Uçağa binmek üzereydim ki, ablamın eşi aniden mesaj attı: Hemen eve gel. Elimdeki bilet, İstanbuldan Bodrum-Milas Havalimanına, gizli ve lüks bir Ege kasabasındaki sayfiye detoksu için alınmış birinci sınıf bir biniş kartıydı. Cep telefonu sinyallerinin kasten kesildiği, mahremiyetin altın kurala dönüştüğü, zenginlerin bir hafta ortadan kaybolduğu türden bir yerdi.
Elif, İstanbul Havalimanındaki Diamond Loungeta şampanya kadehinin buğusunu izliyordu. Dışarda camdan görünen pist gri yağmur ve jet yakıtıyla doluydu ama içeride her şey altın, kadife ve usul sessizliğiyle kaplanmıştı.
Cep telefonuna baktı.
Serkan: Uçağa geçtin mi? Şoför seni bekliyor. Kapıda ELİF yazılı tabelayı ara. Taksiye binme, sakın.
Elif gülümsedi, cevap yazdı. Daha geçmedim. Otuz dakika var. Şimdiden özledim seni. Emin misin gelemeyeceğine?
Mesajlar hemen geldi.
Serkan: Biliyorsun gelemem canım. Birleşme işleri beni mahvetti. Bu anlaşma bitsin, rahatlayacağız. Sen git, kafan rahatlasın. Dört güne gelirim. Babandan sonra hiç iyi değilsin. Buna ihtiyacın var.
Haklıydı. Hep haklıydı.
Altı ay önce babası, lojistik sektörünün tanıdık ismi Selim Demir, vefat ettiğinden beri Elif kağıtlara gömülmüştü. Mırıldanarak boğulmuştu. Miras dev gibiydi; bir sürü şirket, gayrimenkul, nakit. Elif bunların hiçbirini yönetmeyi öğrenmemişti.
Serkan devreye girdi.
Üç yıldır evliydiler ve Serkan onun temel dayanağıydı. Kendi kriz içindeki mimarlık ofisini bırakıp Demir ailesinin işleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Avukatları, muhasebecileri ve Elife av hayvanı gibi bakan yönetim kurulu üyelerini o idare ediyordu. Bu tatili de baştan sona organize eden oyduözel villa, Ege koylarında tekne turu, SPA randevuları.
Demir Hanım?
Lounge görevlisi, üniforması gibi net bir tebessümle Elifin koluna dokundu. Uçağınız için erken binişi başlatıyoruz. Son bir içecek ister misiniz?
Hayır, teşekkürler, dedi Elif kalkarken. İpek eteğini düzeltti. Hazırım.
Yanına aldığı çantası, Serkanın yıldönümlerinde hediye ettiği eski deri bir modeldi. O kapıya yürürken tuhaf bir his sardı içini. Heyecan değildi; ensesinde buz gibi, diken diken bir ürpertiydi.
Bunu seyahat telaşı sanıp geçti. İlk kez tek başına bu kadar uzağa gidiyordu. Pasaport, bahşiş, planlar hep Serkanın işiydi. Onsuz, sanki her şey havada kalmış gibiydi.
Uzun koridordan 42 numaralı kapıya doğru yürüdü. Klima buz gibiydi. Şalıyla omuzlarını iyice sardı.
O anda telefon tekrar titredi.
Yine Serkandan sıcak bir mesaj bekliyordu: bir kalp emojisi ya da su içmesini hatırlatan bir not gibi.
Ekranı açtı.
Ama bu kez Serkan değildi.
Aylin: NEREDESİN?
Elif kaşlarını çattı. İki haftadır kız kardeşi Aylinle konuşmamıştı. Arada soğuk rüzgarlar esiyordu. Ressam, asi ve serseri olarak anılan, Demir ailesinin aykırı kızı Aylin, Serkanı bir türlü sevememişti. Ona Takım Elbise İçinde Kurt derdi. Serkan da Ayline Sülük lakabını uygun bulmuştu; onu sadece mirastan pay almak isteyen biri olarak görürdü.
Elif cevapladı: Havalimanındayım, Serkanın ayarladığı tatile gidiyorum. Ne oldu?
Aylinin yazı noktaları ortaya çıktı, kayboldu, sonra hızla tekrar belirdi.
Aylin: UÇAĞA BİNME!
Elif olduğu yerde durdu. Yolcular suyun içindeki taşın etrafından akıp geçen bir nehir gibi yanından süzülüp gidiyordu.
