Kardeşim Baran, üniversiteden mezun olduktan sonra iş için başka bir, oldukça uzak bir şehre taşınıyor. Burada bir yıl kadar kalıp para biriktirip sonra memleketine dönüp ev almayı planlıyor. Fakat kader ona farklı bir yol çiziyor. Orada bir kızla tanışıyor ve evlenmeye karar veriyorlar. Baran o şehirde kalıyor. Eşini biz tanımıyoruz. Tam onların düğünü olacağı zaman ben hamileliğimin dokuzuncu ayındayım ve doğumum çok yakın, bu yüzden gitmemeye karar veriyoruz. Babam da işten izin alamıyor, böylece sadece annem düğüne gidiyor. Annem de gelinle çok yakın bir ilişki kurmuyor, sadece uzaktan tanışma fırsatları oluyor. Onlar balayı için başka bir yere gidiyorlar, annem ise birkaç gün sonra evimize dönüyor. Annem gelinle ilgili bana, Kız güzel, güler yüzlü ve sempatikti, diyor. Yıllar geçiyor ama biz hâlâ yengemi hiç tanımamış oluyoruz.
Ancak bu yıl kardeşim bize harika bir haber veriyor. Uzun bir yolculuk planlamışlar. Önce eşiyle bize gelecekler, sonra kardeşimin bir arkadaşının düğününe gidecekler, ardından sınıf buluşmasına katılacaklar, sonra aileleriyle sahilde buluşup sonunda evlerine dönecekler. Bizde iki gün geçireceklerdi. Bunda hiç sorun görmedim. Gerçi evimiz küçük ama kayınvalidemlerin yazlığı vardı ve orada kalmamıza izin verdi. Burası uzun zamandır tadilat görmemişti ama idare edilebilir şartları vardı. O gün keyfim yerindeydi ve misafirlerimi bekliyordum. Geldiler ve o andan itibaren sorunlar başladı. Kardeşim beni tanıştırınca yengemle, daha ilk andan itibaren mızmızlanmaya başladı; yolculukta çok sıcak olmuş, çok sesliymiş, çok rahatsızmış, hep bir şikâyet.
Sonra birlikte yazlığa geçtik. Onlara evi gezdirmeye karar verdim. Yengem duşu ve tuvaleti öyle bir bakışla inceledi ki, sanki evsiz biri öpmüş gibiydi. Baranı bir kenara çekip konuştular, ardından Baran eşime Bizi şehre götürür müsün? dedi. Yengem kesinlikle o duşu kullanmayacağını söyledi. Şehre döndüler, bizim evde duş aldı, makyajını yaptı, sonra tekrar yazlığa geldiler. Sonra hazırladığımız hiçbir yemeği yemeyeceği ortaya çıktı. Oysa elimizden gelenin en iyisini yapmıştık. Yemeklerde gluten varmış, yağ varmış, başka neler neler… Sonuçta zar zor birkaç sebze yedi, onlara bile şüpheyle baktı. Onlar için hazırladığımız odada da kalmak istemedi, yine şehre döndük, bizim evde kaldılar. Ertesi gün şehirde gezintiye çıktık; yengem üç yaşındaki oğlumdan daha kaprisliydi. Ya hava sıcakmış, ya ayağı ağrımış, ya da çok sıkılmış. Onları uğurlarken büyük bir rahatlama hissettim. Kardeşim yıllardır bu kaprislere nasıl katlandı, aklım almıyor. Yengem iki günde bizi tamamen tüketti.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



