Başkasının Evi Gibi: Tatil Sonrası Dönüşte Kendi Evlerinde Yabancılarla Karşılaşan Katya ve Maksim’i…

Ayşe kapıyı ilk açan oldu ve olduğu yerde dondu kaldı. İçeriden televizyondan gelen sesler, mutfakta birileri konuşuyor ve bambaşka bir koku kaplamıştı evi. Arda, arkasında, şaşkınlıktan valizi düşürüyordu az kalsın.

Sessiz ol, diye fısıldadı Ayşe, elini öne uzatarak. Evde birileri var.

Salonlarındaki o sevdiği krem rengi kanepede, iki yabancı yayılmış oturuyordu. Eşofmanlı adam televizyonda kanalları değiştiriyordu, yanında kilolu bir kadın el işiyle uğraşıyor. Sehpanın üstünde bardaklar, kırıntı dolu tabaklar ve ilaçlar vardı.

Affedersiniz, siz kimsiniz? dedi Ayşenin sesi titreyerek.

Yabancılar, hiç utanma belirtisi göstermeden döndüler.

Aa, gelmişsiniz! Kadın örgüsünü bırakmadı bile. Biz Semanın akrabalarıyız. Anahtarları o verdi bize, ev sahipleri burada yok dedi.

Ardanın rengi attı.

Hangi Sema?

Sizin anneniz, adam nihayet kalktı. Biz Bursadan geldik, Kemali doktora getirdik. Sema Abla anahtar verdi, siz yokmuşsunuz, biz kalıverelim dedi.

Ayşe yavaşça mutfağa geçti. Ocağın başında on beş yaşlarında bir çocuk sosis kızartıyordu. Buzdolabı baştan aşağı başkasının yiyecekleriyle doluydu. Masada ise dağ gibi kirli tabak vardı.

Sen kimsin? diye nefesini tutarak sordu.

Kemal, çocuk döndü. Yiyemez miyim? Babaanne Sema sorun yok dedi.

Ayşe geri dönüp antrede Ardayı buldu. Arda çoktan telefonunu çıkarıyordu.

Anne, bu yaptığın ne? Sesi düşük ama keskin ve öfkeliydi.

Telefondan kaynanası Sema Hanımın neşeli sesi geldi:

Ardaşım, geldiniz mi? Tatil nasıl geçti kuzum? Bak şimdi, ben anahtarı Şükrana verdim, onlar Bursadan geldiler, Kemali doktora götürecekler. Ev zaten boş, yazık olmasın dedim. Sadece bir hafta kalacaklar.

Anne, bize sordun mu hiç?

Sorma gereği var mıydı? Siz yoksunuz diye, apartman boş, ne olacak ki? Sen bi söyle onlara, ben her şeyden sorumluyum, çıkarken evi toparlasınlar yeter.

Ayşe telefonu aldı elinden:

Sema Hanım gerçekten ciddi misiniz? Evimize tanımadığımız insanları mı aldınız?

Ay ne yabancısı kızım, bu benim kuzenim Şükran. Biz onunla çocukluğumuzda aynı yatakta yattık.

Bana ne, kiminle nerde yattıysanız? Burası bizim evimiz!

Ayşecik, neden sinirleniyorsun? Hepsi akraba. Çok sessizler, hiçbir şey kırıp dökmezler. Çocukları hasta, destek olmak istedim. Yoksa gönlün razı gelmedi mi?

Arda tekrar telefonu aldı:

Anne, bir saat içinde gelip herkesi alıyorsun. Herkesi.

Ardaşım, Perşembe’ye kadar kalacaklar! Kemalin tahlilleri, kontrolleri var. Otelde kalacaklardı, ben de onlara para harcatmadım.

Anne, bir saat… Gelmezsen polise haber vereceğim.

Arda telefonu kapattı. Ayşe antredeki pufa çöküp elleriyle yüzünü kapattı. Valizler açılmamıştı. Salondan televizyon sesi, mutfakta cızırdayan sosisler… Daha iki saat önce, uçakta, güneşli evlerine dönmenin hayalini kuruyorlardı. Şimdi ise kendi evlerinde davetsiz misafir gibi hissediyordu.