Elif: Aylin, bırak lütfen. Yorgunum, bugün dramaya vaktim yok.
Aylin: ELİF DİNLE BENİ, ben evdeyim. Babamın eski saati bırakmak için geldim. Serkan temizlikçi olduğumu sandı. Onu duydum.
Aylin: Dönüş bileti almamış.
Elif şaşkınlıkla ekrana baktı. Ne demek dönüş biletini almamıştı ki? Serkan her şeyi düşünürdü.
Aylin: Gidiş tek yön Elif. Tuzak bu.
Bodruma gidecek 815 sefer sayılı uçuş için son çağrı, dedi anons. Elif Demir, lütfen kapıya geliniz.
Elif başını kaldırdı. Kapı görevlisi elinde tarayıcıyla ona bakıyordu. Uçak koridoru kasvetli bir tünele benziyordu.
Telefon tekrar titredi.
Serkan: Neden hala terminaldesin, uygulamada gözüküyorsun. Uçağa binsene Elif. Kaçırıyorsun.
Aylinin telaşı, Serkanın emir gibi sözcükleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu.
Son üç yılda ilk kez Elif tereddüt etti.
2. Bölüm: Uyarı
Kapı görevlisi hafifçe gerginleşti. Hanımefendi, kapılar iki dakika içinde kapanacak.
Elif bir adım öne attı. Evliliğin üç yılı boyunca gelişen refleksleriyle Serkana uymaya eğilimliydi. Bu seyahat için on binlerce lira harcamıştı. İsrafı hiç sevmezdi. Ya o ağır, hayal kırıklığı dolu iç çekişi, Elifi her zaman küçük ve çaresiz hissettirirdi.
Aylin sadece kıskanıyor, dedi kendi kendine. Bizim mutlu olmamızı istemiyor.
Elinde bilet, ilerlemeye yeltendi.
O sırada telefonu sertçe titremeye başladı. Bu sefer mesaj değil, fotoğraf geldi.
Bir kapı aralığından gizlice çekilmiş bulanık bir fotoğraftı. Serkan, babasının eski çalışma odasında elinde uydu telefon ve bir şişe viskiyle ayakta bekliyordu.
Ama asıl Elifin yüreğini donduran şey, Aylinin fotoğraf altına yazdığı nottu.
Aylin: YALNIZ DEĞİL.
Elif fotoğrafı büyüttü. Odadaki camdan yansıyan adamı zar zor seçebiliyordu. Elifin tanımadığı, boynunda dövme olan ve elinde evrak çantası bulunan bir adam.
Aylin: Hemen çık havalimanından. Sakın beni arama, telefonunda casus yazılım olabilir. Kaç sadece.
Elif kapı görevlisine baktı, sonra koyu görünümlü tünele tekrar döndü. Orası artık bir tatil başlangıcı değil, bir canavara açılan ağız gibiydi.
Hanımefendi? dedi görevli, saatine bakarak. Son şansınız.
Elifin göğsü sıkıştı. Terminalin havası incelmiş gibiydi.
Ben Sesi titredi. İlacım arabada kaldı.
Kapıcı uyardı: Kapılar kapanınca tekrar binemezsiniz.
Elif fısıldadı: Biliyorum. Binmeyeceğim.
Arkasını döndü.
Kapıdan uzaklaşırken gerçek korku onu sardı. Artık belirsiz bir endişe değil, ilkel bir panikti bu. Hızlı yürüyordu, topuklarının taş zeminde çıkardığı ses yükseliyordu. Sonra daha da hızlandı ve koşmaya başladı.
Bagaj alım yerinin oraya gitmedi. Serkanın ayarladığı şoförün dolanıyor olabileceği yere de uğramadı. Doğrudan sarı taksi sırasına gitti; lüks siyah araçları pas geçti.
Kabin, bayat kahve ve çam kokulu oto sprey karışımıyla doluydu.
Nereye? diye sordu şoför, Elifin şık kıyafetini dikiz aynasından süzerek.
Sür, dedi Elif, nefes nefese. Herhangi bir yere. Otoyola çık, Kadıköye doğru sür.
Taksiyle trafik karmaşasına katılırken, Elifin telefonu birden yanıp sönmeye başladı.
Gelen arama: Kocacığım
Bekletti, açmadı.
Ekran söndü, sonra hemen tekrar yandı.
