Deja Vu O, çocukluğundan beri hep mektup beklerdi… Hayatı boyunca. Adresler değişirdi. Ağaçlar k…

Deja Vu

Hep mektup beklemişimdir. Her zaman. Çocukluğumdan beri. Tüm hayatım boyunca.
Adresler değişti. Ağaçlar kısaldı sanki, insanlar uzaklaştı, bekleyişler daha sessizleşti.

O ise kimseye kolay güvenmezdi, kimseden bir şey beklemezdi. Sıradandı aslında sağlam yapılı, güçlü bir adam. İşini yapardı. Evde ise onun yoldaşı köpeğiydi. Tek başına ya da dört ayaklı dostuyla seyahate çıkardı sık sık.

Ben ise; hüzünlü gözleri olan, sevimli bir Türk kızıyım. Bir gün biri bana sormuştu:
Evden onsuz çıkamayacağın bir şey var mı?
Gülümsemem! diye cevaplamıştım; yanaklarımdaki gamzeler bu sözüme tanıklık etmişti.

Kendimi bildim bileli erkeklerle daha çok arkadaşlık etmişimdir. Mahallede etekli korsan derlerdi bana. Ama yalnız kalınca hep bir oyunum vardı: Kocaman, sevecen bir aile hayali kurardım. Güzel bir bahçesi, sıcacık bir evi olan bir anne… Yanında iyi yürekli bir eş, bir sürü çocuk.

O, spor olmadan hayatını düşünemezdi. Garajdaki bir kutuda geceler boyunca biriktirdiği kupalar, madalyalar ve başarı belgeleri vardı. Neden sakladığını bilmezdi. Belki de kendini en çok anne-babasına borçlu hissederdi; onların gururuyla… Hep onlara götürme niyetindeydi. Yarışmalardaki birincilikler galibiyet için değildi; yarışmak, son damla terine kadar sınırlarını zorlamak hoşuna giderdi. Yorgunluğun ardından gelen o güç dalgası, yeni bir nefes…

Benim ailemse, yedi yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Kardeşim ve beni farklı çocuk yurtlarına yerleştirdiler. Öyle büyüdük, kimsesizliğin hüzünlü ama mücadeleci yollarında. O günler artık geride kaldı. Şimdi ise birbirimizin tam karşısında yaşıyoruz; alçak binalar, sıcak sokaklar, cıvıl cıvıl apartman bahçeleri ve pazarları olan bir mahallede. Artık kardeşim ve ailesi, tek dostlarım, tek ailem…

Endişeli bir gündü Nöbetim bitmişti. Otoparkın içinden yürüyordum. Ali Abi yetişti, babacan bir biçimde sarıldı ve börekler için teşekkür etti.
Evde biraz uyu, tamam mı?
Vakit bulurum abi, dedim, yanağından öpüp arabama doğru hızlıca yürüdüm.
Hey Allahım, arkamdan derin bir iç çekiş duyuldu.

Bayram günlerinde, çoğu doktorun çalışmak istememesi nedeniyle, sık sık aynı ekiple nöbet tutardık. Ekibimizde iki adam daha vardı. Kadın olarak aralarında sevilmezdim. Ancak şık ve bakımlı olmayı severdim; çevremdeki her şeyi değiştirirdi benim modum, görünüşüm iyi olunca.

O ise, arabasında koşturuyordu. Bagajdaki kutuda spor kupaları zıplıyordu, köpeği arka koltukta huzursuzca mızıldanıyordu. Babası, yılbaşını beraber karşılayalım demişti. Hemen o kutuyu arabaya koymuştu. Bu sefer tatil gününde çalışmayacak olmanın heyecanıyla, her ne kadar antrenörlük yaptığı çocukları ve işini özleyecek olsa da… Ebeveynleriyle nadiren görüşmek yüreğinde bir burukluk bırakıyordu.

Yılbaşıdan birkaç gün önce, sabaha karşı telefon çaldı.
Annen iyi değil, dedi babası. Emekli bir albay Hayatından habersiz ağlamazdı; bu defa sesindeki endişe fazlaydı. Anne ve babası lise çağından beri birlikte; hâlâ birbirlerine genç aşıklar gibi bakmaları inanılmazdı… Sanki bir sırları vardı!

Ben ise yorgun ama mutlu gülümsüyordum. Her yılbaşı öncesi çeşit çeşit börek yapar, nöbetten sonra şehirde dağıtırdım. Bu kez dinlenmeye fırsat bulmuştum; yoksa Ali Abi direksiyona oturtmazdı bile beni!

Anne-babamın evine 10 kilometre yolum vardı. Tam o sırada kar fırtınası başladı. Ya birkaç saat önce arabaya binmek istemeyen köpeği, bagajdan gelen metal tıkırtısı, art arda çıktığım yolculuklar, yollar, yollar… diye düşündüm.
Anneciğim, babacığım dayanın. Sizin gibi kimsem yok…

Köpeğim birden alnımı yaladı, sanki içimi okudu.
Sana da kıyamam dostum!

