Annem bana Biz seni büyüttük, şimdi sen borcunu ödeyeceksin, dediğinde, ben zaten kendi evimin sözleşmesini imzalamıştım bile.
Bu dünyada kulağa sevgi gibi gelen ama aslında insanı zincirleyen kelimeler var. Annem bu kelimeleri öyle güzel sıralardı ki, uzun bir süre bunu ilgi ve şefkat sanmışım. Ta ki bir gün sapsade haliyle, süslenmemiş olan gerçeği duyana kadar.
O gün pazar günüydü.
Günün geç saatleri, güneş yumuşamış, odadaki sessizlik ise aile sıcaklığı gibi görünüyordu. Tam böyle zamanlarda insanlar sana koşul koymayı severler yanında çay ve kurabiye olunca her şey daha masum görünür ya
Ailemizin evindeki kanepede oturuyordum.
Çocukluğumun geçtiği, kendimi güvende sanıp büyüdüğüm evde.
Annem tam karşımdaki koltukta, elinde kalın kapaklı bir defterle oturuyordu.
Ne resmi bir evrak, ne dosya; sadece yıllardır kim kime ne borçlu diye notlar yazdığı bir defter.
Hadi bakalım, ciddi konuşalım artık, dedi annem. Biz seni büyüttük. Şimdi sen borcunu ödeyeceksin.
Borcunu ödeyeceksin
O kelime masaya tok bir madeni para gibi düştü. Gözümü bile kırpmadım.
Sadece baktım anneme.
Kime borçluyum? diye sessizce sordum.
Derin bir iç çekti, sanki ben nankörmüşüm gibi.
Ailene. Bize. Düzenimize.
Düzen
Birisi halini sormadan düzenden bahsediyorsa, bil ki senin iyiliğin için değil, seni yerinde tutmak için yapıyor.
Yıllardır iki farklı dünyada yaşadığımı biliyordum aslında.
Birincisi bana ait olan hayatımdı:
İşim, yorgunluklarım, hayallerim, kimsenin görmediği minik başarılarım.
İkincisi ise onların gözünden:
Ben bir proje, ben bir yatırım, ben geri ödeme yapması gereken bir evlat.
Babam köşede oturmuş, sanki haber dinler gibi sessizdi.
Hiç üzerime konuşmuyormuş gibi.
Hep bu erkek suskunluğuna kızmışımdır; çünkü böyle olunca evde söz kadınlara ve onların buyruklarına kalıyor.
Annemse gayet sakindi, kendinden emindi. Sanki önümde hiçbir seçeneğim yokmuş gibi rahattı.
Biz karar verdik, dedi. Elindekini satacaksın, birlikte daha büyük bir ev alacağız. Hep beraber yaşayacağız.
Birlikte.
Ne kadar sıcak bir kelime gibi geliyor
Oysa onun lügatında birlikte aslında kontrol altında anlamına geliyor.
Ona bakarken içimde bir öfke doğmadı.
Açıklık vardı; netlik
Geçen hafta kimseye haber vermeden bir şey yapmıştım.
Küçük, kendi başıma bir daireye imza atmıştım.
Ne gösterişli
Ne lüks
Ama benimdi.
Anahtarı başkasının eline geçmeyecek, benim yerim.
Eski ben uzun uzadıya açıklama yapardı.
Yenisi ise sadece harekete geçiyor.
Annem bana eğilip yaklaştı.
Paran olduğunu biliyorum, dedi. Seni görüyorum. Şık giyiniyorsun, halin vaktin yerinde. Sıra sende, vereceksin.
Hep aynı kelime:
Zamanı geldiğinde senden hayatını isteyen biri, bunu doğru diye sunmaya çalışır.
Hiçbir şey satmayacağım, dedim sakince.
Annem dediğime inanamadı:
Ne dedin?
Duydun, dedim.
Babam kıpırdandı sonunda.
Kızım, bu kadar radikal olma, dedi alçak sesle. Annenin niyeti iyi.
İyilik
İnsana dayatmayı iyilik olarak pazarlamak işte tam da böyle olur.
Annem kısa bir kahkaha attı:
Çok modern olmuşsun. Başına buyruksun. Artık bizi dinlemiyorsun.
Hayır, dedim. Artık duyuyorum.
Annem defteri masaya vurdu kalemiyle:
Sen anlamıyorsun! Biz olmasak bir hiç olurdun!