Gelen arama: Kocacığım
Serkanın ekrandaki fotoğrafına baktı. Şarap kadehiyle gülümsüyor, güven doluydu.
Beni takip ediyor, diye fark etti. Neden hala terminalde olduğumu sordu.
Güvenlik için kullandıkları Life360 uygulamasını açtı. Konumu pasif hale getirdi.
Telefon arka arkaya tekrar çaldı. Bildirimler üst üste birikmeye başladı.
10, 20 cevapsız çağrı.
Mesaj: Elif, aç telefonu.
Mesaj: Ne yapıyorsun sen?
Mesaj: Pilot uçağı bekletiyor. Geri dön.
Mesaj: HATA YAPIYORSUN.
Elif, Kadıköye yaklaşırken gökyüzündeki gri silueti izledi. İçini bulantı kapladı. Acaba Aylin yanılıyor muydu? Belki Serkan toplantı yapıyordu sadece? Ya bunların hepsi ablasının kuruntusuysa?
Ama sonra, Serkanın özellikle ayarladığı şoförü hatırladı. Başka kimseyle konuşma.
Şu ürkütücü düşünce geldi aklına: O adada, dilini bilmediği bir ülkede, tek başına bir arabaya binseydi nereye götürülürdü?
Telefon tekrar çaldı.
99 Cevapsız Çağrı.
Bu endişe değildi, panikti. Ve ilk kez Elif, bu paniğin aslında kendisine ait olmadığını, Serkana ait olduğunu anladı.
3. Bölüm: Karşılaşma
Elif, Anadolu Yakasındaki 24 saat açık bir kafede Aylinle buluştu; Demir ailesinin lüks Nişantaşı hayatından çok uzak bir yerde.
Aylin perişan görünüyordu. Dağınık saçları, kan çanağına dönmüş gözleriyle küçük bir masada oturuyor, elleri titremesin diye kahve fincanını sımsıkı tutuyordu.
Elif içeri girince sarılmadı, sadece oturmasını işaret etti.
Telefonunu kapat, dedi Aylin.
Elif itaat etti. Aylin, ne oluyor? On binlerce liralık bileti yaktım. Serkan beni öldürür.
O zaten onu yapacaktı, dedi Aylin, kuru ve ciddiyetten kopuk bir tonda.
Elif irkildi. Böyle deme.
Aylin masaya yaklaşıp fısıldamaya başladı: Eve gittim. Babamın eski Rolexini getirmek için. Serkan, envanterde kayboldu, dediği saat var ya? Geçen hafta spor çantasından bulup aldım. Masasına bırakıp bir not yazacaktım, hırsız olduğunu bilsin istedim.
Serkan hırsız değil, dedi Elif refleksle. Ama sesi zayıftı.
Daha beter, diye kesti Aylin. Anahtarımı kaybettim sanıyor. İçeri girdim, çalışma odasındaydı. Bilmeden yüksek sesle konuştu.
Kendi telefonundan ses kaydı açtı.
Kayıttaki cızırtılı ama net ses Serkana aitti, Elifin bildiği o yumuşak bariton gitmiş, keskin ve sert bir hal almıştı.
Serkan (kayıt): hava kötüymüş umurumda değil! Bodrumdaki ekibe günde elli bin lira ödüyorum! O inince gümrükte alıyorsunuz. VIP çıkışı kullanın, kamera olmasın.
Başka bir ses (kısık): evraklar?
Serkan: Çantasında. Vekaletnamenin aslını seyahat sigortasının içine sakladım. Depoya götürünce imzalatın. Fidye, tehdit, ne derseniz. Yeter ki imzalasın.
Diğeri: Sonrası?
Odasız sessizlik.
Serkan: Orası ada, Deniz derin. Cesedi çıkan kadar miras hukuku biter.
Aylin kaydı susturdu.
Küçük kafede mutlak bir sessizlik oluştu. Çatal-bıçak sesleri Elifin kulaklarında boğuklaştı.
Elimdeki vekalet geçen hafta emlakla ilgili bazı evrakları imzalamamı istedi. İncelemek istedim dedim, sinirlendi. Bana güvenmiyorsun, dedi, diye fısıldadı Elif.
Tam yetki lazım, dedi Aylin. Baban, ana paraya elini süremesin diye fonları bağladı. Yok olursan, vekaletle
Elinde her şey olur, dedi Elif.
Parmağındaki tektaş yüzük, bir sevgi değil, pranga gibi ağır geliyordu şimdi.
