— Beni hiç sevmedin. Sevgiyle değil, mantıkla evlendin benimle… Şimdi hasta oldum diye beni bırakaca…

Sen zaten beni hiç sevmedin ki. Aşkla değil, mantıkla evlendin benimle. Şimdi hasta olunca da yalnız bırakacaksın…

Asla bırakmam! dedi Zeliha ve İsmaili sımsıkı kucakladı. Sen mükemmel bir adamsın, seni bırakmak mı? Hiçbir zaman…

İsmail, Zelihanın söylediklerine inanmakta zorlanıyordu. Son zamanlarda keyfi de bir hayli bozuktu…

Zeliha tam yirmi beş yıl evli kaldı ve bu yıllar boyunca erkeklerin ilgisini hiç kaybetmedi. Gençliğinde de herkesin gözü ondaydı zaten.

Hatta ortaokulda bile sınıftaki tüm oğlanlar Zelihanın peşinden koşuyordu. Halbuki klasik anlamda güzel sayılmazdı Zeliha.

Yine de kocasından boşanmadı, Veysel kimi zaman zor bir adam olsa da.

Hayır, Zeliha Veyselle onun vefatına kadar birlikte yaşadı. Kızları, Deryayı büyüttüler, güzel bir düğünle evlendirdiler. Kızı bir Türk iş adamıyla Almanyaya yerleşti, şimdi bolca fotoğraf ve davet yolluyorlardı. Zeliha henüz onlarla gitmemişti ama belki bir gün, diyordu içinden. Ama Veysel artık yoktu.

Veysel bir araba kazasında vefat etti. Çok anlamsız bir şekilde Sonra Zelihaya, muhtemelen direksiyon başında kalp krizi geçirdiği söylendi. Şaşkınlıkla kontrolü kaybetmişti.

Belki bayılmıştır… dedi Zeliha.

Artık hiçbir zaman öğrenemeyiz, iç geçirdi yakın arkadaşı, doktor Meral. Sebep: Hayatla bağdaşmayan çoklu travma.

Zeliha derin bir şok yaşamıştı. Meral tüm işleri organize etmede yardımcı oldu.

Detayları da kendi çevresinden öğrendi. Veyseli toprağa verdiler, Zeliha ve büyük evlerinde yalnız kaldı.

Tek başına yaşamak için büyüktü ev; iki kişiye uygun, ama yalnız bir kadın için kocamandı ve ağırlık gibi geliyordu.

Ev dediğin şey, erkek eline muhtaç…

Derya babasına vedaya geldi. Sonrasında Zelihayla evi satıp daire alma, hatta Zelihanın Almanyaya taşınması konularını konuştu.

Hayır! diye haykırdı Zeliha. Yıllarca bu evi sattırmak için mi uğraştım? Almanya’nızı da istemem. Gördüm orayı…

Anne!

Sen de âlemsin Deryacığım! dedi Zeliha gözyaşları arasında gülümseyerek. Şaka yapıyorum, merak etme.

Madem öyle, o kadar da kötü değil durum.

Durum biraz karmaşıktı, tıpkı rahmetli Veyselin karmaşıklığı gibi. Bir yandan sevgili bir koca; öte yandan ruh hali gergin bir adamdı.

Kimi zaman kötü modundayken, Zelihanın tüm sinirini tüketirdi. Sonra pişman olup özür diler, Zeliha da affederdi. Takmazdı bu tür şeyleri. Yirmi beş yıl böyle geçti! Az değil…

Derya kısa süreliğine misafir oldu, sonra döndü. Eşi çalışkandı, Derya evine koşturdu, ocağını sıcak tutmak için. Zeliha yalnız kaldı.

Ama kendini iyi tanıyan bir kadındı, bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu.

Nitekim öyle oldu. Altı ay biraz hüzünlendi, gözyaşını silince bir baktı ki, etrafında ufak bir talipler ordusu birikmiş.

Annesi de gençken Zeliha’nın bu kadar rağbet görmesine şaşırırdı.

Nesi var kızımın? Erkekler sıra oluyor, düzüğüne mi bakıyorlar ne? Çok güzel de değilsin üstelik… Yoksa ben mi yanlış görüyorum?

Güzellik boş şey, annecim. derdi Zeliha rujunu sürerken. Kadın dedin mi biraz cazibeli, biraz neşeli olacak. Farkını ortaya koyacak.

Hadi çık artık, yine seni bekleyip gider diye gülerdi annesi.

Giderse gitsin, başkası gelir, omuz silkerek cevap verirdi Zeliha.

O annesiyle yaptığı sohbetin üzerinden neredeyse otuz yıl geçti ama değişen bir şey yok. Hâlâ kadınlar dolaşıp “Düzgün adam yok, kırkından sonra kime varacağız” diye üzülürken, Zeliha kırk altısında iki talip bulmuştu ve ikisi de iyi insandı.

Zeliha’nın gönlü Kereme kayıyordu. Hem yakışıklı, hem kültürlü bir adamdı. Sohbeti güzeldi, dışarıda da utanılacak biri değildi.

