Günlük 21 Ekim
Herkes beni saf yerine koyuyordu, bunu yıllardır yüzlerinden okuyabiliyordum. Adım Asuman. Eşimle tam on beş yıldır evliydik. İki çocuğum var; Elif, on dört yaşında oldu bile, Kerem ise yedi yaşında. Eşim Tamer, neredeyse gizlemeden başka kadınlarla birlikte oluyordu. İlk kez düğünden iki gün sonra, garson kızla aldatmıştı beni. Sonrası saymakla bitmez zaten. Arkadaşlarım bana defalarca gerçekleri göstermeye çalıştı ama ben sadece tebessüm edip susuyordum.
Çocuk oyuncakları üreten bir fabrikanın muhasebe bölümünde çalışıyorum. Maaşım gerçekten komik derecede az. Üstelik iş o kadar fazla ki, çoğu zaman hafta sonları bile ofiste kalıyorum. Özellikle çeyreklik ve yıllık rapor dönemlerinde ev yüzü göremiyorum, geceleri fabrikada geçirdiğim oluyor.
Tamerin maaşı oldukça yüksekti ama iş evin idaresine gelince pek de becerikli sayılmazdım. Eve ne kadar para getirirse getirsin, yetiremiyordum; buzdolabı genellikle boş olurdu. En iyi ihtimalle yaptığım yemekler makarna ve köfteyle sınırlı. Diğer yemekleri ise annemden rica ediyordum. Buna rağmen yaşamımız devam etti. Etrafımızdaki herkes, Tameri yeni sevgilisiyle gördüklerinde şaşkınlıkla bakıyordu. Ayrıca, çoğu zaman eve sabaha karşı perişan bir halde geliyordu.
Ah Asuman, şu adama nasıl katlanıyorsun, diyorlardı. Safmışım, öyle düşünüyorlardı.
Kerem on yaşına bastığında, Tamer eve geldi ve yüzünde tarifsiz bir ifadeyle boşanmak istediğini söyledi. Aşık oldum, artık böyle devam edemem, aile hayatı bana göre değil, dedi.
Asuman, darılma ama ben boşanacağım. Sen donuksun, hiçbir şey hissetmiyorsun. Bari iyi bir ev kadını olsaydın, onu da başaramadın.
Tamam, boşanmayı kabul ediyorum.
Bu cevabım karşısında Tamer neredeyse sandalyeden düşecekti. Muhtemelen kavga, kıyamet, gözyaşı bekliyordu. Ama o kadar sakindim ki, bunu hiç beklememişti.
Peki, toplarsın eşyalarını. Yarın anahtarı paspasın altına bırakıp çıkarsan sevinirim.
Ona gülümsedim, sanki içimde başka bir plan varmış gibiydi. Tamer bunu hissetmiş olmalı ama kendi hayallerine dalıp çabucak dağıldı. Artık özgürdü, ne kadın ne çocuk derdi…
Ertesi gün yeni sevgilisiyle eve geldi. Ayakkabı paspasının altını aradı ama anahtar yoktu. Morali iyice bozuldu.
Sorun değil, kilidi değiştiririm, dedi kendi kendine.
Ama anahtarı kilide sokmaya çalışsa da hiçbir işe yaramadı. Çaresizce zile bastı. Kapı açıldı ve karşısında pehlivan gibi bir adam duruyordu; ayağında terlik, üstünde sabahlık.
Ne istiyorsun kardeş?
Burası benim evim aslında
Diyebildi Tamer, sesi bir garip çıkıyordu.
Hadi ya, belgelerin var mı? Varsa göster bakalım.
Tabii yanında tapu yok ki, içeriye alınmadı. Sonra birden aklına geldi; kimlikte hala adresi yazıyor olmalı. Cebinde telaşla kimliğini aramaya başladı. Bulup gösterdi.
Adam kimliği aldı, birkaç sayfa çevirdi ve alaycı bir şekilde geri uzattı.
En son ne zaman açtın şu defteri?
Kötü bir şeyler olduğunu hisseden Tamer hızla adres kısmını açtı. Orada iki damga vardı: biri kayıt, diğeri ise yaklaşık iki yıl önceki terhis damgası
Neler oluyor? diye geçirdi içinden ama cüsseli adamla tartışmaya girmedi. Hemen beni aramak istedi ama ben telefonunu açmadım.
Fabrikanın kapısına kadar gelip beni beklemekten başka çaresi yoktu. Fakat burada da hayal kırıklığına uğradı çünkü ben bir yıldan fazladır orada çalışmıyordum. Kızımız yurtdışında eğitim görüyordu, oğlumuz ise geçen yıl başka bir okula geçmişti. Okuldan da bilgi alamadı.
Oturup bir banka, kafasını ellerinin arasına aldı. Bu nasıl oldu? diyordu. Sessiz, çekingen, saf sandığı kadın böylesine bir şey yapmış olmalı mıydı? Asıl sorusu ise, nasıl olmuştu da evi satabilmiştim. Neyse, mahkemede görüşürüz, dedi. Haftaya boşanma davası var.
Boşanmaya öfke ve kararlılıkla gitti. Her şeyi ortaya çıkarırım, hakkımı geri alırım, diyordu. Ama mahkemede her şey aydınlandı. İki yıl önce bizzat kendi imzasıyla bana tam yetkili vekalet vermişti. O zamanlar yeni sevgilisi Melis hayatına girmişti; o kadar büyülenmişti ki, dünyadan kopmuştu.
Evde ise ben sürekli imza ister, evraklar için baskı yapardım: Elifin yurtdışına çıkışı için gerekli onaylar, belgeler. Tamer de bir avukata danışıp bana genel vekaletname vermişti, unuttuğu buydu. Kendi elleriyle her şeyini bana bırakmıştı.
Şimdi sokakta kalmıştı, üstelik Melis de evinin elinden gittiğini öğrenince ortadan kaybolmuştu.
Aman, Asuman bana nafaka davası açsa bile bir kuruş vermem, diye düşündü. Ama bir kötü sürpriz daha bekliyordu onu: Mahkemeden nafaka için değil, babalık reddi davası için çağrı geldi. Meğer Elif ve Kerem, Tamerin çocukları değildi.
Düğün günü, Tamerin beni garson kızla aldattığını kendi gözlerimle görmüştüm. O an beynimde bir kıvılcım çaktı, her şey kontrolden çıktı. Ne yaptığımı ben bile anlamadım ama intikam için bambaşka bir yol seçtim. Önce, bir başkasına aşık oldum ve çocuklarımı ondan yaptım.
Sonra paramı biriktirmeye başladım. Tamerin eve verdiği mutfak paralarını kenara attım. Evde doğru dürüst yiyecek kalmazdı ama çocuklarım her daim babaannelerinde tıka basa beslenirdi; annem başımı sallayarak İntikam seni de çocuklarını da mahveder, derdi.
Ama ben, ne pahasına olursa olsun yolumdan dönmedim. Hedefime ulaştım. Bir yandan DNA testleriyle her şeyi kanıtladım, bir yandan da ondan kurtuldum.
En acısıysa Tamerin, eski saf eşinin, ondan böylesine büyük bir darbe yemesiydi. Evi, parayı, çocukları her şeyi kaybetti.
Kadınları küçük gören, onları kıran erkekler iyi bilsinler; öfkeli bir kadının göze alacağı şeyin sınırı yoktur…




