Yeliz, ne zaman geleceksin?
Az kaldı. Yolun sonundayım.
O zaman, hadi acele et de gel! Konuşmamız gereken bir şey var.
Bir şey mi oldu? diye endişelendim.
Nasıl desem… Henüz bir şey olmadı ama konuşmamız lazım, Zeynepin sesi gergindi ama anlaşılan ortada bir kriz yoktu.
On beş dakika sonra evin kapısından içeri girdim.
Ne oldu, anlat bakalım? dedim içeri girdiğimde Zeynepe.
Önce üstünü değiştir, ellerini yıka. O kadar da abartacak bir şey yok, hemen dünyayı kurtarmaya çalışmaya gerek yok, dedi ve bir öpücükle beni banyoya yönlendirdi.
Hemen üstümü değiştirip elimi yüzümü yıkadım ve salonun yolunu tuttum.
Gel, dedi Zeynep, beni kızımız İremin odasına götürdü. İrem, kanepede büzüşmüş, gözleri ağlamaktan kızarmıştı.
Ne oldu bakalım? dedim sakin olmaya çalışarak.
Kızına sor, diye burnundan soludu Zeynep, Hadi, anlat bakayım babana, ne çıkarıyorsun?
İrem iyice yüzünü cama çevirdi, belli ki konuşmak istemiyordu.
Hanımlar, diye ses tonumu ciddileştirip masaya elimle vurunca, ya şimdi sakince, abartmadan, tiyatroya dönüştürmeden anlatırsınız ne mesele var, ya da ben işi bırakıp dinlenmeye çekiliyorum!
Evlenecekmişiz efendim, Zeynep alay ederek açıkladı, hem de bugünden, hiç beklemeden!
Yani? Hafif afalladım. Şaka mı bu? Kiminle, merak ettim?
İrem susmaya devam ederken lafı yine Zeynep almak zorunda kaldı.
Eren Birgül var ya, gözlüklü, yüzünde sivilcelerle gezen çocuk. Son zamanlarda sık uğradı ya.
Evet, Birgülmüş demek… Anlat bakalım, kızım?
Ama İrem inatla susmaya devam etti.
Bak güzel kızım. Hadi bakalım, bitir şu direnişi. Burada önünde dans mı edeyim bir cümle duymak için? diyerek sesimi sertleştirdim.
Biz Erenle birbirimizi seviyoruz! patladı sonunda İrem. O mükemmel biri, biz de onunla evleneceğiz!
En azından bir açıklık getirdik, iç çekerek söyledim. O da seninle aynı üniversitede mi?
Evet, aynı bölümdeyiz.
Birinci sınıf, sanki anlar gibi ya da umutsuzca söylendim. Çocuklar…
Biz çocuk değiliz! diye hiddetle atıldı İrem. On sekiz olduk artık, reşitiz!
Peki reşitsiniz, demek artık yetişkinsiniz. O zaman herkes gibi oturup büyükler gibi konuşacağız.
Konuşmak istemiyorum! Yine başlayacaksınız: Daha gençsiniz, bekleyin, ayaklarınız yere bassın, duygularınızı tartın falan. Siz büyükler akıllısınız da basit bir şeyi anlamıyorsunuz: Biz birbirimizi seviyoruz! Aşkımızı öldürmek istiyorsunuz!
Kızım, kimseyi öldürmek niyetinde değilim, yorgun bir nefes verdim, sadece anlamak istiyorum. Demek Erenle birbirinizi seviyorsunuz, öyle mi? İrem başıyla onayladı. Güzel. Evlenmek istiyorsunuz? Sen de, Eren de mi istiyor bunu?
Baba, Ereni küçümseme lütfen. O da istekli.
Güzel. Demek istek var. Peki nerede oturacaksınız, geçiminiz neyle olacak? Bunları düşündünüz mü?
Bunlar önemli değil! Aşk varsa para, ev mesele değil! heyecanla cevapladı kızım.
İrem, kaç yaşındasın sen? oldukça sessiz sordum. İnsan birinci sınıfta değil de, ilkokul birinci sınıfta sanırsın seni. Hangi aşk olursa olsun, bir yerde yaşamak, her gün yemek yemek gerekmiyor mu? Ne bu acele, yarın hemen evleneceksiniz, ateş mi bastı topuklarınıza? Kimsenin Erene karşı olduğu yok, gelsin tanışalım, konuşalım, ailesiyle de tanışalım Öyle değil mi Zeynep?
