Biraz Daha Dişini Sık: Yıllarca Ailesi için Çalışan Bir Ablanın Fedakarlıkları, Kırılma Noktası ve Yepyeni Bir Hayata Yolculuğu

Anneciğim, bu sonraki dönem için Elife lazım.

Fatma, zarfı yıpranmış muşamba örtülü mutfak masasına bıraktı. Yüz bin lira. Üç kere saydı parayı evde, dolmuşta, apartmanın girişinde. Her defasında tam gerektiği kadar çıktı.

Emine, şişini bir kenara koydu ve gözlüğünün üstünden kızına baktı.

Fatmacığım, biraz solgun görünüyorsun. Sana çay koyayım mı?
Gerek yok anne. Az duracağım, ikinci işe yetişmem lazım zaten.

Mutfakta haşlanmış patates ve hafif bir ilaç kokusu vardı ya eklem ağrısı kreminden ya da her ay Fatmanın annesine aldığı damlalardan kaynaklanıyordu. Şişesi dört bin lira, üç hafta anca yetiyor. Bir de tansiyon ilaçları, yılda dört defa yapılan tahliller.

Elif çok sevinmişti bankadaki stajı öğrenince, Emine zarfı öyle bir nazik tuttu ki, sanki camdanmış gibi. Orada iyi imkânlar varmış diyor.

Fatma sessiz kaldı.

Ona söyle, bu son eğitim parası.

Son dönem. Beş yıldır Fatma tek başına bu yükü taşıyordu. Her ay annesine zarf, kardeşine havale. Her ay elinde hesap makinesiyle kesintisiz eksiltme: kira eksi, ilaçlar eksi, annenin yiyeceği eksi, Elifin okulu eksi. Geriye ne kalırdı? Paylaşımlı bir oda, altı yıldır giydiği kışlık palto, bir de kendi evinin hayalini unutmuştı bile.

Bir zamanlar Fatma İstanbula gitmek istemişti. Sırf hafta sonu için. Topkapı Sarayını gezmek, Boğaz kıyısında yürümek. Az az biriktirmeye bile başlamıştı sonra annesi ilk ciddi krizi geçirince, kenarda ne varsa hepsi doktora gitti.

Biraz dinlensen kızım, Emine elini Fatmanın koluna koydu. Yüzünden düşen bin parça.
Dinleneceğim. Yakında.

Yakında Fatmanın kendini beş yıldır inandırdığı şey. Elif işe girince, annesi biraz toparlanınca, belki o zaman Derin bir nefes alıp, biraz da kendini düşünecekti.

Haziranda Elif ekonomi diplomasını aldı. Hem de üstün başarıyla Fatma özellikle mezuniyete gitti, işten izin alarak. Kendi hediyesi olan elbiseyle sahneye çıkan kardeşini izlerken, Hepsi değişecek, diye düşündü. Elif işe girecek, kazanmaya başlayacak, ben de artık kuruş hesabı yapmayacağım.

Dört ay geçti.

Fatma, anlamıyorsun, Elif koltukta oturmuş, ayaklarını altında toplamış, tüylü çoraplarıyla. Ben beş yıl bunun için mi okudum, asgari ücretle çalışmak için mi?
Elli bin lira asgari ücret değil.
Senin için olmayabilir.

Fatmanın dişleri sıkıldı. Ana işinde kırk iki bin lira alıyordu. Ek işten ise şansına göre yirmi bin toplamda altmış iki bin lira. Kendisine kalanı on beş bini geçmiyor.

Elif, yirmi iki yaşındasın. Nerede olsa başlaman lazım.
Başlayacağım zaten. Ama eski püskü bir şirkette beş kuruşa çalışmam.

Emine mutfakta telaşlandı, ses çıkardı tartışmayı duymuyormuş gibi. Kavga ederlerse hep böyle olurdu, anneleri araya girmez, sonra Fatma çıkmaya hazırlanırken, Elife kızma, o daha genç, anlamıyor, diye fısıldardı.

