Bizim Annemiz O Kadar da İyi Değil
Elif, sen yine banyoda ıslak havluyu askıda bırakmışsın mı?
Kayınvalidesi Gülserenin sesi, Elif işten eve döner dönmez, daha kapıdan girer girmez koridordan geldi. Gülseren kollarını göğsünde kavuşturmuştu, bakışlarıyla gelinini resmen delip geçiyordu.
Kurusun diye orada, Elif topuklu ayakkabılarını çıkarırken yanıtladı. Askı onun için değil mi zaten?
Düzgün evlerde havlular kurutucuya asılır Elif. Senden böyle şeyleri bilmeni beklemiyorum tabii.
Elif yanından sessizce geçip gitti, cevap bile vermedi. Yirmi sekiz yaşında, iki üniversite bitirmiş, yönetici pozisyonunda bir kadın; ama her akşam yine bu havlu muhabbetini dinliyor. Her akşam.
Gülseren hoşnutsuzlukla takip etti onu. Sessizliği, görmezden gelişi, sanki bu evde kraliçe oymuş gibi tavırları… Elli beş yılda insanları okumayı, insan sarrafı olmayı öğrenmişti, Elifi ilk günden beri sevememişti. Soğuk biri. Burnu havada. Oğluna sıcacık bir kadın lazımdı, evin asıl hanımı değil.
Sonraki günlerde Gülseren duyup izledi, not aldı kafasında…
Kerem, oğlum, akşam yemeğinden önce oyuncaklarını topla.
İstemiyorum.
Canım istemiyor diye sormadım, topla lütfen.
Altı yaşındaki Kerem suratını asarak asker oyuncaklarını toplamaya gitti. Elif ise hiç oralı bile olmadan sebzeleri doğruyordu.
Gülseren salondan göz ucuyla bakıyordu. İşte bahsettiği o soğukluk. Ne bir tebessüm, ne de tatlı bir söz. Sadece emirler. Zavallı çocuk.
Babaanne, Kerem annesi çamaşır odasına geçince yanına sığındı. Neden annem hep böyle kötü davranıyor?
Gülseren Keremi okşadı. An an kolladığı an şimdi buradaydı.
Bak canım… Bazı insanlar böyle işte. Sevgisini gösteremez. Üzülmek yok tabii.
Sen gösterebiliyorsun mu?
Tabii ki, güzel torunum. Babaanne seni çok ama çok seviyor. Babaanne kötü değildir.
Kerem sıkıca sarıldı. Gülseren gülümsedi.
Her baş başa kaldıklarında tabloya yeni fırça darbeleri ekliyordu. Yavaşça. Temkinlice.
Annem bugün bana çizgi film izletmedi, bir hafta sonra Kerem sızlanıyordu.
Vah vah, annen ne kadar da katı, değil mi? Bazen bana da öyle geliyor. Ama moralini bozma oğlum, yanıma gel, ben her zaman seni anlarım.
Kerem her kelimeyi ezberler gibi dinliyordu. Babaanne iyi. Babaanne anlıyor. Anne ise…
Bak Kerem, Gülseren sesi alçaltmış, komplo fısıltısına dönmüştü, bazı anneler yumuşak olamıyor işte. Suç sende değil ki, Keremciğim. Sen çok iyisin, annen kötü olan taraf.
Kereme sarıldığında, içindeki o yeni buz gibi, bulanık his büyüyordu.
Bir ay geçmeden Elif değişikliği fark etti.
Kerem, oğlum, hadi gel, sarılayım!
Oğlu elini itti.
İstemiyorum.
Neden?
Öylesine.
Kerem babaannesine koştu. Elif, çocuk odasında boş elleriyle olduğu yerde donup kaldı. Evde bir şeyler kırılmıştı sanki, ama ne zaman başladığını anlamamıştı.
Gülseren koridordan gülümser gibi izliyordu bu sahneyi.
Akşam Elif, Keremin yanına oturdu.
Bana küstün mü Kerem?
Hayır.
Neden peki benimle oynamak istemiyorsun?
Bakışları uzak, adeta yabancıydı.
Babaanneyle olmak istiyorum.
Elif çocuğu bırakmak zorunda kaldı. Yüreğinde açıklayamadığı derin bir acı vardı.
Yunus, ben Keremi hiç böyle görmedim, gece herkes yattıktan sonra Elif kocasına anlatıyordu. Benden kaçıyor artık. Eskiden hiç böyle değildi.
Aman canım, çocuk işte… Bugün öyle, yarın böyle.
Bu kapris değil. Bana öyle bakıyor ki… sanki kötü bir şey yaptım.
Elif, abartıyorsun. Annem bakıyor ya ona, bize alışmıştır biraz.
Elif bir şey daha diyecekti ama vazgeçti. Yunus çoktan telefonuna gömülmüştü bile.
O gece Gülseren torununu uyuturken yine fısıldadı:
Annen seni seviyor oğlum… ama kendince. Soğukça, sertçe. Her anne iyi olamaz, bilirsin değil mi?
Neden?
Oluyor böyle şeyler güzeliğim. Ama babaanne seni hiç kırmaz, her zaman yanında. Annen gibi değil.
Kerem bu sözlerle uyudu. Sabah her yeni güne annesine biraz daha tedirgin, biraz daha uzak başlıyordu.
Artık kime yakın olduğunu saklamak ihtiyacı hissetmiyordu.
Kerem, parka gidelim mi oğlum? Elif elini uzattı.
Babaanneyle gitmek istiyorum!
Kerem…
Babaanneyle!
Gülseren torununun elini kaptığı gibi çekti.
Ne o Elif, çocuğa bu kadar baskı yapma. Görmüyor musun istemiyor? Hadi Keremciğim, babaanne sana dondurma alacak hadi.
