Kapıyı Yüzüne Kapattı
Anne, biliyorum, beni sevmiyorsun…
Zeynep elindeki havluyla donup kaldı. Yavaşça oğluna döndü. Mete koridorun kapısında duruyordu, kaşları çatık, elleri evdeki eşofmanının cebinde.
Ne dedin? Havluyu tezgaha bıraktı Zeynep. Nereden çıktı şimdi bu?
Babaanne söyledi.
Tabii, babaanne…
Başka ne dedi bakalım babaanne?
Mete mutfağa adım attı, çenesini yukarı kaldırmış, gözleri belli ki savaş ilan etmiş aynen babası gibi inatçıydı.
Babama sırf ben mutlu ve normal bir ailede büyümeyeyim diye ayrılmışsın. Ailem tam olmasın, ben mutlu olmayayım diye yapmışsın. Bile bile ailemi dağıtmışsın!
Zeynep oğluna baktı. Neredeyse on yaşında. İki yıldır baş başa yaşıyorlardı. İki yıldır Vedat ortalıktan buhar olup gitmişti; ne arıyor, ne doğum günlerinde ses ediyordu. Ama babaanne Neriman Hanım, haftaları hiç kaçırmaz; Meteyi her hafta görür, fırsatını buldukça kafasını bulandırırdı.
Mete, Zeynep sesi titremesin diye çabaladı, babaanneyi bu kadar dinlemesen iyi olur. Her şeyi bilmiyor.
Biliyor! Mete birden bağırdı. Sen yalan söylüyorsun! Eğer beni sevseydin ayrılmazdın, boşanmazdın! Ailemi dağıtmazdın!
Her kelime Zeynepin kalbine bıçak gibi saplanıyordu. Metenin dudaklarının titrediğini, gözlerinin dolduğunu gördü. İnanıyordu. Gerçekten söylediklerine inanıyordu.
Mete…
Babam da bizimle yaşardı! Her şey normal olurdu!
İki yıldır baban seni bir defa bile aramadı, Zeynepin ağzından döküldü. Bir defa bile…
Çünkü izin vermiyorsun! Babaanne diyor ki, sen babama yasak koymuşsun!
Mete dönüp hızla mutfaktan çıktı. Ardından holde bir gümbürtü duyuldu çocuk odasının kapısı sertçe kapandı.
Zeynep mutfakta, yarı katlanmış havluların başında kaldı. Saatin tıkırtısı, kasvetli bir sessizlik, bastıran bir yalnızlık…
Bir tabureye oturdu, yüzünü ellerine gömdü. Gözyaşları öfkeyle, harlı bir şekilde akmaya başladı. Vedat ona ihanet etmiş, aylardır ofisten bir kadınla buluşup duruyormuş; Zeynep öğrenince de dönüp Ne var bunda? demiş, özür bile dilememişti. Nasıl affedecekti? Gözünün içine baka baka yalan söyleyen bir adamla nasıl yaşayacaktı? Şimdi ise Mete, ailesinin onun yüzünden dağıldığını sanıyor.
Ve tabii ki Neriman Hanım, ideal gelinlerin kraliçesi, yılan hikâyesi örmeye devam ediyor. Oğlum melek, suç yok; kötü olan gelin, idare edemedi de dayanamadı da çocuğu için evliliğe katlanamadı diye diye.
Zeynep gözlerini sildi, camdan dışarı baktı. Çocuk neredeyse on yaşında, hâlâ hiçbir şey anlamıyor. Ve uzun süre de anlamayacak muhtemelen.
Üç gün hamur gibi uzadı gitti. Mete yanında gibi ama aslında cam fanusta yaşıyormuş gibiydi kahvaltı yapıyor, okula gidiyor, ödevini sessizce yapıyordu. Okulunu sorunca homurdanıp telefona gömülüyor, yemeğe çağırınca sessizce tabağına bakarak yiyor, gece İyi geceler demek için sarılmaya kalkınca İyi geceler deyip kapısını kapatıyordu.
Cuma günü Zeynep Yeter artık! dedi. İş çıkışı pastaneye uğradı: bir kutu Balkabaklı Pasta, Metenin bayıldığı cipslerden, kocaman sucuklu-mısırlı bir pizza… Belki beraber film izlerler, belki uzun uzun sohbet ederler, eskisi gibi olur diye umdu.