Anlamıyor. Yirmi iki yaşında, hâlâ anlamıyor.

Sonsuza dek bakamayacağım sana, Elif.
Yeter, abartma artık. Para istemiyorum senden zaten! Sadece daha iyi bir yer arıyorum.

İstemiyor dediğine bakmayın. Resmi olarak istemiyor, ama anne ister hep. Fatmacığım, Elifin kursa ihtiyacı var, İngilizcesini ilerletsin istiyor. Fatmacığım, Elifin telefonu bozuldu, özgeçmiş göndermesi lazım. Fatmacığım, Elif yeni bir kaban istiyor, kış geliyor.

Fatma her seferinde sessizce gönderdi, aldı, ödedi. Çünkü öyle alışılageldi: O taşır, diğerleri gönül rahatlığıyla kabul eder.

Ben çıkıyorum, ayağa kalktı. Akşam ek işim var.
Dur, sana börek koyayım! dedi annesi mutfaktan.

Börekler lahanalıydı. Fatma poşeti aldı, rutubet ve kedi kokan soğuk apartmana çıktı. Durağa on dakika hızlı yürüyüş, sonra bir saat dolmuşta, ardından sekiz saat ayakta çalışmak. Sonra fırsatı olursa dört saat bilgisayar başında ek iş.

Elif ise evde oturup iş ilanlarına bakacak, sonra evrenden ona bir anda yüz elli bin lira maaşlı, evden yönetebileceği hayal gibi bir iş bekleyecek.

İlk ciddi kavga kasımda patladı.

Ne yapıyorsun bütün gün? Fatma dayanamayıp sordu, Elifi yine aynı koltukta görünce. Bir tane başvuru yaptın mı?
Yaptım. Üç tane.
Bir ayda üç tane mi?

Elif gözlerini devirdi, telefonuna gömüldü.

Sen anlamazsın iş piyasasını. Orada rekabet büyük, seçmek gerek.
Seçmek dediğin, koltukta pineklemekse tabii kolay.

Emine mutfaktan çıkıp endişeyle ellerini havluya sildi.

Kızlar, biraz çay versem mi? Havuçlu kek yaptım
Anne, gerek yok, Fatma şakaklarını ovuşturdu. Üç gündür başı ağrıyordu. Bana bir izah edin, iki işte ben çalışıyorum da bu hiç çalışmıyor?
Fatma, Elif daha genç, bir yolunu bulacak
Ne zaman? Sene mi geçsin, beş sene mi? Ben onun yaşında çalışıyordum!

Birdenbire Elif irkildi.

Afedersin de, senin gibi yaşamak istemiyorum! Koştur koştur iş, başka bir şey bilmeyen yorulmuş ata dönmek istemiyorum!

Sessizlik. Fatma çantasını aldı, çıktı. Dolmuşta giderken camdaki yansımasına bakarak düşündü: Yorulmuş at. Demek karşıdan görünüm böyleymiş

Ertesi gün Emine aradı, gönlünü almak için.

Elif onu demek istemedi. Kafası karışık şimdi. Biraz daha sabret, bak göreceksin, bir işe girecek yakında.

Sabretmek Annelerinin en çok kullandığı sözcüktü bu. Baban dönene kadar sabret. Elif büyüyene kadar sabret. Her şey düzelene kadar sabret. Fatma hep sabretti.

Kavgalar rutine döndü. Her anne ziyaretinde aynı: Fatma ulaşmaya çalıştı, Elif direndi, Emine ortada gezindi, barıştırmaya çalıştı. Fatma ayrıldı, Emine özür için aradı, sonra her şey yeniden.

Sen onu anlamalısın, kız kardeşin, derdi annesi.
O da bilsin artık, ben banka değilim.
Fatmacığım

Ocakta Elif aradı, sesi ilk defa heyecanlıydı.

