Tuncay Bey, ne olur, yalvarıyorum size! Lütfen yardım edin! Kadın, beyaz önlüğüyle dikkat çeken uzun boylu adamın önünde diz çöküp hıçkıra hıçkıra ağladı.
O arka arkaya sıralanmış, eskimiş polikliniklerin ardında, kasaba hastanesinin ilaç kokulu acil servisinde, kadının çocuğu can çekişiyordu.
Anlayın artık, yapamam! Gerçekten yapamam! Zaten o yüzden buraya geldim, uzaklaştım! İki senedir ameliyat yapmadım! Ne elim, ne buradaki şartlar…
Ne olur yalvarıyorum! Kadın, gitmek istemeyen doktora ısrarla tutundu.
Kabul etmeli. Buna mecbur. Çünkü aksi takdirde…
Birkaç adım daha. Bembeyaz, boyalı ahşap kapı. İşte orada, onun Alper’i. Biricik yavrusu. Kablolara sarılı, yüzündeki soluk çilleri kaplayan oksijen maskesiyle. Nefes alıyor. Hala alıyor. Başındaki sargının altından sızan kan, geçen seneden kalma vişne reçeli gibi koyu ve karanlık görünüyordu. Büyük monitördeki yeşil çizgi, çocuğun kopuk kopuk soluklarına eşlik ediyordu.
Yetişemezlerdi. Şehre yüz kilometre vardı. Ambulans helikopter Fakat dışarıdaki tipi, son umudu da götürmüştü. Tansiyon düşüyor, kalbin sesi zayıflıyordu. Acil doktorlarının bakışları yerdeydi.
Tuncay Bey! Cesare ve acı dolu gözlerle sedyenin başında duran yaşlı hemşire, Tuncay Bey!
Cebinden eski bir gazete çıkardı, üstünde beyaz önlüklü uzun bir adamın fotoğrafı; etrafında gülen çocuklar sarmış. Ve gözyaşlarıyla satırlar karışıyor: kazadan, sakatlanmış elden, başarısız ameliyattan bahsediyor. Ama büyük bir beyin cerrahıydı o! Allah vergisi bir doktordu! Bu kuytu kasabada… Allahım, nolur kabul etsin!
Böyle bir sorumluluğu alamam! Lütfen anlayın! Elinden geldiğince karşı koydu, Son ameliyatımda… bileğim… başaramadım! Artık ameliyat yapmıyorum! Sorumluluk alamam!
Ama çocuk sedyede daha da solgunlaşıyordu. Ve kan, reçel gibi akıyordu. Kapının önüne yığılmış sessiz meslektaşları, bir yılda hiç kaynaşamadığı ekip. Ağlayan bir anne. Ve zaman… Her şey onların karşısındaydı. Bir de köpek…
Köpek mi?
Burada köpek nereden çıktı?
Sadece iniltiyle cevap geldi. Bir labrador, sedyeye doğru çekiştiriliyordu. Tırnaklarıyla zemini kazıyor, biri tasmasından tutuyordu. Hayvan direniyordu, gözleri Alperden ayrılmıyordu. Artık inlemiyordu da, hırıltılı sesler çıkarıyordu. Ama yine de vazgeçmiyor, sevdiği çocuğa koşmak istiyordu.
O Sadık. Alperin köpeği, kadın ağladı ve nefes almayı unuttu adeta, acil servisi basan sessizliği delip geçen doktorun sözleriyle:
Ameliyathane hazırlansın.
Gözlerini bir an kapadı. Belleğinde başka bir köpek canlandı. Karabek. Bir umut. Ve babası hâlâ yaşıyordu. Tuncay Bey, o zamanlar sadece Tuncaydı. Yedinci sınıfta olmalı. Yılbaşı gecesi yollar buzlu. Kartopu gibi bir araba, karlar üzerinde paramparça. Annesi ağlıyor. Doktor yüzünü saklamış; zorlu bir ameliyat, yeterli tecrübe yok. Şehir merkezi çok uzak
Karabek mezarda hiç inlemiyordu artık. Sadece hırıltı. Yemeği altı gündür ağzına koymuyor. Sadece bakıyor. Sonra o da gitti. Sahibini uğurladı, yandı durdu.
Anne, beyin cerrahı olacağım. Karabeke söz verdim, toprak başında yırtık saçlı çocuk fısıldar, En iyisi olacağım, inanıyor musun?
Nasıl unutmuştu? Neden?