Eve dalıp poşetleri mutfağa taşıdı.
Mete! Gel bak neler aldım, bak bak!
Ses yok.
Mete?
Koridordan geçti, çocuk odasının kapısını itti. Oda boştu. Yatak dağıtılmış, kitaplar masada, ama çantası yoktu. Askıdan mont da alınmış.
Telefonuna sarıldı, Meteyi aradı. Uzun uzun çaldı, sonra kapandı. Mesaj attı: Neredesin? Lütfen arar mısın? Mesaj okundu; mavi tik.
Cevap yok.
Bir daha aradı. Yine kapandı. Beşinci arayışta yine kapandı.
Ne oluyor ya…
Elleri titriyordu, parmakları ekranda kaydı. Tekrar aradı, tekrar… Çaldı, çaldı, çaldı…
Bir çıtırtı.
Alo?
Mete! Zeynep telefonu kulağına bastırdı. Neredesin yavrum, iyi misin? Ne oldu?
İyiyim.
Sesi fazla sakindi. Hatta fazlasıyla…
Nerede, neden çıktın evden?
Babama gidiyorum. Artık onunla kalacağım.
Zeynep koridorda donakaldı.
Ne dedin?
Babaanne dedi ki, babam hep beni almak istemiş. Mahkemede de… Ama sen diretmişsin, bana vermemişler. Ben senin yanında olmak istemiyorum artık. Babamla daha mutlu olacağım.
Mete, bekle…
Tık. Kısa bir ses.
Tekrar aradı kapalı. Bir daha kapalı.
Telaş içinde paltosunu giydi, çantasını düşürdü, taksi uygulamasından adres yazdı. Vedatın ev adresini hâlâ ezbere biliyordu tabii.
Yirmi dakika trafikte geçti, yirmi dakika boyunca tırnaklarını kemirdi, içi içini yedi.
Taksi apartman önüne yanaştı. Zeynep, bozuk para peşine düşmeden koşar adım binanın önüne vardı ve bir an durdu.
Girişin önündeki bankta Mete oturuyordu. Montu açık, çantası yanında. Yüzü sırılsıklam, gözleri kıpkırmızı, omuzları titriyor…
Ağlıyordu.
Zeynep banka koştu, ıslak zemine diz çöktü, Metenin omuzlarından tutup kendine çekti. Soğuk anında pantolonuna geçti ama hiç umurunda değildi.
İyi misin? Karnın aç mı? Ne oldu yavrum, niye ağlıyorsun?
Ellerinin her yeriyle oğlunu yokladı: elleri, yanağı, ipince bir damar bile incinse hissedecek gibi. Yanakları buz gibi olmuştu, burnu kıpkırmızıydı, kirpikleri birbirine yapışmıştı.
Mete ona baktı. Kan çanağı gibi şişmiş gözler, içlerinde öyle bir acı vardı ki, Zeynepin boğazı düğümlendi.
Babam beni içeri almadı.
Zeynep donakaldı. Ellerini oğlunun omuzlarında unuttu.
Ne dedi?
Orada başka biriyle yaşıyor. Küçük de bebekleri var, Mete burnunu çekti, koluyla yanağını sildi, gözyaşı ve kir bir arada. Kapısından dahi sokmadı beni. Boşuna gelmişsin dedi. Annene dön dedi. Resmen yüzüme kapıyı kapattı. Bildiğin…
Oğlunun sesi orada incecik çıkmaya başladı, yüzünü gizledi. Küçücük omuzları sarsıldı.
Zeynep sarıldı ona, sımsıkı, saçlarına gömüldü. Çocuk şampuanı ve soğuk rüzgar kokuyordu. Mete bu sefer uzaklaşmadı. Üç gündür ilk defa… Tersine, sıkıca annesinin mantosuna sarıldı, yüzünü annesinin omzuna gömdü.
Hadi gidelim, dedi Zeynep yavaşça, biraz sakinleşince. Her şeyi açık açık öğrenelim.
Birlikte taksiye binip Neriman Hanımın evine gittiler. On beş dakika daha, Mete camdan dışarı sessizce bakıyor, Zeynep oğlunun elini bırakmıyordu. O küçük, soğuk, kırışık el onun avuçlarındaydı.