Aynen öyle. Ama küçük bir ayrıntı var, dedi Zeynep, acele etmeleri konusunda bir sebep var.
Yoksa Ereni askere mi alıyorlar? Ama bildiğim kadarıyla öğrenciler askere gitmiyor
Hayır, askerlik de değil, hem de Eren değil. İremcim, ben mi anlatacağım yine?
Susmuyorum, dedi İrem asık bir sesle, Bizim bir bebeğimiz olacak
Hah, şok içinde mırıldandım. Bak sen şu işe. Ne yapacaksınız peki?
Evlenip doğuracağız! Sakın bana başka bir yol söylemeye kalkmayın! Bebeğimiz yaşayacak!
Sakin ol bakayım. Kimseye bir şey dayatmıyoruz. Önce anlamamız lazım durumunuzu. Erenin ailesi biliyor mu?
Bugün Konuştuk, her ikimiz de ayrı ayrı ailemize bugün anlatacaktık
Eee? Eren haber verdi mi sonucu?
H-hayır…
Tamam, o haber verince söyle bana. Hadi şimdilik ben bir yemek yiyeyim, yoksa sizin dramınızı dinlerken açlıktan öleceğim.
Eşimle mutfağa geçtik, Zeynep hemen yemeği ısıtıp önüme koydu.
Şimdi ne yapacağız? diye sordu alçak sesle.
Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bakalım, belki Erenin ailesiyle konuşup ortak bir yol buluruz…
Daha yeni yemeğimi bitirmiştim ki Erenden kötü haber geldi: Ailesi kesinlikle karşıymış. Ağır bir kavga etmişler, işin sonu fena.
On beş dakika daha geçti, İrem elinde telefonla salona çıktı, mikrofonu kapayarak fısıldadı:
Erenin annesi… Sizinle konuşmak istiyor…
Zeynep kollarını kavuşturdu:
Hadi hayatım, sen konuş. Benim içim elvermiyor.
Kadının yüz ifadesinden çok şey anladım ama eline telefonu aldım ve hoparlörünü açtım, eşime sus işareti yaptım.
Alo, iyi akşamlar, ben İremin babası, Yeliz Demir.
Ben Şengül, Erenin annesi. Bugün oğlum, sizin kızınızla görüştüklerini, hatta kızınızın hamile olduğunu söyledi. Büyük planlar kuruyorlarmış! Biliyor muydunuz?
Evet, İremle konuştum az önce.
Güzel. Şimdi, bilmenizi isterim ki, biz bu büyük, kelimeyi acı acı vurguladı planlara kesinlikle karşıyız! Oğlumun okuması, meslek sahibi olması, hayatını kurması lazım. Üniversitenin ilk yılında evlilik, hele de çocuk, bizim hayallerimizde yok!
Bizim de kızımızı hemen evlendirmek gibi bir planımız olmadı, ama İremin bir bebeği olacak, babası da Eren. Bununla ne yapmamı önerirsiniz?
Vallahi, kusura bakmayın ama bu sizin sorununuz, Yeliz Bey. Öncelikle, bunun Erenden olduğu bile kesin değil. Hem olsa bile bize böyle oldubittiyle çıkamazsınız. Evlilik baskısı, çocuk bahanesi bize sökmez. Kızınız madem öyle evlenmek istiyor, çünkü oğlumuzun evi, düzeni, ailesi var diye düşünüyor, kadınız anlar ama anneliğimle de oğlumu koruyacağım. Babası da aynı görüşte. Biz oğlumuzla konuştuk ve O da artık kızınızla görüşmemeye karar verdi. Kızınız isterse aldırır, isterse doğurur, bizi ilgilendirmez. İyi günler.
Çat diye kapandı telefon. İki kadına baktım ve dedim ki:
Duydunuz. Kimse çocuğa kıymasın, hem vicdanen, hem sağlık yönünden olmaz. Dünyanın sonu da değil. Gerekirse dondurursun eğitimi, sonra devam edersin. Maddi manevi destek oluruz, torunumuzun yanındayız. Onlarla da daha sonra konuşacağız. Ah şu insanlık! Neyse. Biraz ağlayın, dertleşin ama kısa sürsün. Atlata atlata gideceğiz!