*****
Ameliyathanenin lambaları, sanki güneş. Aletler çelik gibi parlıyor. Bileği yine sızlamaya başladı. Dayanıyor. Ben de köpek mi sahiplensem? Saçma sapan düşünceler. Eller neredeyse ahşap gibi. Olsun, başaracak. Kötü bir travma. Zor vaka. Basıncı düşüyor, ödem oluşmamalı Yumuşak dokular zarar görmüş. Şakak kemiği parça parça toplanacak. Damarlar
Helikopter yetişemezdi bile. Yardımcıların gözleri heyecanlı. Onlar için büyük bir mucize bu ameliyat. Ama onun için? Kaç defa böyle ameliyat yaptı? Neden bir başarısızlık sonrası pes etti? Ta buraya kaçtı. Bağlarını kopardı. Eli hala sızlıyor. Ve Karabek köşede beliriveriyor. Mahzun bakıyor. Belki de bu labrador, Sadık
Makas tutmak zor. Zımba. Parmakları neredeyse kilitlendi. Az kaldı, biraz daha Haydi Alper, nefes al oğlum, sakın pes etme. Seni bırakmayacağız.
Zaman. Artık Alperin tarafında. Helikopterin sesi mi bu? Sonunda yetişti galiba
*****
Tuncay Bey, sizi soruyorlar, Nöbetçi hemşire odanın kapısından bakıp, yüzündeki tebessümü saklayamadı.
Herkes mutlu. Tuncay Bey geri döndü ya kasabaya. Her bölümde sözü geçiyor. En ağır hastaları, çocukları getiriyorlar. Artık korku yok. Tuncay Beyin elleri altın gibi. Çocukların gülüşü yeniden nöroşirurji koridorlarında yankılanıyor. Küçük hastalar iyileşiyor. Aileler, peşinden ayrılmıyor
Beş dakika, hemen Doruku kontrol edeceğim.
Altı yaşındaki Dorukun odası yakın. Sevimli, kıvırcık saçlı bir çocuk. Ona “Amca Tuncay” diyor. Bir hafta önce, Ankaraya geziyle gelmişti. İkinci kattan düşmüş; o anı uzun uzun seyretmiş. Aynı Alper gibi. Parça parça topladı onun kafasını da. Sekiz saat sürdü ameliyatı. Başardı. Eli neredeyse hiç ağrımıyor artık. Belki de, çocuk gülüşünün iyileştirici gücünden
İyi ki döndü. Doğru yaptı. Daha önce yapmalıydı ama uygun sebep bulamamıştı. Birçok şeyi unutmuş. Ama hayat, işte böyle tekrar hatırlatıyor. Sadece köpek alamadı henüz. Hiç fırsatı olmadı. Acaba, Sadık ile Alper nasıllar şimdi? Sık sık aklına geliyorlar.
Tuncay Bey, canım!
Daha kapıdan çıkmaya fırsat bulamadan Aklından geçirdiği gibi!
Hoş geldiniz Alper, Ayşen, gülümsüyor, Sana da selam, Sadık.
Eli hemen o yumuşak boyuna uzanıyor. Islak burun avucuna dokunuyor. O kestane rengi gözler ne dikkatli bakıyor!
Neler getirdi sizi buralara? Alpere bir şey mi oldu? Kontrole mi geldiniz?
Alper çok iyi, hızlıca sözü alıyor Ayşen, harika! Ama başka bir mesele için geldik!
Tuncay Bey şimdi o tertemiz gülümsemeye dikkat ediyor. Sadece montu tuhafça kabarıyor. Gözler ışıl ışıl. Sormak zor geliyor. Sadık etrafında dönüp kafasını karıştırıyor.
İşte!
Büyümüş Alper dayanamayıp annesinin cebine elini daldırıyor. Karşısında şaşırmış Tuncay Bey’e simsiyah, kulakları sarkık, mızıldayan minik bir şey uzatıyor.
E? dilini yutmuş gibi, kendiyle alay ediyor içinden Tuncay Bey, sürpriz hediyeyi yüzüne yaklaştırırken.
Sakın kızmayın, çocuğa has bir heyecanla anlatıyor Alper, Sadık buldu onu. Annem izin verdi kalmasına. Dün sizin röportajınızı izledik. Sadık, sesi duyar duymaz minik yavru köpeği TVye taşıdı. Biz de düşündük ki
İyi düşünmüşsünüz. Zamanı gelmişti, Tuncay Bey, Sadıka göz kırpar, Adını Teşvik koyacağım. Nazikçe: Timki.
Andrey Bey, ne olur, yalvarırım! Lütfen yardım edin! – Kadın, beyaz önlüklü uzun boylu doktora diz ç…




