Anne sevgisi
Çocuklar hayatın çiçekleri, derdi annem hep. Babam ise her seferinde gülerek eklerdi:
Anne-babalarının mezarında açarlar ama, çocukların yaramazlıklarını, isteklerini ve evin hiç bitmeyen gürültüsünü kastederek.
Elif derin bir nefes verdi; yorgundu ama mutluydu, çocuklarını taksiye yerleştiriyordu. Melike dört yaşındaydı, Doruk ise henüz bir buçuk. Büyükanne ve büyükbabayla geçirdikleri zaman tam bir şölendi: ev yapımı kurabiyeler, sıcacık kucaklar, masallar ve eve göre azıcık daha fazla izin verilen sevinçler.
Elif de bu ziyaretten gerçekten memnundu. Anne-baba, ablalar, yeğenler insanın doğup büyüdüğü evin o koşulsuz ve açıklama istemeyen sıcaklığı… Anne yemeği, ret edilemeyen o sofralar Rengarenk, biraz garip ama çoktan nostaljik yılbaşı süsleriyle ışıldayan çam ağacı Babasının uzun ama içten kadeh kaldırışları Annesinin özenle, sevgiyle seçtiği hediyeler.
Bir an Elif kendini yine çocuk hissetti; sadece şöyle demek istedi:
Anneciğim, babacığım, iyi ki varsınız!
Bu sene Elif ve eşi Cihan, anne babası için özel bir hediye planlamışlardı. Borçluluk duygusundan değil, minnetten. Mutlu geçen çocukluk yılları, Elif ve ablası için dökülen sevgiler, aile desteği, yeni hayatlarına güven ve bağlılık… Ve tabii, Cihan’ı ailenin bir parçası olarak kabul ettikleri için.
Cihan bir gün içtenlikle şöyle dedi:
Hep babama araba hediye etmek istemiştim, Ama babam göremedi onu.
Sonra kesin bir kararlılıkla ekledi:
Ama senin babana kesinlikle alacağız!
Elif, kocasına sıcacık, içinde şükran, saygı ve umut dolu bakışla gülümsedi.
Kararlaştırdıkları gibi Elif çocuklarla ailesinin evine gitti. Elinde pırıl pırıl poşetlerde evde hazırlanmış salatalar, et yemekleri, tatlılar; tamamen kendi ellerinin emeği.
Doruk elinde kocaman bir gül buketiyle büyükanneye doğru törenle yürüdü neredeyse çiçek Doruk’u devirecekti. Elif babasını sımsıkı kucakladı, öptü, evin o mis gibi kokusunu içine çekti.
Cihan nerede kızım? Neden onsuz geldin? diye sorunca ailede meraklı bir huzursuzluk oldu.
O sırada Elifin telefonu çaldı.
Cihan arıyor, dedi Elif gülümseyerek. Biraz işi varmış, başlamamızı istiyor, gelir az sonra.
Çocuklar salonda çam ağacının altında koşuyor; hediyeler kime olduğuna dair etiketlerle dizili. Melikeye tabii ki en çok hediye düşmüştü. Bir kutudan kocaman bir pamuk prenses arabası, ötekisinden altın yeleli, beyaz oyuncak atlar Camdan prenses ayakkabıları bile vardı. Sonra tüllü prenses elbisesi, taşlı uzun eldivenler Takılar, sihirli ayna, minik makyaj seti, resimli kitaplar, boyama setleri
Doruka ise, devasa bir otopark seti! Işıklı minik arabalar yukarı çıkıp sonra spiral yoldan neşe içinde aşağı iniyor. Başka kutulardan: dev bir ışıklı dinozor, oyuncak yay ve ok, kuru havuz, çuval dolusu renkli top, ışıldayan uzay tabancası… Ve tabii, bir sürü boyama kitabı, renkli kalemler ve parlak keçeli kalemler.
Elif de unutulmamıştı!
Minik kurdeleli kutuda altın taşlı küpeler Çam ağacı ışıklarında parlıyordu.