Salon kapısından kadın tekrar göründü:

Toplanırız hemen, dedi suçlu bir sesle. Sema Abla sizin itiraz etmeyeceğinizi zannetti. Biz de sizin numaranız yoktu, arayamadık. O teklif etti, bir hafta kalsak ne olur dedik.

Arda camın dibinde sessiz duruyordu. Ayşe onun sırtındaki gerilimi görebiliyordu. Kayınvalidesine öfkelendiğinde hep böyle dururdu, nasıl anlatacağını bilemezdi.

Kedimiz nerde? Ayşe birden hatırladı.

Hangi kedi?

Fındık. Turuncu. Ona bakacak diye anahtarı bıraktık.

Bilmiyorum, dedi Şükran omuz silkerek. Hiç görmedik.

Ayşe aramaya koyuldu. Kediyi yatak odasında, yatağın altında buldu; köşeye sinmiş, korkudan tüyleri kabarmıştı. Ayşe onu çıkarmaya çalışınca kedi tısladı, kulaklarını geri yatırdı.

Fındığım, kuzum, Ayşe yere uzandı. Ben geldim, geçti hepsi.

Kedi şüpheyle bakıyordu. Odanın kokusu başkaydı. Komodinde başkasına ait ilaçlar, yatak düzenden farklı, yerde birilerinin terlikleri…

Arda da yanına oturdu:

Affedersin.

Senin suçun yok ki…

Annemden dolayı, böyle olmasından.

O kendini hep haklı görür zaten.

Hep böyle yapıyor, Arda öfkeyle kısık sesle konuştu. Hatırlıyor musun, ilk taşındığımızda haber vermeden gelirdi? Sanmıştım ki bir daha olmaz, yine olmuş işte.

Koridordan sesler yükseldi. Kayınvalidesi gelmişti. Ayşe saçını düzeltti, dışarı çıktı.

Sema Hanım öfkeyle antrede bekliyordu:

Arda, aklını mı kaçırdın?

Anne, otur şöyle, dedi Arda mutfağı gösterip.

Ne oturması? Şükran, Veysi, toplanın hadi, atıyorlar bizi. Bana gidiyoruz.

Anne, otur diyorum!

Kayınvalide oğlunun yüzünü görünce sustu. Hep beraber mutfağa geçtiler, Kemal son sosisini bitiriyordu.

Anne, bana bir şey söyle. Nasıl aklına geldi bizim evimize haber vermeden başkasını almak?

Destek oldum ben! Şükran ağladı, Kemal hasta, hem nereye gidecekler… Ben de boş evde kalıverin dedim.

Anne, burası senin evin değil.

Nasıl değil? Anahtar bende.

O anahtar Fındıka bakasın diye. Otelcilik oynaman için değil.

Arda, aile onlar ya! Şükran benim kuzenim, Veysi iyi adam, Kemal hasta. Sen kalkıp kapı dışarı mı edeceksin?

Ayşe kendine su aldı. Elleri titriyordu.

Sema Hanım, bize hiç sormadınız.

Neden sorayım, siz evde yoktunuz ki?

Asıl o yüzden sormalıydın Arda sesi yükselterek. Telefonumuz var, haberleşiriz. Sorsaydın, birlikte karar verirdik.

Ya izin vermezseniz?

Belki verirdik. Belki birkaç günle sınırlardık. Ama haberimiz olurdu. Bu, saygı denen şey.

Sema Hanım ayağa kalktı:

Hep böyle! Onca şey yap, sonra eleştirilsin. Şükran, hazırlan gidiyoruz.

Anne, sende tek oda var. Sığamazsınız ki.

Sığışırız. Yeter ki nankörlük görmeyeyim.

Ayşe su bardağını masaya koydu:

Sema Hanım, durun artık. Neden yanlış yaptığınızı iyi biliyorsunuz. Bilmeseniz önceden arardınız, sorardınız.

Kayınvalide bir an duraksadı.

Biz gönülsüz olduğumuzu bilirdiniz. Bilerek kapımızı oldu-bittiye getirdiniz. Eve gelip e herkes burada, atamazlar ya diye düşündünüz, değil mi?

İyi niyetim vardı.

Kendi bildiğini yaptın. Aynı şey değil.

İlk defa Sema Hanım afalladı.