Gittiler. Elif arkasından bakarken, göğüs kafesi sanki daralıyordu. Oğlu ondan uzaklaşmış, babaannesine kaçıyordu. Hiç anlayamıyordu, neden?
Akşam Yunus, Elifi mutfakta buldu. Kadın soğumuş çayın başında, duvara dalgın gözlerle bakıyordu.
Elif, ben Keremle konuşurum. Söz veriyorum.
Elif başını salladı. Konuşacak takati yoktu.
Yunus oğlunun yanına, çocuk odasına geçti.
Kerem, hadi babana anlat. Neden annenle birlikte olmak istemiyorsun?
Çocuk başını öte yana çevirdi.
Sadece…
O kadar kolay değil bu cevap. Annen sana kötü mü davrandı?
Hayır…
Peki sorun ne?
Kerem susuyordu. Altı yaşındaki çocuk anlamadığı bir şeyi nasıl anlatabilirdi ki? Babaanne diyordu ki, annen kötü, soğuk. O zaman öyledir. Babaanne yalan söylemez ki…
Yunus çocuk odasından cevapsız çıktı…
O esnada Gülseren bir sonraki adımı düşünüyordu. Gelini tamamıyla sönmüştü artık. Biraz daha zorlasa, kendi isteğiyle gidecek bu evden. Yunus daha iyisini hak ediyordu. Gerçek bir kadın, bir eş, bu buz parçası değil.
Keremciğim, Elif duştayken torununu koridorda yakaladı ertesi gün, biliyor musun, seni dünyada en çok babaanne sever.
Biliyorum.
Annen… Annen pek iyi sayılmaz, değil mi? Ne güzel sarılır, ne şefkatli bakar, hep asık surat. Zavallı torunum benim.
Gülseren arkasından yaklaşan ayak seslerini duymadı.
Anne.
Gülseren arkasına döndü. Yunus kapıda taş gibi durmuştu. Yüzü bembeyazdı.
Kerem, odana geç, sesi çok sakindi ama öyle bir tondu ki, Kerem derhal kaçtı.
Yunus, bak ben sadece…
Hepsini duydum.
Odaya ağır bir sessizlik çöktü.
Yani… Yunusun sesi titriyordu. Bütün bu zaman boyunca bilerek çocuğu Elife karşı doldurdun?
Ben torunumun iyiliğini düşünüyorum! Elif ona gardiyan gibi davranıyor.
Akıl alır gibi değil!
Gülseren geriledi. Oğlu ona daha önce hiç böyle bakmamıştı. Tiksintiyle.
Yunus, bir dinle sadece…
Hayır. Şimdi sen beni dinle. Bir adım daha yaklaştı. Sen benim oğlumu öz annesine karşı doldurdun. Eşime! Farkında mısın ne yaptığının?
Ben iyi olsun istedim!
İyi mi? Kerem annesinden kaçar oldu! Elif kendini suçlar hale geldi! Bu mu iyi?
Gülseren çenesini yukarı kaldırdı.
Çok iyi yaptım. Çünkü o sana göre biri değil. Soğuk, sevgisiz, kalpsiz…
Yetti artık!
Yunus’un sert sesi ikisini de irkiltti.
Topla eşyalarını. Bugün çıkıyorsun.
Oğlum, beni mi kovuyorsun?
Ailemi koruyacağım. Senden.
Gülserenin ağzı açık kaldı kapatamadı. Oğlunun gözlerinde karar belliydi. Pazarlık yoktu. Bir daha şans da yok.
Bir saat içinde dairesine, hiç hoşça kal demeden çıktı gitti…
Yunus yatak odasında Elifi buldu.
Şimdi anladım neden Kerem değişti.
Elif, gözleri kızarmış, şaşkınlıkla baktı ona.
Annem… Annem sana kötü olduğunu, seni Kereme hep anlattı. Bütün bu zaman Elif… Oğlumuzu sana karşı doldurdu.
Elif sanki nefes aldı, sonra yavaşça verdi.
Kendimi delirmiş gibi hissediyordum. Kötü bir anneymişim gibi…
Yunus yanına oturdu, sıkıca sarıldı.
Sen mükemmel bir annesin. Annem… Bilmiyorum neden yaptı, ama bundan sonra Kereme yaklaşamaz.
Zor haftalar geçti. Kerem babaannesini sordu, neden gitti anlamadı. Anne babası sabırla, yavaşça konuştular onunla.
Oğlum, Elif saçını okşuyordu Babaannenin benim hakkımda söyledikleri doğru değildi. Ben seni çok ama çok seviyorum.
Kerem ona şüpheli baktı.
Ama sen kötüsün.
Kötü değil, biraz katı. Çünkü senin iyi bir insan olmanı istiyorum. Bazen ciddiyet de sevgiden gelir, bunu bil isterim.
Kerem düşündü uzun uzun.
Sarılabilir miyim sana?
Elif öyle sıkı sarıldı ki, Kerem gülüp kendini bıraktı…
Yavaş yavaş, günbegün Kerem geri döndü. Eski Kerem. Elinde resmiyle annesine koşan, ninnilerle uyuyan Kerem. Yunus salonda oynayan karısı ve oğluna baktı. Annesi aramıştı birkaç kez, telefonu hiç açmamıştı.
Gülseren evinde yalnız kaldı. Torunsuz, oğulsuz. Sadece Yunusu yanlış kişiden koruyacağım derken ikisini birden kaybetmişti.
Elif başını Yunusun omzuna koydu.
Teşekkürler, her şeyi düzelttin.
Özür dilerim, bunca zaman fark edemedim.
Kerem koştu, babasının kucağına çıktı.
Baba, anne, yarın haydi hayvanat bahçesine gidelim mi?
Hayat aslında yeniden başlıyordu…