O an içimde sessiz bir kapı açılır gibi oldu.
Nihayet gerçeği duydum.
Ne sevgi
Ne ilgi
Sadece hak iddiası!
Ve o an ilk defa şu cümle dilimden çıktı, kesin ve kararlı:
Eğer sevginizin bir bedeli varsa, bu sevgi değildir.
Gözlerini kıstı annem.
Felsefe yapma kızım. Gerçeklere bak.
İşte tam burası dönüm noktasıydı.
Ona sakince baktım:
Gerçek diyorsun ya; o zaman: Sizinle yaşamayacağım.
Birden ağır ve keskin bir sessizlik çöktü.
Annem alaycı bir tebessümle:
Nerede kalacaksın? Kirada mı ha?
Ben de gözünün içine bakıp sadece şunu söyledim:
Kendi evimde.
Bir garip oldular, nefesi kesildi annemin.
Ne zaman aldın sen evi?
Hayatımdan sizin projeniz olmayı bıraktığım gün.
Ne anahtar çıkardım, ne bir gösteriş yaptım.
Vakti değil; tiyatroya gerek yok.
Çantamdan krem rengi küçük bir posta paketi çıkardım. Ne kanıt, ne klasör; üzerinde adım yazılı bir kargo.
Annem gözleri kocaman:
O ne?
Mektup, dedim. Yeni evimden.
Elini uzattı, ama hemen vermedim.
Ve o an son ve keskin cümlemi söyledim:
Siz benden ne alacağınızı planlarken, ben özgürlüğüme imza attım.
Babam ayağa kalktı:
Delilik bu! Aile bir arada olmalı!
Aile
Kontrolü kaybettiklerinde herkesin diline doladığı kelime.
Aile saygıyla güzel olur, dedim. Borç ve dayatmayla değil.
Birden annemin yüzü değişti, sertleşti.
Bizi terk mi ediyorsun yani?
Hayır, dedim. Sadece kendimi feda etmeyi bırakıyorum.
Kahkaha attı yine annem, acı acı.
Mutlaka geri dönersin.
Hayır, dedim. Ben gidiyorum Ve dönmeyeceğim.
Bundan sonrası büyük aile sahnesiydi; ne mahkeme, ne banka, ne işyeri.
Annem ağladı ama bir anne gibi değil, yönetmen gibi.
Bunca yıllık emeğimin karşılığı bu mu yani!
O eski suçlu kız çocuğu maskesini bana takmak istiyordu.
Oysa ben artık onu takmıyordum.
Kalktım, paltomu aldım, kapının yanına gittim.
Kapı, benim için tiyatral bir dekordan çok daha anlamlıydı.
Ve kilit gibi bir cümle kurdum kapıda:
Sizden değil, kendime gidiyorum.
Annem fırladı:
Çıkarsan bir daha bu eve gelme!
Gerçek bu işte; koşullar, şartlar.
Ona bir merhametle baktım; zayıflık değil, son bir şansla:
Anne ben zaten uzun zamandır dışarıdayım. Sadece bugün dile getiriyorum.
Babamın gözlerinin içine baktım:
Bir kere olsun yanımda olabilirdin baba.
O sessizdi, hep olduğu gibi.
Cevabını sessizliğiyle verdi.
Çıktım evden.
Adımlarım öfkeli değildi, hafifti.
Dışarısı soğuktu ama tertemizdi hava.
Telefonum titredi annemden bir mesaj:
Başarısız olursan arama sakın.
Cevap yazmadım.
Bazı kelimeler, cevap değil, mesafe ister.
O akşam yeni evime gittim.
Boş, eşyasız, bembeyaz duvarlar, taze boya kokusu.
Ama benimdi.
Yere oturup mektubu açtım.
Sadece adres onayı yazıyordu, ne romantik bir şey vardı.
Ama benim için hayatımın yazdığı en güzel aşk mektubuydu:
Buradan başlıyorsun.
Son satırı kısaydı, tok:
Kaçmadım. Kurtuldum.
Şimdi soruyorum kendime ve size:
Eğer aileniz düzen için hayatınızdan vazgeçmenizi isterse, boyun eğer miydiniz?
Yoksa kapıyı çekip kendi yolunuza mı yürürdünüz?
Bugün öğrendim ki, kendi kaybın gibi görünse de bazen tek kurtuluş, kendi yolundan şaşmamak.