Yan masada ise Elifin bayıldığı Karınca Yuvası pastası vardı; içinde bol fındık, üzüm, meyve şekerleri ve çikolata parçaları Çocukluğunun lezzetiyle aynıydı.
Çam ağacının altındaki kutular Cihan’a aitti, ama asla onsuz açmak yasaktı!
Elif ve çocuklar kendi hediyelerini de verdi: Anneye, zarif bir kutuda Fransız parfümü, babaya özel örme bir gümüş bileklik… Melike ise dedesine ve babaannesine portrelerini getirmiş, biraz ilginç ama çok sevgili bir resim; herkes gülüp eğlendi.
Ama asıl sürpriz daha gelmemişti!
İlk kadehler kalktıktan yarım saat sonra, herkesin heyecanı biraz dinerken, Elif yeni küpelerini taktı. Melike dikkatlice baktı ve:
Anne, bu küpeleri özellikle benim görüp, sana güzelsin dememi istedin dimi?
Aynen öyle kızım, dedi Elif gülerek.
Çok güzelsin! dedi Melike ciddiyetle. Ben de öyleyim! Babam da! Hatta Doruk da! Yine büyük bir kahkaha koptu.
Ee, damadımız nerede? Artık gelse ya!
Tam bu sırada evin dış kapısından bir alarm ışığı yandı, bahçe kapıları açıldı ve içeri bembeyaz bir araba girdi. Yepyeni, ışıl ışıl parlıyordu.
Herkes gülüşe gülüşe, kalabalıkça bahçeye çıktı. Hafif ayazda titreyerek ama hep birlikte.
Kapıda o vardı: balonlarla süslenmiş, pırıl pırıl beyaz bir araba!
Cihan, büyük bir sakince arabadan indi; gösterişsizce kayınpederine anahtarları uzattı:
Bu sizin İçimizden geldiği gibi.
Ve kucakladı onu; dostça, sıkı, samimi bir sarılma. Kayınpeder bir adım geri çekildi, şaşkın bir gülümsemeyle:
Çocuklar, ne yaptınız siz? Ben böyle şeyleri kaldıramam kelimeler birbirine dolandı.
Ama ona fırsat bile vermeden, direksiyon koltuğuna oturttular. Avucunu yeni direksiyonda gezdirdi, pırıl pırıl teknolojik panelleri inceledi. Salon yeni deriler ve uzun yol kokuyordu, hayallere kapıldı gitti.
Dede, nadiren yaşaran gözlerini sildi. Vay be, helal olsun size diyebildi ancak. Kalktı, teker teker hepsine, Elife, Cihana, torunlara ve eşine sarıldı.
Kısacası, yılıbaşı yine unutulmaz oldu.
Herkes çok mutluydu. O iki gün ailede çocukların ve büyüklerin kalpleri neşeyle doldu. Ama zaman geçer; herkesin dönüş vakti geldi.
Sabah Cihan işe gitti. Kayınpeder onu yeni arabasında bırakırken, genç bir delikanlı gibi havalı ve özgüvenliydi. Elif onları yolcu ederken içi kıpır kıpır oldu: hediye esas amacına ulaşmıştı.
Öğleden sonra Elif çocuklarla taksi çağırdı. Valizler gelişten daha hafifti ama yürekler daha doluydu. Melike anneannesine tekrar sarıldı, Doruk dedesine el salladı, minicik arabasını avcuna sımsıkı sıkıştırarak.
Taksiyle yola koyuldular. Çocuklar arka koltukta birbirine sokulup, keyifle uykuya daldı.
Eve dönerken Elif, bir bakkalın önünde aracı durdurdu: Bir dakika inip bez ve su alacağım, dedi.
Beş dakika sonra arabaya atladı Kalbi bir anda ağzına geldi.
Çocuklar yoktu!
Şoför ise ön koltukta tanımadığı bir kadınla muhabbet ediyordu!
Hayırdır?! dedi Elif, yavaşça ve tehditkar bir şekilde.
Kadın birden döndü:
Sen de kimsin? Ne oluyor?! dedi şaşkınlıkla.
