Valeriya Mutfakta Bulaşık Yıkarken, Işıkları Kapatıp İçeri Giren İbrahim’le Hesaplaşma: On Beş Yıllı…

Zehra mutfakta bulaşıkları yıkarken, içeriye Kadir girdi. Daha önce mutfağın ışığını kapatmıştı.
Hâlâ yeterince aydınlık, gereksiz yere elektrik harcamamalıyız, diye homurdandı Kadir.
Ben çamaşır makinesini çalıştıracaktım, dedi Zehra usulca.
Gece çalıştırırsın, diye soğukça yanıtladı Kadir. Elektrik gece daha ucuz. Bir de, musluğu bu kadar çok açmana gerek yok. Çok fazla su harcıyorsun Zehra. Gerçekten çok. Böyle olmamalı. Bizim paramızı boşa akıtıyor olduğunun farkında değil misin?
Kadir suyun basıncını azalttı. Zehra kederle eşine baktı. Sonra tamamen kapatıp ellerini kuruladı ve sofraya oturdu.
Kadir, hiç kendine dışarıdan baktın mı? diye sordu Zehra.
Her gün kendime dışarıdan bakıyorum zaten, diye öfkeyle cevapladı Kadir.
Ve kendin için ne söyleyebilirsin? diye sordu Zehra.
İnsan olarak mı? diye sordu Kadir.
Koca ve baba olarak.
Koca gibi koca, dedi Kadir. Baba gibi baba. Normal işte. Ne iyi ne kötü. Herkes gibiyim. Ne demeye uğraşıyorsun?
Yani demek istiyorsun ki, bütün kocalar ve babalar senin gibi mi? dedi Zehra.
Sen ne istiyorsun? Kavga mı edeceğiz şimdi? dedi Kadir.
Zehra artık bu konuşmadan geri dönüş olmayacağını ve devam etmesi gerektiğini biliyordu. O anlatmaya, Kadirin de nihayet anlaması için sürdürmeliydi bu konuşmayı.
Biliyor musun Kadir, neden hâlâ beni terk etmedin? dedi Zehra.
Neden terk etmem gerekiyormuş? diyerek karşılık verdi Kadir ve alaycı bir gülümseme takındı.
En azından, beni sevmediğin için, dedi Zehra. Çocuklarımızı da sevmiyorsun.
Kadir hemen karşı çıkmak isterken Zehra devam etti:
Bunun aksini söyleme, uğraşma. Kimseyi sevdiğin yok. Bu konuyu da uzatmayalım, zaman kaybı. Sana asıl söylemek istediğim neden hâlâ bizi bırakmadığın.
Nedenmiş peki? dedi Kadir.
Cimriliğinden, dedi Zehra. Aşırı tutumluluğundan. Çünkü Kadir, sen ayrılmayı kendin için büyük maddi kayıp olarak görüyorsun. Kaç yıl oldu birlikteyiz? On beş? Peki, bu yıllarda neler kazandık seninle? Evlenip çocuk sahibi olmanın dışında ne başarı elde ettik?
Daha hayatımızın önü açık, dedi Kadir.
O kadar da değil Kadir, dedi Zehra. Artık kalan kısmındayız. On beş yıldır, bir kez olsun tatile gitmedik. Türkiyede deniz görmedik. Yurtdışını geçtim, en yakınına bile gitmedik. Hep şehirde geçirdik tatili. Mantar toplamaya bile gitmedik. Neden? Çünkü pahalı!
Çünkü para biriktiriyoruz, dedi Kadir. Geleceğimiz için.
Biz mi? Sen mi? diye sordu Zehra şaşkınlıkla.
Sizin için yapıyorum bunları, dedi Kadir.
Biz derken gerçekten beni ve çocukları mı kastediyorsun? On beş yıldır her ay maaşlarımızı toplayıp, bizim için birikim mi yapıyorsun?