Zeynepi bir kenara çekip söyledim:
Sen bu gece İremin yanında kal, yalnız bırakma, yanlış bir şey yapmasın. Dertleşin, sakinleşir. Ben onun odasında yatarım.
Bir saat sonra kapı çaldı.
Bu saatte kim gelir ki? diyerek sinirli sinirli gittim açmaya.
Az sonra, elimde gözlüklü, sivilceli gençle salona döndüm.
Eren! İrem bir atladı boynuna. Beni almaya mı geldin?
Evet, seni almaya. Yeliz Bey, Zeynep Hanım, ben İremi almaya geldim.
Nereye götüreceksin, bakayım?
Henüz bilmiyorum. Herhalde kiralık eve çıkarız. Reşitiz, engel olmayın lütfen! Benimle gelir misin? dedi İreme.
Tabii, nereye istersen!
Durun bakalım, diye elimi kaldırdım, bir iki soru sormak isterim. Annen telefonda, tüm ailenizin bu evliliğe karşı olduğunu, senin de öyle düşündüğünü söyledi.
Tam olarak öyle değil, Yeliz Bey. Onu annem kararlaştırdı. Babam da ona destek olur tabii, bu lafı öyle bir rahatlıkla etti ki şaştım, ben sadece onları ikna oluyormuş gibi yaptım, yoksa ceplerimdeki paraya el konurdu. Cüzdanı, kimliğimi, banka kartını aldım ve çıktım geldim.
Enteresan! dedim ve şaşkınca gülümsedim. Şimdi, İremi alıp, ev bulup geçineceksin, peki gelirin neyle olacak?
Bir kenara biraz biriktirdim, akşamları çalışıp para yaptım. Bir de sosyal medya kanalım, takipçilerim var. İki-üç ay idare eder, gerekirse ek iş bulurum.
Güzel, güzel Sence Zeynep, bırakmalı mı gençleri? Bak, düşündüğümüzden farklı çıktı çocuk.
Ne dersin, bu saatte olur mu? dedi Zeynep, omuz silkti.
Haklısın, bu saatte olmaz. Planı yapalım. Şimdi, evlenmek istiyor musunuz?
“İstiyoruz!” dediler ikisi birden.
Ve bebeği doğuracaksınız?
Aynı kesinlikle onayladılar.
O halde size destek olacağız. Fakat bazı şartlarım var. Birincisi, Eren sen aileni ikna etmek için elinden geleni yapacaksın, İrem de yanında olacak. Bu gece burada kalırsın, misafirsiniz. Ailene arkadaşınızda kaldığınızı söylersin. Herkesi usulca hazırla. Okulu bırakmak yok! İrem doğumdan sonra devam eder. Biz hep yanınızda olacağız, maddi manevi destek, bebekte yardımcı oluruz. Ama işlerimizi siz göreceksiniz. Nikâhı şimdilik sade yapalım, masraf etmeyelim. Sonra arzu ederseniz geniş düğün yaparız. Uygun mu?
Uygun, dedi Eren tereddütsüz.
Ben de düğün isterdim, duvakla, konvoyla, kalabalıkla, dedi İrem biraz boynu bükük.
Zamanı değil şimdi! net konuştu Eren. Nikâhı kıyarız, ileride büyük düğün de yaparız.
Peki, nasıl istersen
Tamam çocuklar, plan belli. Herkes yarına hazırlansın, sabah erkenden kalkıyoruz.
Sonra Zeynep beni mutfağa yakaladı.
Bak, sormak isterim, ne oldu da bir anda fikrin değişti?
Bir anda mı diyorsun? Şu Şengül Hanımla konuştuktan sonra elim ayağım titredi. Kesin annesinin kuzusu, yanık gözlüklü sanıyordum Ereni. Ama gördün, delikanlı çıktı, sevdiceğini ortada bırakmadı. Böyle damat olursa, kızı verilir vallahi!
Yine haklısın hayatım! dedi Zeynep ve beni öpüp elini tuttu, herkesin yatak yerini ayarlamaya gitti.
O gece anladım ki, gençleri yargılamadan önce insan bir dinlemeli. Kızmak, telaş etmek kolay, ama anlayış göstermek, destek olmak esas babalığa yakışanmış. Bir aile olmak, zor zamanda da birbirinin arkasında durmak demektir. Mazallah, kızım yalnız kalsaydı, pişman olurdum. Şimdi içim rahat; doğru olanı yaptık.