Şoför omuz silkti:
Tanımıyorum ben! sonra Elif’e: Sen kimsin bacım? Ne istiyorsun?
İyi misiniz siz ya? Benim çocuklarım nerede?!
Vay hain! diye bağırdı ön koltuktaki kadın, adama çantayla girişti: Demek çocukların da var ha!
Sen kafana göre önüne geleni mi arabaya alıyorsun! Çocuklarım nerede dedim! diye Elif yükseldi.
Birkaç dakika arabada tam anlamıyla kıyamet koptu: bağırışlar, suçlamalar, çanta sallamalar
Birden kapı açıldı, genç bir adam uzanıp gayet sakin bir sesle:
Hanımefendi Sizin arabanız önde, dedi.
Dünya bir an durdu. Elif, hışımla kapıyı çarptı, öndeki aynı model araca koştu.
Kapıyı açtı.
Çocuklar, iki yavru melek gibi arka koltukta mışıl mışıl uyuyordu. Hiç hissetmemişler bile.
Elif derin bir nefes aldı, hararetle koltuğa gömüldü:
Gidelim şoför bey, dedi.
Ve birden Elifi ani bir gülme aldı. Tam anlamıyla sinir boşalması! Şoför de kahkaha attı, gözlerinden yaşlar silerken İyi ki olay kabusa dönmedi dedi; geriye de kahkaha dolu bir anı kaldı.
Elif çocuklarına baktı ve bir gerçeğin aslında ne kadar basit olduğunu anladı: Anne babalar günlük hayatta tatlı, yorgun, bazen dalgın olabilir. Ama iş tehlikeye geldi mi aslana dönüşürler!
Sorgusuz, hesapsız, korkusuz tek amaç: korumak!
İşte sevgi böyle bir şey.
Her şey yolundayken sessiz ve yumuşak, ama çocuk söz konusuysa dev bir kalkan gibiEve vardıklarında Elif, uyuyan çocuklarını tek tek, usulca kucağına aldı. Onların sıcak nefesi yanaklarına değerken bir kez daha anneliğin ağırlığıyla ama aynı oranda hafifliğiyle doldu; ne kadar yorgun olsa da, kalbinin içinde tarifsiz bir huzur vardı. Apartman kapısından girerken Melike, gözlerini hafifçe araladı:
Anne, eve mi geldik?
Evet canım, diye fısıldadı Elif, gülümseyerek.
Evlerine adım attıkları anda her şey eski düzenine dönmüş gibiydi; misket gibi saçılmış oyuncaklar, mutfağı saran sıcacık ekmek kokusu, sehpanın üstünde unutulmuş bir çay bardağı Ama Elifin bakışında yepyeni bir parlaklık vardı artık: Bütün yorgunlukların, kaygıların ve beklenmedik küçük krizlerin ardından sahip oldukları en değerli şeyin birbirleri olduğunu bir kez daha anımsamıştı.
O gece çocuklar, annelerinin koynunda güvenle uyuyakaldı. Elif, hafifçe onların başını okşarken pencereden kar tanelerinin dansını izledi. Kendi annesiyle babasına, saatler önce yaşanan o sevgi coşkusuna, Cihanla paylaşılan dostluğa, bir de günün sonunda çocuklarının huzurlu uykusuna minnetle gülümsedi.
Dışarıda kar durmadan yağıyor, şehrin telaşı yavaş yavaş sessizliğe gömülüyordu. Elif ise yüreğinde net bir cümleyle günü noktaladı: Hayat bazen yorucu, bazen şaşırtıcı, bazen de mucizeyle dolu… Yeter ki kalbimizde sevgiyi eksik etmeyelim.
O anda içinden geçen güçlü dilek, evlerinin, çocuklarının ve her daim sevdiklerinin güvende; neşe dolu, sıcak ve sevgiyle sarılı bir yuva olmasıydı.
Ve o gece herkes en güzel hediye ile uyudu: Birbirine ait, sevgiyi çoğaltan bir aileyle.




