“Yerler Kendi Kendini Silmez: Hamilelikte Gelin-Kaynana Çekişmesi ve Bir Ailenin Sınavı”

Yerler Kendi Kendine Temizlenmez

Elif, Baran işe gittikçe senin evde biraz toparlanman gerekiyor, dedi Meryem Hanım. Yerler kendi kendini temizlemez. Akşam yemeğini kim hazırlayacak? Ne diye oturuyorsun, kimi bekliyorsun?

Elif karnını okşadı. Yedi aylık hamileydi, hem de ikiz bekliyordu. Her sabah yataktan doğrulmak bile başlı başına bir mücadeleye dönmüştü. Belinden öyle bir ağrı çekiyordu ki, bazen doğuma kadar hiç hareket etmeyecekmiş gibi hissediyordu.

Meryem Hanım, karnıma baksana, halimi görüyorsun. Evde duvardan duvara tutunarak yürüyorum, sen hala akşam yemeği derdindesin.

Kayınvalidesi, Elifin söylediklerini önemsiz bir şikayetmiş gibi elinin tersiyle geçiştirdi.

Aman Elif, hamilesin, hasta değilsin. Ben Baranı beklerken, son güne kadar yemek de yaptım, yer de sildim, bahçede bile çalıştım. Sen bütün gün yatıyorsun, hanımefendi gibi. Acındırmak istiyorsun kendini, başka bir şey değil.

Sonra çay bardağını yıkamadan bırakıp çıktı. Arkasında yıkılmamış bir tabak ve Elifin boğazına takılı kalan buruk bir his bıraktı.

Akşam, Baran saat dokuz gibi eve yorgun, gözlerinin altı morararak döndü. Elif onun karnını doyurmasını bekleyip yanına oturdu.

Baran, şu annenle biraz konuşmamız gerek. Her gün gelip bana kızıyor, çocuk azarlıyor gibi. Doğru dürüst yürüyemiyorum, yerleri sileyim, sulu yemek yapayım diye tutturuyor. Ne olur konuşun artık.

Baran gözlerini ovuşturup iç çekti. Aslında tartışmaya hiç girmek istemediği belliydi.

Tamam Elif, konuşurum. Söz.

Günler geçti, hiçbir şey değişmedi. Meryem Hanım her iki günde bir eve uğruyor, rafları parmağıyla yokluyor, bardakta kalan çay lekesini görüp of çekiyor, Elifi incitmeden rahat bırakmıyordu.

İki ay sonra Elif doğum yaptı. İki erkek çocuğu oldu, ikisi de sağlıklı. Demir ve Sinan. Kucaklarına verildiklerinde, dünyada sadece onlar vardı sanki. Elif o anı ölene kadar unutamayacağını biliyordu; öyle büyük bir mutlulukla ağladı ki sanki kalbi göğsüne sığmıyordu. Baran hastaneye koşturarak geldi, Demiri öyle narin kucağına aldı ki, sanki porselen bir çay fincanı taşıyordu.

Elif, bak, oğullarımız…

Bir hafta boyunca hastanenin huzuru dört kişilik küçücük dünyalarını korudu. Sonra eve döndüler. Baran bir bebeği, Elif de diğerini kucağına aldı. Birlikte boyadıkları o nane yeşili çocuk odasının kapısını açtı, minik tulumları yerleştirdikleri raflara baktı ve kapıda donakaldı.

Bir beşiğin üstünde mor renkli bir sabahlık, başucunda açık bir valiz, öbür beşik ise kenara itilmiş; yerine bir açılır koltuk yerleştirilmişti. Üzerinde ev kıyafetiyle dergi okuyan Meryem Hanım oturuyordu.

Hoş geldiniz, kayınvalide başını kaldırdı, sesi en ufak bir mahcubiyet içermiyordu. Ben yerleştim birkaç gün, size oğlanlarda yardım ederim diye.