Başka kim için yapacağım, dedi Kadir. Ben olmasam şimdi bankada ne kadar paramız olduğunu biliyor musun?
Bizim mi? yine şaşkınca baktı Zehra. Belki sende bir şeyler vardır ama bende yok. Gerçi, ben de yanlış anlamış olabilirim… Neyse… Haydi deneyelim. Bana biraz para ver, kendime ve çocuklara yeni kıyafet alayım. Çünkü on beş yıldır şu evlendiğim kıyafetleri giyiyorum, abinin eski eşi ne verdiyse onlarla idare ediyorum. Aynı şekilde çocuklar da kuzenlerinin eskilerini giyiyor. Ve asıl mesele! Artık kendi evimi kiralamak istiyorum. Senin annenin evinde yaşamaktan bıktım.
Annem bize iki oda verdi, dedi Kadir. Ona laf etmek günah. Çocuklara kıyafet meselesine gelince Gerek yok öyle masrafa. Abimin çocuklarının kıyafetleri hâlâ gayet iyi, bizimkiler giyiyor işte.
Ben peki? dedi Zehra. Ben kimden giyineyim? Abinin eşi mi?
Sana giyinmek niye? diye güldü Kadir. Saçmalık. İki çocuk annesisin, otuz beş yaşındasın! Kıyafet düşünecek yaşları geçtin.
Ne düşüneyim o zaman? dedi Zehra.
Hayatın anlamını, dedi Kadir. Kıyafetle falan uğraşmak saçmalık. Daha önemli, daha değerli şeyler var bu dünyada.
Ne gibi mesela? dedi Zehra.
Manevi gelişim, dedi Kadir. Gerçekten önemli olan şeyler. Senin o kıyafet, ev falan gibi basit şeylerin üzerine çıkman lazım.
Tamam, dedi Zehra. O yüzden bütün parayı kendi hesabında tutuyorsun, bize vermiyorsun. Mutlu geleceğimiz için! Ruhsal gelişimimiz için! Doğru mu anladım?
Çünkü size güven olmuyor, diye bağırdı Kadir. Verseniz hemen harcarsınız. Başımıza bir şey gelir, o zaman ne yapacağız, düşündün mü?
Ne yapacağız gerçekten, dedi Zehra. Güzel söylüyorsun Kadir. Ama asıl sor; biz ne zaman hayatımızı yaşayacağız? Yoksa sen anlamıyor musun, şu anda zaten senin o başımıza bir şey dediğin hayatı yaşıyoruz!
Kadir sustu, hınçla Zehraya baktı.
Sabun, tuvalet kağıdı ve peçetede bile cimrilik yapıyorsun, dedi Zehra. İşyerinden getirdiklerinle yetiniyoruz.
Damla damla göl olur, eksik etmedi Kadir. Her şey küçükten başlar. Pahalı sabunlara, kremlere, peçetelere para harcamak komik olurdu zaten.
En azından bir zaman ver, ne kadar daha böyle yaşayacağız? On yıl? Yirmi? Ne zaman insanca yaşayacağız Kadir? Şu anda otuz beş yaşındayım ve hâlâ başlamadık değil mi?
Kadir sustu.
Tahmin edeyim, dedi Zehra. Kırk yaşında başlarız değil mi? Yok, orası da erken. Ya elli? O da mı olmaz? Altı yıla başlasak? O zaman bankada para dolacak. O gün alırım kendime de çocuklara da kıyafet. Olur mu?
Kadir yine konuşmadı.
Anladım, dedi Zehra. Aptalca bir şey söyledim. Kim ellisinde yaşamaya başlarmış ki! Bence yetmişi beklemeliyiz. O zaman başlarız belki.
Kadir yine ses vermedi.
Ya altmış? Belki altmışta? O zaman çok para birikir. İşte o zaman yeni bir şeyler alabilirim değil mi?
Kadir sessizliğini bozmadı.
