Oğlumun düğününe eski kıyafetimle gitmeye utandım; kilisede pek çok misafir arkamdan güldü, ama geli…

Oğlumun düğününe gitmeye utanıyordum, çünkü üzerimdeki elbisem eskiydi; camide birçok davetli bana gülümseyerek bakıyordu, ama gelinimin yaptığı şey herkesi şaşkına çevirdi.

Kendi oğlumun düğününe gitmekten utanıyordum. Biliyordum ki kıyafetim eskiydi, yıpranmıştı ve varlıklı davetliler arasında yabancı gibi duracaktım. Başka bir seçeneğim yoktu.

Ben, Bursa’da bir sebze pazarında tezgahtarlık yapıyorum. Maaşım az ama hep alnımın akıyla geçindim. Oğlumu tek başıma büyüttüm ve ne kadar düzgün bir insan olduğuyla gurur duydum. Evet, hiç zengin olmadık, ama hayatımızı onurlu bir şekilde yaşadık ve yerimizi bilir, haddimizi aşmazdık.

Oğlum bir gün aşık olduğunu, zengin bir ailenin kızıyla evlenmek istediğini söylediğinde, ona hiçbir şey diyemedim. Sadece sevindim ve içimden Ona nasıl destek olabilirim, cebimde aylık sadece birkaç bin lira kalırken nasıl bir düğün organize edelim? diye dert ettim.

Düğünden üç ay önce geceleri uykularım kaçtı. Masraflar, hazırlıklar ve oğlumun yetişip kendi hayatına başlayacak olması sürekli kafamdaki sorulardı. Fakat en çok kıyafetim aklımı kurcalıyordu: Düğünde ne giyecektim?

Genç kızken tek bir yeşil elbisem vardı. Sıradan bir elbiseydi, ucuzdu ama özel günlerde onu giyerdim. Oğlum doğduğunda da üzerimde buydu, mezuniyetinde de. Farklı bir şey almayı ne kadar istesem de, yine yılların eskittiği o yeşil elbiseyi giymek zorunda kaldım.

Camiye girdiğimde gelinimin akrabaları hemen fısıldaşmaya başladı:

Vay canına, damadın annesi bu muymuş?
Hiç değilse daha düzgün bir şey giyebilirdi… Yazık, oğlunun düğününe bu halde gelmiş!

Söyledikleri her söz kalbimi dağladı. Mükemmel kıyafetler, parlak takılar, kibirli bakışlar arasında fazlalık gibi hissediyordum.

Oğlumun düğününe gitmeye utanıyordum, çünkü üzerimdeki elbisem eskiydi; camide birçok davetli bana gülümseyerek bakıyordu, ama gelinimin yaptığı şey herkesi şaşkına çevirdi.

Tam o sırada gelin yanıma geldi; ince, zarif, bembeyaz bir gelinlik içindeydi ve o gelinlik belli ki bir servete mal olmuştu. Yanında öyle durunca kendimi daha da fakir, küçük hissettim.

Ama söylediği şey herkesin ağzını açık bıraktı.

Gülümseyip yeşil elbiseme bakarak yüksek sesle şöyle dedi:

Aa! Tam da bu elbiseyi giymişsiniz. Harika görünüyor. Gençlik fotoğraflarınızı görmüştüm, hiç değişmemişsiniz. Aynı güzelliktesiniz.

Cemaatte birden sessizlik oldu, fısıldaşanlar da sustu.

Omzuma elini koyup daha samimi bir sesle devam etti:

Oğlumun düğününe gitmeye utanıyordum, çünkü üzerimdeki elbisem eskiydi; camide birçok davetli bana gülümseyerek bakıyordu, ama gelinimin yaptığı şey herkesi şaşkına çevirdi.

Ne kadar minnettarım biliyor musunuz? Böyle güzel bir evlat yetiştirdiniz, hem de tek başına. Ona sevgiden daha kıymetli hiçbir şey veremezdiniz. Sizin ailenize katılmakla gurur duyuyorum. Elbiseye gelince… Hayatta elbise en önemli şey değil.

Sonra elimi öptü.

Kendimi tutamadım, gözyaşlarım süzüldü. Hayatta ilk kez biri emeğimi, sevgimi, yıllarca oğlum için gösterdiğim gayreti açıkça takdir etmişti.

O an orada bulunan herkes bize hayretle bakıyordu. Herkes şunu anladı: Hayatta insanın değeri ne giydiğiyle değil, kalbindeki sevgiyle, emeğiyle ölçülür. Dış görünüş geçicidir, ama sevgi ve saygı sonsuza dek kalır.

Rate article
Lifequest
Oğlumun düğününe eski kıyafetimle gitmeye utandım; kilisede pek çok misafir arkamdan güldü, ama geli…