Tam o anda arabayı kenara çektim. Bu tip kar tam da şimdi mi yağar! Son bir börek kalmıştı. İki, üç kilometre ilerde, şehir dışında ise en sevdiğim hastamın yaşadığı yazlık site vardı. Ne yaşlı kadın diyebileceğim, ne yaşına yakışan, gözleri gülen bir hanım. Onun da eşi öyleydi; gezmeyi, hayatı seven tatlı bir çift. Belki de ebeveynlerim şimdi böyle olacaktı…

Derken, birdenbire koyu bir gölge önüme fırladı. Beyaz karın ortasında, bir köpek… Nereden çıktın sen? Ormandan mı, sahibi mi bıraktı? Parlak gözleri Boynu neden bu kadar ıslak, üstümdeki kazak neden soğuk ve nemli? Uyku bastırıyor… Dilek, Dilekçiğim, canım… Neden bu kadar acı çekiyorum? Anneciğim, babacığım, geliyorum Çok yakındayım… Karanlık…

Ali Abi açamadı telefonu. Torunlarının yanına gitmişti. Ambulansın bu karda gelmesi imkansızdı. Tamamen kapanmıştı yollar.
Dayan oğlum, az kaldı, çıkaracağım seni. Allah’ım… Bu arada yanında bir de köpek var…

Hareket etmeye hazırlanırken, yanımdan gri bir araba hızla geçip gitti.
Biri eve yetişmeye uğraşıyor, dedim içimden. Birkaç dakika sonra o gri araba karlı yolun kenarında devrilmiş haldeydi. Kıvrılmış bir siyah köpek birkaç metre ötedeydi. Galiba yaşıyor!

Saat kaç oldu? Sıcak suyu genelde sevmezdim. Ama şimdi sıcak bir duş tek ilaçtı. Üzerimdeki titreme azaldı. Banyoda yere oturup gözlerimi kapattım. Şöyle bir uyusam…

Koca adamı nasıl çıkardın arabadan, kızım?! diye kardeşimin sesi kulaklarımda yankılandı. Vücudumun her bir kası o acı anı hatırladı gibi gerildi.

Tam üç canı arabamla hastaneye götürdüm. Yolda kardeşim yetişip yardım etti. Akşama tekrar yazlığa döndüm, o böreği teslim etmeliydim. Gri arabadan düşen kutuyu da yanıma almıştım, belki değerliydi. Herkesin sağlıkla kurtulmasına sevinerek…

Kapıyı şaşkın bir eş açtı.
Bir şey mi oldu size? diye sordum.
Karım hastanede… Gitmem lazım, oğlumu bekleyemedim, telefonla da ulaşamıyorum…
Başımı eğdim, sustum.
Sende bir sorun yok ya? Elimden tuttu.
İsterseniz ben götüreyim, dedim.

Sessizce yola çıktık. Fırtına durmuştu.
O kutu, arka koltukta, nereden geldi? dayanamadı, sordu adam.
Bir kaza oldu. Ormandan çıkan bir köpeğe çarpmamak için gri arabayla adam takla attı. Bagajdan düşmüş olabilir…
Gri araba, içinde beyaz bir köpek vardı; ormandaki siyah köpek miydi? dedi çok kısık bir sesle.
Arabayı kenara çektim, ona döndüm. Adam ellerini yumruk yapıp yola baktı.
Oğlu yaşıyor! Ve eşiniz de iyileşecek! Sıkıca sarıldım ona.
Kızım, sana böyle diyebilir miyim?
Elbette, dedim, gözlerimde yaşlarla.
Karım birkaç gündür rüyasında siyah bir köpek görüyordu. Oğlumun köpeği beyaz. Bu siyah köpek nereden çıktı?
Gözleri çok güzel, çok hüzünlü…

Kendine gelir gelmez ilk düşündüğü şey buydu adamın. Yatağının yanı başında babası uyukluyordu. Annem… Kaza Derken, gencecik bir kızın gözleri yeniden canlandı hafızasında.

O yılbaşını ocak sonunda kutladılar. Annesi iyileşiyordu. Babası mutluydu. Beyaz köpek biraz aksıyordu ama yakında tamamen toparlanacaktı. Adam işe dönmeli, çocukları yarışa hazırlamalıydı. Ailesinin evinde fazlaca kalmıştı, artık şehre dönme vaktiydi. Ama aklında hep o kız vardı…

Evden çıkmak üzereyken, çatı katındaki pencereden babası seslendi.
Baba, yardım lazım mı?
Babası muzipçe gülümsedi. Çatıdaki kutularda kendi madalyalarını buldu.
Ooo… Albayım, bunlar nasıl burda?
Düşün bakalım! Hadi, ben Dilek’i dolaştıracağım.

Ben de eve alıştığımdan erken döndüm o gün. Dilek beni bekliyordu. Onu, tanıdık veterinerden almadan edemezdim; yoksa barınağa gidecekti. Dilek tamamen siyah değildi, göğüs kısmında kalp şeklinde bembeyaz bir leke vardı.

Apartmandan içeri girdim, neredeyse refleksle posta kutumu açtım. Göz ucuyla gördüğüm beyaz zarfa takıldım, kapatacaktım tam.
Mektupta şöyle yazıyordu:
Bu akşam geleceğim. Teşekkür ederim, canım!

Aşk, bir pusula gibi, doğru yolu bulduruyor insana.

Rate article
Lifequest
Deja Vu O, çocukluğundan beri hep mektup beklerdi… Hayatı boyunca. Adresler değişirdi. Ağaçlar k…