Kendi de batak, dedi Aylin. Araştırdım. Ofisi bir yıldır batık. Hesabından paraları kumar borçlarına, kriptoya, dolandırıcılara akıtmış. Çıkışı seni toprağa gömmek.
Elifin gözleri doldu, ama bu sefer öfkeyle yanıyordu. Ona inandım. Seni hep savundum ona karşı.
Aylin elini Elifin eline koydu: Bitti, artık güvendesin.
Emin misin? dedi Elif. Uçağa binmediğimi biliyor. Plan patladı. Köşeye sıkışan böyle biri ne yapar?
Tam o anda, tezgahtaki televizyonda bir son dakika bandı geçti.
BOĞAZİÇİ OTOYOLUNDA POLİS HAREKATI.
Polise gitmeliyiz, dedi Aylin.
Hayır, dedi Elif soğuk bir kararlılıkla. Şimdi gidersek avukatını arar. Kayıt sahte der, oyundur der. O çok ikna edici. Herkesi kandırır.
Peki ne yapacağız?
Elif çantasından telefonu çıkardı, açtı. Bildirim yağmuru altında bir sesli mesaj vardı.
Aç, dedi Aylin.
Elif hoparlöre aldı.
Serkan: Elif! Telefonu aç! Nerdesin? Her şeyi mahvediyorsun! Havalimanındayım, loungelarda seni arıyorum. Oyun oynama, pişman olursun. Geliyorum.
Artık havalimanında onu avlıyordu.
Av peşinde, dedi Elif. Ona yem atalım.
4. Bölüm: Dönüm Noktası
Elif, babasının hatırı sayılır bağışlar yaptığı 6. Bölge Beşiktaş Emniyet Müdürlüğüne, bir aile dostu olan Komiser Kemale gitti.
Komiser yorgundu, kuşkuyla karışık ama dinledi.
Bir odada Elif telefonunu metal masaya koydu.
Beni öldürmeye çalışıyor, dedi Elif.
Bu ağır bir suçlama, dedi Komiser Kemal. Genelde bunlar ev içi para meseleleri olur.
Tam da para için, dedi Elif. Hepsi.
Aylin öne çıktı. Ona videoyu göster.
Video mu? dedi Kemal, Ses kaydı değil miydi?
Aylin ses kaydını aldı, dedi Elif. Serkan ise kendine fazla güveniyor. Herkesten zeki olduğunu sanıyor.
Dizüstü bilgisayarını çantasından çıkarıp evdeki güvenlik sistemine girdi.
Her yerde kamera kurdu güvenlik diye. Master şifre onda sandı.
Şifreyi girerken, Faturaları ben ödüyorum. Geçen ay Wi-Fi bozulunca erişim sağladım, dedi.
ÇALIŞMA ODASI 16:00 dosyasını açtı.
Net görüntüde Serkan, çalışma odasında volta atıyor, dövmeli adamla konuşuyordu.
Ama Komiser Kemalin dikkatini asıl çeken an şu oldu:
Serkan, duvardaki kasayı açtı; Elif mücevher sandığı bir kasaydı bu. Siyah bir tabanca çıkardı, mekanizmasını çekip beline soktu.
Sonra misafire döndü.
Bodrum işi yattıysa, dedi ekranın tam ortasında, kirli yaparız. Bu gece kayıp diyeceğim. Taksiyle gidip dönmemiş gibi gösteririm. Sonra eve hırsız girmiş süsü verin.
Peki ya hanım? dedi adam.
Serkan, masa üstündeki düğün fotoğrafını eline aldı ve cama fırlatıp paramparça etti.
Hanım falan yok. Sadece dul var.
Komiser ayağa kalktı. Kuşkusu gitmişti.
Resmen planlı cinayet bu, dedi. Hemen telsizine uzandı: Serkan Demirin yerini bulun. Telefonunu takip edin, hemen.
Havalimanında, dedi Elif buz gibi bir sakinlikle. Beni arıyor.
Aldık onu, dedi Komiser. Siz burada kalın, korumadayız.
Hayır, dedi Elif.
Komiser irkildi. Efendim?
Cüzdanım onda. Kimliğim onda. Beni aciz zanneder. Polisi fark ederse kaçar, silahı atar, avukatını arar. Onu suçüstü almak şart.
Ne öneriyorsun?
Elif telefona bakıp arama tuşunun üstüne getirdi.
Beni beklediğimi ona söyleyeceğim.