Kapı hemen açıldı, sanki Neriman Hanım onları bekliyordu. Sabahlık, bigudiler, püsküllü terlikler ama gözler tetikte.
Ay Allahım, ellerini ovuşturdu Neriman Hanım, anan yine peşine düştü demek… Yine babana karşı dolduracak şimdi, öyle mi yavrum?
Mete atıldı ileri, eşiği geçti. Zeynep onun sırtına baktı; zayıf, gergin, daha çocuk ama bu kabanı da yakında kısa gelecek ona.
Babaanne, Mete başını kaldırdı, sesinde yeni bir ton vardı, daha yetişkince, bana yalan söyledin mi?
Neriman Hanım göz kırptı. Yüzündeki maske çatladı bir an.
Ne diyorsun oğlum, olur mu öyle şey?
Babama gittim. Kapıyı bile açmadı. Niye?
Zeynep, eski kayınvalidesinin yüzünün değiştiğini, güya şefkatli yüzünün nasıl düştüğünü izledi. Gözleri oradan oraya kaçtı, hem toruna hem Zeynepe.
Oğlum, her şey annenin suçu, o…
Sen hep, annen istemiyor dedin. Onun yüzünden baban seni göremiyor dedin, baban seni çok özlüyor dedin. Mete yumruklarını öyle sıktı ki, parmak kemikleri bembeyaz oldu. Peki neden kapıyı yüzüme kapattı? Neden benimle konuşmak dahi istemedi? Neden bana yabancı gibi baktı?
Anlamıyorsun, şimdi işleri zor, kafası karışık…
Ya belki annem doğru söylüyordu? Mete sesi yükseldi, Neriman Hanım bir adım geri çekildi. Ben ona gereksizim. Onun yeni eşi var. Minicik bebekleri var. Mutlu aile, tam kadro… Ben fazlayım. Kimsenin umurunda değilim, öyle mi?
Neriman Hanım diklendi, çenesini yukarı kaldırdı, gözlerinde tuhaf, öfkeli bir parıltı vardı.
Anan seni doldurdu da geldin! Eliyle Zeynepi işaret etti. Hep annenin suçu, aileyi o yıktı, ooo…
Yeter!
Mete öyle bir bağırdı ki, Zeynep ürperdi. Apartmanda yankı bile yaptı.
Hep yalan söyledin! Yeter! İki yıldır bana masallarla babamı anlattın, bir kez bile doğum günüme mesaj gelmedi. Bir daha da gelmeyeceğim. Sakın arama. Babam beni istemiyorsa, ben de istemiyorum. Siz de beni aramayın! Dönüp Zeynepin elini tuttu. Anne, hadi gidelim buradan.
Neriman Hanım kapı eşiğinde kalakaldı, bembeyaz, ağzı yarı açık. Onca yıl sonra ilk defa Zeynep onu öyle zayıf, çaresiz, sanki bütün suçlamalarından, gardından arınmış gördü.
Güle güle, dedi Zeynep ve kapıyı kapattı.
Eve gelince Mete iki dilim soğuk pizza yedi, üstüne üç fincan sıcacık çay ve bolca frambuaz reçeliyle. Kanepede, ekose battaniyeye sarılı, burnu kırmızı diri diri oturuyordu, sessiz. Dışarıda hava iyice kararmıştı, lambadan gelen ışık, yüzünde sarı sıcak gölgeler bırakıyordu.
Anne?
Efendim yavrum?
Özür dilerim.
Zeynep fincanını sehpanın kenarına koydu. Oğlunun omzuna, karmakarışık saçlarına, kaşlarının arasındaki o asık çizgiye baktı.
Sen hep benim için uğraştın, çalıştın, didindin. Bense hiç anlamadım, hep babaannem ne dediyse ona inandım. Sana inanmadım. Mete gözlerini düşürdü, battaniyenin püskülünü elinde oyaladı. Artık bitti. Kendi gözümle göreceğim. Kimse ne derse desin, olanı duyacağım.
Zeynep gülümsedi, usulca yanında oturup oğlunun saçlarını okşadı. Oğlu artık kaçmadı, tersine, başını annesinin omzuna yasladı. Eskiden, çok küçükken yaptığı gibi.
Ders ağır ve biraz acımasız oldu. Ama belli ki Mete o dersi aldı.