Fatma! Evleniyorum!
Ne? Kiminle?
Adı Kaan. Üç haftadır görüşüyoruz. O kadar iyi ki Fatma, gerçek bir prens!

Üç hafta. Üç haftada nişan Fatma Bu delilik, demek istedi; Biraz daha tanı önce… ama sustu. Belki en iyisi buydu. Evlensin, kocası ona bakar; nihayet ben de nefes alırım.

O naif umut, aile yemeğine dek sürdü.

Her şeyi düşündüm! Elif parlıyordu. Yüz kişilik salon, canlı müzik, bir gelinlik baktım, Nişantaşında bi mağazada

Fatma yavaşça çatalı bıraktı.

Ne kadar tutuyor bütün bunlar?
Yani Elif omuz silkti, gülümseyerek. Beş yüz bin lira civarında Altı yüz de olabilir. Ama bu düğün. Hayatta bir kere!

Kim ödeyecek?
Fatma, ya biliyorsun Kaanın ailesi yardımcı olamaz, kredi çekiyorlar zaten. Annemiz de emekli maaşıyla anca geçiniyor. Sanırım krediyi sen alacaksın.

Fatma önce Elife, sonra annesine baktı. Emine gözlerini kaçırdı.

Cidden mi?
Fatmacığım, düğün bu, annesi hep o bildik tavrıyla konuştu. Hayatta bir kez olur. Uzatmanın manası yok
Yani ben yarım milyon kredi çekip, iş bulmaya tenezzül etmeyen birinin düğününü mü ödeyeceğim?
Sen ablasısın! Elif masaya vurdu. Mecbursun!
Mecbur muyum?

Fatma ayağa kalktı. Aklında tuhaf bir dinginlik vardı.

Beş sene. Beş sene senin okul paranı, annemin ilaçlarını, tüm evin masraflarını ben karşıladım. İki işte çalıştım. Evim yok, arabam yok, tatilim hiç olmadı. Yirmi sekiz yaşındayım, son aldığım kıyafet bir buçuk yıl önceydi!
Fatma, dur biraz, dedi Emine.
Yeter! Bunca yıldır ikinizi de ben taşıdım, buna karşılık bana hâlâ mecburiyet diyorsunuz? Bu kadar! Artık sadece kendim için yaşayacağım!

Kapıdan çıkarken paltoyu kaptı son anda. Dışarıda hava eksi yirmi. Fatma üşümedi. İçini saran sıcaklık, yıllardır sırtında taşıdığı taşları atmış gibi hafif hissettiriyordu.

Telefonu çalmaktan susmadı. Fatma kapattı, iki numarayı da engelledi.

…Altı ay geçti. Fatma sonunda kendi evine, küçük bir bir+bire taşındı. Yazın İstanbulu gezdi dört gün, Topkapı, Boğaz, beyaz geceler. Kendine yeni bir elbise aldı. Sonra bir tane daha. Ve ayakkabı.

Ailesiyle ilgili haberi tesadüfen öğrendi; çocukluk arkadaşı üzerinden anneyle benzer mahallede çalışıyordu.

Ya senin Elifin düğünü iptal olmuş diye duyduk, doğru mu?

Fatma kahvesini tuttuğu kupayla kıpırdamadan kaldı.

Ne?
Diyorlar ki damat vazgeçmiş. Para yok sanınca çıkıp gitmiş.

Fatma kahvesinden bir yudum aldı. Acıydı, ama garip bir şekilde lezzetli.

Bilmiyorum. Görüşmüyoruz.

Akşam yeni evinin penceresine oturdu, uzun uzun düşündü: Hiç öfke, kin yoktu içinde. Sadece huzur… Yıllar sonra ilk kez, içindeki yorgun at sustu, yerini hafif bir dinginliğe bıraktı.

Rate article
Lifequest
Biraz Daha Dişini Sık: Yıllarca Ailesi için Çalışan Bir Ablanın Fedakarlıkları, Kırılma Noktası ve Yepyeni Bir Hayata Yolculuğu