5. Bölüm: Çöküş
Plan tehlikeli, çılgıncaydı; ama Elif başka seçenek istemedi.
Dış hatlar geliş terminalindeydi. Kalabalığın içinde düz bir bankta, üstünde kablolu mikrofon. Dört sivil polis çevredeydibiri şoför kılığında, ikisi turist, biri temizlikçi.
Aylin ise kamera ekibine bakan kamyonetteydi.
Elifin telefonu çaldı.
Cevapla, dedi Komiserin sesi kulaklıktan.
Elif açtı: Serkan?
Sesinde hem öfke hem rahatlama vardı: Nerdesin sen ya? Havalimanını altüst ettim!
Korktum Serkan, dedi Elif, sesi titrek ve ürkek. Uçağa binemedim. Gelişteyim. Beni al lütfen. Eve götür.
Orada dur, dedi Serkan. Kımıldama. Görüyorum seni.
Elif başını kaldırdı.
Üst kat galerisinde Serkan Demir göründü. Şık takım elbisesiyle gözü dönmüş halde kalabalığı süzüp Elifi buldu.
Asansöre binmedi, merdivenleri koşarak indi, bebek arabasıyla ilerleyen bir aileyi itti.
Elif yerinden kıpırdamadı. Korkudan kaçmak istese de ayaklarını yere sabitledi.
Serkan kavuştuğunda sarılmadı, kolundan sertçe tuttu.
Salak kadın, diye fısıldadı, maskesi tamamen düşmüştü. Bana neye mal olduğunun farkında mısın?
Canımı acıtıyorsun, dedi Elif, kabloya ses gitmesi için sesi yükseltti.
Asıl acıyı daha yaşamadın, dedi Serkan, çıkışa çekmeye çalıştı. Arabada imzala şu vekaleti, pisliği temizleyelim.
Hangi vekalet? dedi Elif, çakılıp kaldı. Demir ailesinin mi?
Serkan durdu. Sorgulayan bir bakışla baktı. Ne korku ne gözyaşı, sadece buz gibi bir soğukkanlılık gördü.
Nereden biliyorsun? dedi fısıltıyla.
Çünkü Aylin sandığın kadar aptal değil, dedi Elif.
Serkan beline elini attı, silahı yokladı.
Arabaya bin Elif, diye fısıldadı, silahı ceketinin altından gösterecek kadar çıkardı. Hadi.
Polis! Silahı bırak!
Tüm terminal yankılandı.
Serkan döndü, şoför kıyafetli polis silahı çekmişti, turist polisler de öyle. Komiser Kemal onlara yaklaşıyordu.
Yanlış anladınız! diye bağırdı Serkan. Elifi kalkan yaparak geri çekildi. Geri çekilin! Silahım var!
Kalabalık kaçıştı, etraf boşaldı.
Serkan, yüzüme bak, dedi Elif soğukkanlı.
Sus! diye tısladı Serkan. Bir araba isterim! Uçak isterim!
Bitti Serkan, dedi Elif. Çalışma odası, kasa, Rico ile konuşman Hepsi kayda geçti.
Serkan devrildi. Yüzü bembeyaz kaldı. Ne?
Seni izledim, dedi fısıldayarak. Canavarı gördüm.
O anda Serkanın tutuşu zayıfladı. Elif, polis beklemeden, topuğunu Serkanın ayağına bastırıp dirseğini kaburgasına indirdi.
Serkan inledi, geriledi.
Silahı kaldırmaya kalmadan Komiser Kemal üzerine atladı. Birlikte bagaj arabasına devrildiler. Tabanca kayarak uzaklaştı.
Üç polis hemen üstündeydi.
Serkan Demir, cinayet, kaçırma ve gasp teşebbüsünden dolayı tutuklusun.
Serkan yere bastırıldı, pahalı ceketi yırtılmıştı. Elifi arayarak ağzından dökülen son sözler
Elif! Elif! Anlat onlara, yanlış anladılar! Senin için yaptım! Sadece bizim iyiliğimiz için!
Elif ona baktı. Palto düzeltti. Birlikte yaşadığı, parasını yöneten, ölümünü tasarlayan adama son kez baktı.
Beni değil, parayı sevdin Serkan, dedi; Artık elinde ikisi de yok.
Serkan gözleriyle hiç bitmeyecek tehdidini savurdu. Polis otosuna götürülürken Hiçbir zaman güvende olamazsın! diye bağırdı. Ben tek değilim!