Ama Kerem ancak laf üretmede iyiydi. Hayat tecrübesiyle Zeliha anladı; bu adamla yaşanmazdı, o büyük ev ona göre değildi.

İkinci talip, İsmail ise sapasağlam, güven veren bir Anadolu delikanlısıydı. Bayramda isterse bir fıçı içki içsin, ama elinden her iş gelirdi. Altından kalkamayacağı iş yoktu.

Eşi olursa sakin, anlayışlı olur, ama gerekirse karısı için dağları delerdi. Zelihaya daha az çekici gelse de, işte hayat böyledir; kadın aklı çok da mantıklı çalışmaz…

İsmail, süslü laflar etmiyordu. Ayıkken suskundur hep. İçince toparlar, güzel, komik hikâyeler de anlatırdı.

İsmailin alkolle arası fena sayılmazdı, ama ertesi gün kendini toplar, soğuk su döker, yine hayata dönerdi. Pratik, az ama öz konuşan bir adamdı. Zeliha, Benim kocam bu deyip İsmaili seçti.

Kerem bozuldu, tatlı sözleri işe yaramayınca ortamdan çekildi.

Zeliha İsmaille evlenince adamın kulakları mutluluktan pembeleşti. Düğünde biraz fazla içip türkü söyledi, halay çekti.

Bravo doğrusu, dedi Meral. Veyseli kaybedeli bir yıl bile olmadı, sen yeniden evlendin. Hâlâ değişmedin! Kadınlar gündüz fenerle koca arar, sen sokağa çıksan yeter!

Bir de annemin klasik lafını söyle: “Neyini buluyorlar ki, güzel de değilsin zaten!”

Doğrudur, bunu söylemeyeceğim. Ama halk arasında epey rağbet gördüğün gerçek.

Ben de anlamadım Meral, bende ne buluyorlar. Anamla konuşmak lazım bu mevzuyu.

Zeliha göz kırptı, kocasıyla piste çıktı. O dans ederken aklından son şüpheleri de savuşturdu.

Tamam, İsmail basit, köylü işi biri olabilir Ama eli maşalı, sağlam biri. Hala yakışıklı da üstelik. Çoğunu susarak geçiriyorsa ne olmuş ki?

Keremi seçseydim, ne olacaktı? Güzel laftan pilav mı pişecek!

Birkaç ayda İsmail, Zeliha’nın bahçesini masala çevirdi. Gereksiz ağaçları söktü.

Toprağı düzledi, çiçeklikler yaptı, arka bahçeye kamelya inşa etti. Evin içinde bile erkek eli kendini hissettirdi.

Zeliha doğru adamı seçtiği için sık sık şükretti.

Üstelik İsmail eli para da tutuyor, sürprizlerle, hediyelerle Zeliha’yı şımartıyordu.

Kısa aile hayatını, ilk yirmi beş senesiyle kıyaslayınca, Zeliha gönülden Keşke daha önce İsmail ile karşılaşsaydım dedi. Altın gibi adam!

Havalar ısınırken birlikte mangal yakıp, kamelyada yemek yiyorlardı. İsmail güzel bir masa, banka yapmıştı.

Zeliha etleri gömüp doymuş bir kedi gibi gözlerini kıstı. İsmail ise mutlu, keyifle bakıyordu ona.

Hayırdır, İsmail?

Hiç. Seviniyorum.

İlk eşi tam bir iç sıkıntısıydı. Hayatında bu kadar harika bir kadın olacağını aklından geçirmezdi.

Dört yıl evliliklerinin tadını çıkardılar. Fakat sonra İsmail’in hali değişti. Hemen yorulmaya, durduk yere kilo vermeye başladı. Hele biraz içtikten sonra iyice kötüleşiyordu.

İsmail, mutlaka doktor görmeli seni! dedi Zeliha telaşla. Niye bekliyorsun? Bir şeyler yolunda gitmiyor.

Abartıyorsun Zeliha! Geçer.

Orta çağ kafası mı bu canım? Ya geçmezse? Sen de mi çoğu adam gibi doktordan mı korkuyorsun?

Korkmuyorum.

İsmail söylemek istemedi; aslında tek korkusu Zeliha’nın onu hasta görünce bırakıp gidecek olmasıydı. Hasta ve işe yaramaz adamı kim isterdi?

İçsel olarak da biliyordu; Zeliha onunla çıkar için evlenmiş, büyük aşkından değildi. Ama karısına delicesine bağlıydı!

Bir markette, çantasında cüzdanını bulamayan şaşkın Zelihayı görünce içi ısınmış, hayatı boyunca onu koruma isteğiyle dolmuştu. Annesi İsmail’in seçimine şöyle demişti:

Sana kalır oğlum, sen genç, yakışıklı adamsın. Kimseyi mi bulamadın? O kadın yaşını başını almış, yakışıklılık yok…

Ama İsmail için Zeliha’dan başkası yoktu. Şimdi hasta olunca, Zeliha ona ihtiyaç duyar mıydı?

Zeliha’nın doktor gidin ısrarı sonuçsuz kaldı. Bir cumartesi akşamı, Meral ve kocası Faruk misafirlerdi. İsmail ve Faruk mangal başında bira içip et pişiriyordu. Mutfakta salata doğrayıp dertleşirken Meral sordu:

İsmail hasta mı?

