıl söylerdim ki? Ailemin oyununu sonradan öğrendim. Her şeyi Baran anlattı. Tabii, duyunca dünyalar benim oldu! Çünkü aşık olduğum kadın artık özgürdü!
-Peki Zehra, babamla gerçekten evlenir miydin? – dedi çekinerek.
-Ah Erdoş! Ben seni ilk gördüğümde zihnimdeki tüm planlar değişti. Babanın teklifini kabul etmeyecektim zaten, – dedim.
Birbirimize sıkıca sarıldık.
Kaanı ve Nesrini affettim. Ne de olsa insan bazen aynı yolda yürürken bile tökezler Sevgiyle bağırış taşkınlık olmaktan çıkar. Her şerde bir hayır var derler ya, benim de hikâyemde mutlu yan buydu: Erdemle karşılaşmam! Demek ki, kaderim dünyanın öbür ucundaymış!
İnsan bazen mutluluğun peşinde koşarken, o ayağının dibinde dururmuş. Erdemle kısa sürede evlendik.
Erdem, Zehra yine ülkesine döner diye korktuğu için, çocuk işini fazla geciktirmedi. Bir oğlumuz oldu, iki yıl sonra da kızımız dünyaya geldi.
Erdem bana, ben ona büyük bir sevgiyle bağlandık. Evimiz huzur doldu.
Bu arada, Kaanla Nesrin de sonunda kendilerine geldi, tekrar yakınlaştı ve ilişkilerini düzeltti. Çünkü her küslüğün süresi var. Artık birbirlerine daha hassas, daha özenli davranıyorlardı, dargınlığa neden olan eski yolları artık tercih etmiyorlardı. Torunlarını da büyük bir sevgiyle büyüttüler.
Bir gün annemden endişeli bir mektup aldım. Kısa bir süreliğine Türkiyeye gelmemi istiyordu.
Hazırlık yapmaya başladım. Çocukları götürmedim, yaşları küçüktü. Onları babaanne Nesrine emanet ettim.
Yolda hep bir huzursuzluk vardı içimde, bir an önce anneme kavuşmak istiyordum.
Eve vardığımda, annem kapıda gözyaşlarıyla karşıladı:
-Ah Zehracığım! Senin Emir kazada öldü! Kendi canını da karısınınkiyle birlikte aldı. Motor kazası Küçük bir kız bıraktı geride, yetim kaldı yavrucak.
Kızları üç yaşında. Büyük bir felaket!
Bak Zehracığım, biliyor musun, Emir seni hiç unutamamıştı. Sen gidince hemen kendine başka biri buldu. Acı çekmek istemedi. Bir köyden birini getirip evlendi. Kadıncağız zavallıydı, üzülürdüm hali için ama Emiri dinler, severdi. Hemen de çocuğu oldu. Kız çocuğu. Adını Zehra koydular. Akıllı. Anlamıyorum, kime çektiyse Ama yazık oldu, şimdi ya yurda ya da bakımevine gidecek. Başka yolu yok ki. Bir de Emir ölmeden önce bana gelip, “Zehraya bir hediye bırakmak istiyorum. Hep beni hatırlasın,” demişti. Ölüm başındaymış meğer Kim bilebilirdi? Emir bize de arada yardım ederdi, hem alkoliklerdendi biliyorsun. Sanki hayatla boğuşuyordu. Sen İngilterede
Yazık, hediyesini veremedi – Annem gözyaşı döküyordu.
Her şeyi sakince dinledim. Biraz düşündüm ve kesin bir kararla dedim ki:
-Yetişti anne. Biz Erdemle Emirin kızını evlat edineceğiz. Emirin bana en büyük hediyesi de bu olacak
Erdem bana destek olur, biliyorum. Hayatta herkesin hesabı ödenir zaten, anneciğim. Sen de biliyorsun
Şimdi bana bir tabak yemek koy, yol yorgunuyum. Bir de ekşi elma ya da turşu olsa iyi olur. Malum, anne adayları iki kişilik yer! – dedim ve anneme gizemli bir gülümsemeyle göz kırptım.