Ama kapılar kapanınca sesi de sustu.
Aylin bariyerleri aşıp Elifin boynuna sarıldı. Bir şey sormadı, sadece sıkıca sarıldı.
Ve Elif, ilk defa o gün, ağladı.
6. Bölüm: Yeni Bir Seyahat
Üç ay sonra
Havalimanı yoğun ama eskisi gibi tehditkar değildi.
Elif artık Business Lounge yerine sıradan bir kapıda simit yiyordu.
Farklı görünüyordu. Saçları kısa, parmağında annesinden kalan sade gümüş bir yüzük vardı.
Dava çok zorlu geçti. Serkan önce delilik, sonra zor kullanma savunması yaptı. Dövmeli adam da iş birliği yapınca her şey çözüldü. Serkana yirmi beş yıl hapis verildi.
Demir ailesinin işleri komple denetime alındı. Elif eski yönetimi kovdu. Gün be gün şirketin içini öğreniyordu.
12 numaralı kapı, Tokyo uçuşu başlıyor, duyurusu yapıldı.
Aylin iki kahveyle yanına oturdu.
Kahveler geldi, dedi. İyi misin?
Evet, dedi Elif. Artık iyiyim.
Aklında olsun, dedi Aylin. Hala özel jetimiz vardı, yine onunla gidebilirdik.
Hayır, dedi Elif gülerek. Bugün sattım.
Aylin şaşırdı: Babanın jetini mi?
Çok fazla yük vardı, dedi Elif. Artık bavulumu kendim taşımak istiyorum.
Telefonunu eline aldı. Kocacığım kaydına kadar indi.
Aylarca bu telefonu delil için saklaması gerekmişti. Ama dava kapanmıştı.
DüzenleSil.
Bu kişiyi ve tüm çağrı geçmişini silmek istediğinize emin misiniz? sorusu çıktı.
Hiç düşünmeden Evet’e bastı.
Ad, eski çağrılar, 99 cevapsız çağrı tarihe karıştı.
Aylin ona dokundu: Sıramız geldi.
Elif ayağa kalktı. Sırt çantasını omzuna aldı. Yanındaki cesur, deli, hayatını kurtaran kız kardeşine baktı.
Hazır mısın? dedi Aylin.
El içinde eş yok artık, dedi Elif.
Sır da yok, ekledi Aylin.
Tuzağa da yer yok, birlikte gülümsediler.
Elif biniş kartını görevliye verdi. Tarayıcı yeşil ışıkladı. Koridordan yürüdüklerinde hiçbir korkusu yoktu; yalnızca yeni başlayan bir hayatın heyecanı vardı.
Uçak havalanınca Elif, gri şehre bir daha baktı. Dünya gözünün önünde açılıyor, karmaşık ama güzel bir manzara sergiliyordu.
Hayatını kurtarmak için bir uçağı kaçırmıştı. Ama bu defa, kendi hayatının pilotuydu.
Yanındaki kız kardeşine döndü, gülümsedi. Haydi uçalım.Elif birkaç saniye gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Tüm ağırlık, tüm eski korkular, ardında bir ülkede, asla açılmayacak valiz gibi kalakalmıştı.
Uçak bulutların üstüne yükselirken, Aylin pencere kenarından dışarı bakıp gülümsedi: Yeni macera nereye? dedi. Elif kıkırdadı, dokunduğu pencerede kendi yansımalarını gördü; iki kız kardeş, birbirine sırt verip hayatta kalanlar.
Özgürlüğe, dedi Elif, dudaklarında yeni bir hayatın tadı, ve belki birazcık huzura.
Kabin ekibi yanlarından geçerken Aylin kafasını eğdi, Hazır mısın? diye fısıldadı.
Elif başını salladı. Bu kez kimseyi memnun etmek, hiçbir rolü oynayıp, prangalar kuşanmak yoktu. Kendi yolunun kaptanıydı artık. Aylinle ellerini sıkıca kenetledi.
Uçağın baş döndüren ivmesinde, eski hayat bembeyaz bulutların arasına gömülürken Elif, gerçek anlamda ilk kez gözyaşları olmadan gülümsedi.
Dünya altında, gökyüzü önünde uzanıyordu.
Ve Elif, özgür, güçlü ve sonuna kadar kendisi olarak; ardında hiç pişmanlık bırakmadan, kendi seçtiği yöne doğru, yeni bir hayata doğru uçuyordu.