Hiç bilmiyorum! dedi Zeliha içini dökerek. Ne desem dinlemiyor, doktora gitmiyor. Sen hekimsin, sence ciddi mi?

Bi tuhaflık var, kilo verdi, teni de sapsarı gibi geldi gözüme.

Allahım! Meral, ne olur sen konuşsun onunla. Hem doktor olarak belki seni dinler.

Meral arkadaşına dikkatlice baktı.

Zeliha, sen gerçekten onu seviyor musun? Eskiden kararsızdın…

Zeliha cevap vermek yerine dudağını ısırdı.

Ama Meral konuşamadan, İsmail sofrada fenalaştı, yere düştü. Ambulans çağrıldı. Zeliha kocasının elini tuttu, dua etti.

Hemen ameliyata alındı.

Karaciğerinde tümör var.

Kanser mi?! dedi Zeliha korkuyla.

Tahlil sonucu bekliyoruz.

Tümör iyi huylu çıktı, ama geç kalınmıştı.

Doktorlar neredeyse her şeyi yasakladı, toparlamasının da zaman alacağını söyledi.

İsmail iyice içine kapandı. Anneleri Tülay Hanım ziyarete geldi.

O sırada Zeliha işteydi. İsmailin listesindeki nadir yemekleri getirdi.

Oğlum, bu ne haller? Mucizeyle kurtuldun, hâlâ suratsızsın. Al bakayım, buharda köfte yaptım.

Acıkmadım.

Yemek zorundasın. Zeliha geliyor mu bari?

Evet, geliyor… Şimdilik, dedi İsmail.

Neden? Korkar da seni bırakır mı sandın? Saçmalama!

Ben de bitti sayılırım! Çalışamıyorum, hiçbir şey yok elimde. Daha ellime girecek yaştayım, ama şimdiden sakat gibi oldum. Kim ister sakat adamı?

Ne oluyor burada? dedi Zeliha odaya girerken. Tüm hastane sesi duydu vallahi. Merhaba Tülay Hanım!

Ben çıkıyorum artık. Hoşçakalın.

Hayırdır?

Tülay Hanım elini sallayıp çıktı. Zeliha ellerini yıkadı, perişan kocasının yanına geçti.

Ne bu moraller? Elin kolun yerinde, ne sakatından bahsediyorsun? Bak, karaciğer kendi yenileyen tek organmış. Yüzde elli biri kalsa bile zamanla toparlıyor. Sende altmışı durmuş. Sabret biraz…

Kaldı mı peki, o zamanı görebilecek miyim?

Ne diyorsun?

Zaman, Zeliha…

Sana biri bir şey mi demedi sakın? Yoksa bir şey mi saklıyorsun?

Yok, ama

İsmail taburcu edildi. En zor zaman da başladı. Ufak bir iş yapsa, hemen yoruluyor, canı sıkılıyordu.

Yakında ise doğum günü vardı, düşünmek bile istemiyordu. Ne güzel yiyip içecek, kutlayacaktı! Şimdi sadece diyet…

Zeliha pek aldırmıyormuş gibi, o da diyet yemeklere alıştı.

Zeliha… cesaretini topladı İsmail, Peki, bundan sonra bizim halimiz ne olacak?

Nasıl yani?

Ya işte… Yavaş toparlıyorum. Beni bırakacaksın değil mi?

Neden bırakayım? Benim için mutluluk sensin.

Eskiden iyiydin, çalışkandın… Bundan sonra ne olacak? Ben kendime bile tahammül edemiyorum.

Boşver! Hadi, toparla kendini!

Uğraşıyorum! Ama iki çivi çaksam, yoruluyorum…

Zeliha arkasından sarıldı, yanağını başına yasladı.

Ben seni seviyorum. Hem de hep. Bırakmam asla. Toparlanırken acele etme. Her şey zamana bırakılır.

Gerçekten mi seviyorsun?

Gerçekten.

Zeliha İsmaili bırakmadı. Yavaş yavaş toparlanırken yanında oldu.

Doğum günü geldi. Zeliha içkili masa kurmadı, Yalnız içip üzülmesin diye. Birkaç dost geldi, kamelyada oturdular, kutu oyunları oynadılar.

Şansı yaver gitmiş İsmailin, dedi arkadaşları.

Gidince benim sağlığıma hatırlı bir rakı içersiniz artık, diye takıldı.

Güldüler, dağıldılar. Akşam Zelihayla birlikte kapıda oturdular, yıldızları izlediler. Mutluydular. O gece İsmail, aylar sonra ilk defa kendini iyi hissetti.

Artık toparlanabileceğine, Zelihanın da asla onu bırakmayacağına inandı. Zelihayı sımsıkı sardı.

Hayırdır, İsmail?

Her şey yolunda! dedi.

Sonunda! dedi Zeliha, yanağına bir öpücük kondurdu.

Gerçekten mutluydular…

Rate article
Lifequest
— Beni hiç sevmedin. Sevgiyle değil, mantıkla evlendin benimle… Şimdi hasta oldum diye beni bırakaca…