Farkında mısın Kadir, Zehranın sesi titriyordu. Şimdi düşünüyorum da, ya altmışa kadar ikimiz de yaşayamazsak? Olacak iş mi? Yediğimiz besinlerin kalitesi de kötü, sırf ucuz diye dandik yiyecekleri fazla yiyoruz. Sağlıksızın daniskası! Nasıl olması gerektiğini hiç düşündün mü? Ama asıl mesele bu değil Kadir. Bizim keyfimiz hiç yok, mutsuzuz. Farkında değilsin galiba? Kötü ruh haliyle çok yaşam olmaz.
Annemden ayrı eve çıkıp iyi beslensek, para biriktiremeyiz, dedi Kadir.
Biriktiremeyiz, dedi Zehra. O yüzden senden ayrılıyorum. Çünkü yoruldum biriktirmekten. Artık para biriktirmek istemiyorum. Sen bu işten keyif alıyorsun, ben almıyorum.
Nasıl yaşayacaksın peki? dehşetle sordu Kadir.
Hayatımı bir şekilde yaşarım, dedi Zehra. Şimdikinden kötü olmaz. Kidslerle başka bir ev tutarım. Kendi maaşım da az değil, rahatça yeter. Hem eve, hem kıyafete hem de güzel yiyeceklere harcarım. En önemlisi; elektrik, doğalgaz, su tasarrufu anlatan nutuklarını da dinlemem. Gündüz çamaşır makinesi çalıştırırım, ışığı açık unutursam da moralim bozulmaz. Piyasadaki en iyi tuvalet kağıdını da peçeteyi de alırım. Marketten ne istersem indirimsiz alırım artık.
Ama kenara üç kuruş atamazsın! diye panikledi Kadir.
Neden atamayacakmışım? dedi Zehra. Tam tersine, atabilirim, istersem. Zaten senin çocuklar için vereceğin nafakayı koyarım bir kenara. Ama haklısın, aslında biriktirmeyeceğim. Çünkü istemiyorum. Aldığım parayı harcayacağım. Seninkini de! Kuruşu kuruşuna. Maaştan maaşa yaşayacağım. Haftasonları çocukları sana ve annene getireceğim. Az harcama, bana kalsın diye. O günlerde tiyatrolara, sergilere, restoranlara giderim. Yazın ise denize giderim. Hangi sahile giderim karar vermedim ama illa ki giderim. Senden kurtulduğum gün onu da kararlaştırırım.
Kadirin gözleri karardı. Kendi adına dehşeti yaşadı. Ne Zehra, ne çocuklar için Tamamen kendisi için. Hemen nafaka ve hafta sonu çocuk masraflarını kafasından hesaba döktü. Ama asıl Zehranın tatil harcamaları zoruna gitti. Ona göre bunlar sadece boşuna harcanan para değil, kendi parasıydı, çöpe gidiyordu.
Daha da önemlisi, diye devam etti Zehra. Senin tüm hesaplarındaki parayı paylaşacağız.
Nasıl paylaşacağız? dedi Kadir şaşkınlıkla.
Yarısı senin, yarısı benim, dedi Zehra. Onu da harcayacağım. On beş yıldır ne biriktiyse. Hepsini. Biriktirerek kendi hayatımı harcamayacağım Kadir. Bundan sonra yaşayacağım!
Kadir hararetle bir şeyler söylemek istedi, ama boğazında düğümlendi. Duyduğu sözler, iradesini felç etti, konuşamadı, düşünemedi.
Biliyor musun Kadir, dedi Zehra. Benim tek bir hayalim var: bir gün ölüp giderken banka hesabımda tek kuruşum olmasın. O zaman kendimi tam yaşamış sayacağım.
İki ay sonra Kadir ve Zehra boşandılar.

Rate article
Lifequest
Valeriya Mutfakta Bulaşık Yıkarken, Işıkları Kapatıp İçeri Giren İbrahim’le Hesaplaşma: On Beş Yıllı…