Elif bir an öylece kapıda durdu, Demiri sıkıca tuttu. Raflarda kendi eşyalarını gördü; az önce çocuk bezi koyduğu yerlere başkalarının şeyleri konmuştu. Kayınvalidesi bu odayı o kadar rahat sahiplenmişti ki, sanki en doğal hakkıymış gibi…

Elif usulca Barana döndü; Baran ise Sinanı tutup koridorda gözlerini kaçırıyordu.

Baran, neler oluyor burada?
Annem ilk zamanlar yardımcı olacağını söyledi… Bir an bakıp tekrar yere çevirdi bakışlarını. İki bebek, sen gün boyu yalnızsın; ne yapacaksın?

Elif Demiri yeniden kucağına aldı, başını hafifçe salladı.

Ben tek başıma da yaparım. Biz bunu konuştuk Baran, başarabilirim.

Meryem Hanım çoktan yanlarına yanaşmıştı bile, hiç ses çıkarmadan koridora geçti.

Elifciğim, inat etme. İki tane yeni doğan var, sen daha yeni kendine geldin. Git biraz istirahat et, ben oğlanlara bakarım. Merak etme, her şey yoluna girecek.

Elif karşı çıkmak istedi ama öyle bir yorgunluk çökmüştü ki sesi çıkmadı. Doğum, yol, iki bebek… Kendi kendine birkaç gün yardım edilecek, sonra alışırız diye düşündü.

İlk üç gün hakikaten kolay geçti. Meryem Hanım geceleri bebeklere kalkıyor, Elife biraz uyuması için fırsat veriyordu. Kahvaltı hazırlıyor, çamaşırları sessizce makineye atıyordu. Elif tam kayınvalidesiyle ilgili yanıldığını düşünmeye başlamıştı ki Baran tekrar işe başladı ve ev birkaç saat içinde bambaşka bir yere döndü.

Meryem Hanım yardım etmekten çok, emir vermeye başladı. Elif Sinanı kucaklayıp emzirmeye kalkınca hemen üzerine dikiliyor: Böyle tutma, kafasını destekle, çocuğu sıkıyorsun, bırak da nefes alsın… Elif Demiri kundaklayınca, tekrar açıp baştan sarıyor: Eğri sarmışsın, çocuk büzüşecek. Oturup biraz dinlenmek istese beş dakika geçmeden mutfaktan sesleniyordu: Elif, tabaklar kendi kendine yıkanmaz, yeter oturduğun!

Her gün, sabahtan akşama kadar, hiç aralıksız. Elif bir işi bitirmeden öbürüne laf geliyordu. Çocuklarına yaklaşmak bile zorlaştı; Meryem Hanım neredeyse hepsini elinden alıyordu. Elif artık kendi oğullarını kayınvalidesinin yanında kucağına almaktan korkar hale gelmişti.

Bir hafta bu tempoda geçti, akşam olunca Elifin bacakları titriyor, beyni yorgunluktan bulanmaya başlıyordu. Meryem Hanım yatınca, Elif sessizce Baranın yanına gitti.

Baran, artık dayanamıyorum, Elif kıstığı sesle konuştu, duvarların arkasından kayınvalidesi duymasın diye ve bu kısıklık hırsını daha da arttırıyordu. Annen gerçekten yardım etmiyor, beni ezip duruyor. Çocuğumu besleyemiyorum, yanımda hemen alıp bana laf ediyor. İki dakika oturamıyorum, hemen fırçayı yiyorum. Evde hizmetçi gibiyim, hiç bir şey beceremiyormuşum gibi davranıyor.

Baran tavana bakarak sustu.

Ya o gider Elif dudaklarını ısırıp, günlerdir kafasını kurcalayanı söyledi, ya da ben çocukları alıp anneme gideceğim.

Baran doğrulup şaşkınlıkla Elife baktı.

Elif, bir bekle istersen, annem iyi niyetli, başka türlü büyümüş. Belki konuşmaya çalışır, anlaşmaya varırsınız. O da sonuçta babaanne, torunu için üzülüyor.