Şükran ağladı, Kemalin ağrıları arttı. Kıyamadım…

Anlıyorum, dedi Arda. Ama başkasının evini kullandıramazsın. Düşünsene anne, ben sen yokken senin evine arkadaşlarımı sokup Kalın burada, Sema Hanım gelince idare eder dedim. Ne hissederdin?

Çok sinir olurdum.

İşte öyle.

Bir süre sessizce oturdular. Salondan toparlanma sesleri geliyordu. Şükran göz yaşlarını siliyordu, Veysi çantaları topluyordu. Kemal ise mutfak kapısında yere bakarak:

Özür dilerim, diye mırıldandı. Olur sandım, babaanne dedi diye.

Ayşe ona baktı. Korkmuş, mahcup bir çocuktu işte. Hiçbir suçu yoktu büyükler anlaşamıyordu.

Senin suçun yok, dedi sadece. Git, ailene yardım et.

Sema Hanım mendilini çıkardı, gözlerini sildi:

Çok iyi niyetle davrandım. Aklıma sormak gelmedi. Hep çocuklarıma göre düşündüm, siz de bana güvenirsiniz sandım…

Çocuktan çıktık anne. Otuz yaşındayız, ayrı bir hayatımız var artık.

Anladım, dedi Sema Hanım zorla gülümseyerek. Anahtarı alacak mısınız?

Alacağız, Ayşe başıyla onayladı. Kusura bakmayın, güvenimiz zedelendi.

Haklısınız.

Şükranın ailesi çabucak toparlandı. Uzun uzun özür dilediler. Sema Hanım onları aldı ve kendi evine götürdü, bir şekilde çözmeye çalışacağını söyledi. Arda kapıyı kapatıp sırtını dayadı.

İkisi de sessizce evi dolaştı. Yatağı toplamak, buzdolabını elden geçirmek gerekirdi. Her tarafta birilerinin izi duruyordu: unutulan eşyalar, çekiştirilmiş koltuklar, dağınık tabaklar… Fındık hâlâ yatağın altından çıkmıyordu.

Sence anladı mı? diye sordu Ayşe, mutfak penceresini açarken.

Bilmiyorum. Umarım anlamıştır.

Ya anlamadıysa?

O zaman tavrımızı koyacağız. Bir daha böyle davranmasına izin vermem.

Ayşe kocasına sarıldı. Kendi evlerinde, ortalığın içinde sessizce durdular.

Biliyor musun, en çok neye yanıyorum? diye sordu Ayşe huzursuzca. Kediye. Her şeyi onun için ayarladık, şimdi ise aç, korkmuş ve işte bu kaosun ortasında.

Sence yemek verdiler mi ona?

Hiç sanmıyorum. Kabı boş, suyu kirli. Aklına bile gelmemiş Fındık.

Arda eğildi, yatağın altına konuştu:

Fındık, özür dileriz kuzum. Bundan sonra anahtarı kimseye vermeyiz.

Kedinin kafası yavaşça çıktı, temkinli adımlarla Ardanın bacaklarına süründü. Ayşe ona mama getirdi, Fındık bir haftadır yememiş gibi saldırdı mama kabına.

İçeri hızla çekidüzen verdiler başkasının yiyecekleri atıldı, yatak temizlendi, tabaklar yıkandı. Fındık karnını doyurup pencere kenarında kıvrılıp uyudu. Yavaş yavaş ev tekrar onların evi oldu.

Akşam Sema Hanım aradı. Sesi cılız, mahcup:

Arda, düşündüm de… Haklısın, kusura bakmayın.

Teşekkürler, anne.

Ayşe bana hâlâ kızgın mı?

Arda eşine baktı, Ayşe başını salladı:

Çok kızgın. Ama zamanla geçer.

Sonra beraberce uzun süre mutfakta oturdular, çay içtiler, sustular. Dışarıda akşam olmuştu. Ev temiz, sessiz ve yine onlara aitti. Tatilleri bir anda sona ermiş; hem de acı bir dersle bitmişti.

Rate article
Lifequest
Başkasının Evi Gibi: Tatil Sonrası Dönüşte Kendi Evlerinde Yabancılarla Karşılaşan Katya ve Maksim’i…