Kızım bir yıl önce bana konuşmayı bıraktısanki sessizliğe adım attı ve aramızda ince bir sis oluştu. Evden çıkıp, tanıdığım ve hiç onaylamadığım biriyle yaşamaya gitti. O adamı iyi bilirdim: ruh hali rüzgâr gibi, bir an gülüyor, bir an küsüyor; işten sürekli kaçıyor, tembelliğini bin bir bahane ile örtüyordu. Kızım ise ona âşık olduğunu, onu anlamadığımı söylüyor, hayatının onunla bambaşka olacağında inat ediyordu. Aramızdaki son konuşmamızda gözlerime bakmadı bile; sessizce yükünü toplayıp onunla gitti. Adam her yerden engelledi beni, vedalaşmamı bile engellediler.
Aylar geçti. Mahalledeki Nurten Teyzeden duydum ki kızım sosyal medyada fotoğraflar paylaşıyormuşonun kollarında, gülümseyerek, nihayet yuvamı buldum diyormuş. İçim paramparça oldu; ama içime attım, sustum. Bu rüyanın gerçek yüzünü bir gün göreceğinden emindim. Zaman geçti, paylaştığı kareler kayboldu. Gözlerinde ışıltı kalmamış, makyajsız, ne bir kafede, ne bir parkta. Bir sabah, ikinci el eşya sitesinde elbisesini, sandalyelerini satışa koymuş. Kötü bir his kapladı içimi.
İki hafta önce, bir gece telefonum çaldı. Kızımın ismini ekranda görünce sessizliğim çözüldü, sesim titredi. Zannediyordum ki yine hayatına karıştığım için çıkışacak. Ama sesi ağlamaklıydı. Anne… gidecek hiçbir yerim yok, dediğinde zaman durdu sanki.
Neden bu kadar sessiz kaldın, niye gelmedin kızım? dedim. Mahcubiyetle itiraf etti. Benim haklı çıktığımı kabul etmekten utanmış. Hayalindeki ilişkiden eser kalmamış. Noel yoktu bizde ama o gece sanki tüm bayramlarımızı hatırladımyılbaşı sofralarımızı, mutfakta börek açtığımız saatleri, çam ağacını ilk süslediğimiz geceyi. Gerçeklerden bunca uzak, yalnızlık içinde bir evrene yuvarlanmasını düşünmek içimi parçaladı.
O akşam eve döndü. Elinde küçük, eski bir bavul, hiç sahip olmadığı kadar yorgun bir bakış. Yanına koşup sarılamadım ilk başta; ona dokunmaya korktum, hazır olup olmadığını anlamadım. Ama gözyaşları içinde kollarıma atıldı, fısıldadı:
Anne, affet beni. Yılbaşında yalnız kalmak istemiyorum.
O sarılış, bir yıldır sakladığımız hasretin ağırlığını taşıyordu. Oturttum, yemeğini koydum önüne, konuşmasına izin verdim. İçi öyle dolmuştu ki, kelimeleri aralıksız dökülüyordu.
O adamın telefonunu kontrol ettiğini, özgüvenini yerle bir ettiğini; sensiz kimse sevmez dediğini anlattı. Defalarca bana ulaşmak istemiş ama gururu fren olmuş. Sana dönersem kaybetmiş sayılırdım, öyle sandım, dedi.
O anda Kaybetmek eve dönmek değildir, dedim, Asıl kayıptır orda yok olup gitmek. Kucak açınca, küçücük bir kız gibi ağladı.
Şimdi yine yanımda. Gece ilk kez huzurlu uyudu. Bundan sonra ne olur, geri döner mi bilmem. Belki sonunda kendi değerini anlar. Bildiğim tek şey var: Bu yılbaşında yalnız olmayacak.
Çünkü bir anne, ne rüya ne gerçek, ne geçmiş ne gelecekher koşulda çocuğunu bırakmaz.