Elif ellerini yüzüne kapadı, gözleri yanmaya başlamıştı. Ağlamak üzere olduğunu biliyordu, ağlarsa sabaha kadar duramayacaktı. Bütün bu duygular aylardır içinde birikmişti; numara yapıyorsun, bizim zamanımızda neler yaptık sözlerinden, şimdi fırtına gibi dışarı akıyordu.

Baran, bir haftadır çocuklarımı rahatça kucağıma alamıyorum, Elif gözyaşlarını silerek konuştu. Sinanı alıyorum, hemen elimden kapıyor. Demiri kundaklıyorum, yeniden açıyor. Kendi evimde kendi çocuklarıma yaklaşamıyorum, farkında mısın? Ben doğurdum onları, Baran! Bana dadı muamelesi yapıyor.

Kapı hafifçe açıldı, eşikte mor sabahlığıyla Meryem Hanım dikildi, kolları göğsünde, kaşları çatılmış.

Her şeyi duyuyorum, duvarlar ince dedi kayınvalide. Sana ayıp Elif. Evimi, düzenimi bıraktım, torunlarıma bakıyorum, altmış iki yaşındayım, koltukta yatıyorum, sen burada bana nankörlük yapıyor, oğlumu bana karşı dolduruyorsun. Ayıp sana, nankörlük!

O anda bir şey değişti. Elif, Baranın önce annesine, sonra kendisine baktığını gördü. Gözleri ağlamaktan şişmiş, süt lekeli tişörtle yatağın kenarında oturan karısına bakınca Baranın yüzündeki tereddüt kayboldu. Sonunda Elifin söylemek istediklerini gerçekten anladı.

Anne, Baran yatağın üstüne oturdu, toplan. Yarın sabah seni eve bırakacağım.

Meryem Hanım öylece kapı eşiğinde kaldı, sanki Baran ona yabancı bir dilde konuşuyormuş gibi.

Baran, ciddi misin, annene bunu yapar mısın?
Anne, çok ciddiyim. Burası bizim evimiz, bizim çocuklarımız, eşimle ben birlikte halledeceğiz. Yardıma ihtiyacımız olduğunda seni ararız. Ama sen kendi evinde kalacaksın.

Meryem Hanım gece boyunca kendine gelmeden evi topladı, valiz kapadı, dolap kapaklarını çarpıp, defalarca mutfağa çıkıp su içti, söylenip durdu. Elif ise Demiri emzirdi, ağladı; ama bu sefer taş gibi ağırlık kalkıyordu içinden

Sabah Baran annesini arabaya bindirdi, evine bıraktı ve birkaç saat sonra döndü. Sessizce çocuk odasına geçti, uyanan Sinanı kucağına alıp koluna yatırdı.

Başarırız Elif, dedi oğlunu sallarken. Birlikte başarırız.

Ve gerçekten başardılar. Elif birkaç gün içinde kendi düzenini buldu; kimsenin arkasında nefes alıp burnundan solumadığı, her yaptığını eleştirmediği günlerde. Oğullarını istediği gibi besledi, dilediği gibi kundakladı, ev artık Elifin ayağının altından kayıp gitmiyordu. Baran geceleri çocuklara sırayla kalktı, hafta sonları ise ikizleri bebek arabasına koyup iki saat eve huzur verdi Elife. Zamanla evlerinde huzur tekrar yerini buldu. Her sabah Elif uyanıp oğullarının yanına korkudan ve kaygıdan uzak yürüyebildiğinde, o huzur biraz daha güçlendi.

Hayatta bazen kendi sınırlarımızı korumak zorunda kalırız. Başkası için kendimizi feda etmek sandığımız kadar değerli değildir; önemli olan kendi mutluluğumuz, çocuklarımızı huzur içinde büyütmemizdir. Herkesin evi kendisinin kalesidir; ve bu kaleyi korumak cesaret ister.

Rate article
Lifequest
“Yerler Kendi Kendini Silmez: Hamilelikte Gelin-Kaynana Çekişmesi ve Bir Ailenin Sınavı”