Eski Koca — Ayşe! — Arkadan acı tanıdık bir erkek sesi seslendi. Ayşe irkildi, omuzlarını içine çek…

– Ayşegül! Arkadan gelen, yıllardır unutulmaz bir erkek sesiyle irkildi.
Ayşegül bir an dondu, omuzlarını hafifçe büküp başını içine çekti ve arkasına bile bakmadan kaldırımı hızlı adımlarla geçmeye koyuldu.
– Ayşe, dur bir saniye! Eminim sensin!
Ayşegül adımlarını daha da hızlandırdı, ama adamın eli, kaba olmasa bile kararlı bir şekilde omzuna dokundu.
– Ayşegül, duymuyor musun beni? Benim, Kemal.
Ayşegül, kendine gelerek hızla arkasını döndü ve gözlerine inanamayarak kısık sesle sordu:
– Allah Allah, Kemal… Ben de sesini hayal görüyorum sandım… Ama… Nasıl olur bu? Olmaması gerekiyordu…
– Ne olamaz Ayşegül? Eski eşi, gençliğindeki gibi neşeyle gülümsüyordu. Doğup büyüdüğüm şehre dönme hakkım yok mu?
– Nereden döndün? Ayşegül hâlâ şaşkındı. Sen… öldün sandım ben. Bana öyle söylediler.
– Öldüm mü? Kemalin yüzü büsbütün şekil değiştirdi. Ben mi?
– Evet… Boşandıktan altı ay sonra İstanbula taşındın, ardından arkadaşın bana… Ayşegül duraksadı, sonra kelimeleri toparladı: Yabancı bir şehirde içki batağında ölüp kaldığını söyledi.
– Bunu sana kim söyledi ki?
– Halil anlattı, senin en yakın dostun. Sen taşınınca burnumun dibinden ayrılmadı, türlü türlü yollarla bana yanaştı. Ben de onu hep uzak tuttum. O da sana dair böyle şeyler anlattı işte.
– Allahın işi, Kemal güldü. Demek, veda ederken ettiği laflar şakayla karışıktı.
– Ne dedi ki sana?
– Bak sen Ayşegülü bıraktın, ben ona sahip çıkarım, gibisinden takılmıştı. Şakayla söylese de o günden beri aramadı, ben de ulaşamadım. O zaman sosyal medya da yoktu. Mektupla ya da sabit hat telefonuyla bağlanırdık ancak. Nerede, ne yapıyor hâlâ bilmiyorum.
– Halil öldü zaten, omuz silkerek dedi Ayşegül. Beş yıl oldu, defnettiler onu.
– Vay be… Kemalin yüzü ciddileşti. O da gitti Bir ömür daha yaşayabilirdi. Evet Ardından yine güldü. Boşanalı kaç yıl oldu, hâlâ eskisi gibisin. Zerre değişmemişsin.
– Hadi oradan, dedi Ayşegül kahkaha atarak, eliyle geçiştirdi. Bildiğin Ayşegülüm işte.
– Duyduğuma göre evlenmişsin? Kemal, bir türlü bakmaya doyamayan bir sıcaklıkla bakıyordu ona. Hatta çocukların da var… İki kişi mi?
– Evet, iki evladım oldu, başını salladı Ayşegül. Büyüdüler, kendi düzenlerini kurdular. Ben de artık iki torun sahibiyim.
– Vay, maşallah! Peki eşin nasıl?
– İyi, Ayşegül hafifçe gülümsedi. Ama kendi hayatında artık. Ben yine yalnız bir kadınım.
– Demek öyle… Kemal başını salladı. Şu erkek milleti ne garip, hep bir şeyler arıyoruz da elimizdekileri göremiyoruz. Hep aradığımız yakınımızdaymış meğer.
– Sen niye döndün peki? İş için mi, başka bir sebepten mi?
– Ayşegül, ben bu kez temelli döndüm. İç çekti derin bir hüzünle. Eşimi yakın zamanda kaybettim, buraya dönmeye karar verdim. Memleketime… İçim daraldı orada. Doktorlar da dedi, o tarafın havası bana uygun değil, yaş ilerledi ya. Eşim de aynı dertten muzdaripti, astımı vardı. Taşınmak istedik ama, kendisi tam bir İstanbullu. Şehrimden bir gün ayrı duramam, derdi. Sonunda… Kemalin gözlerinde yaş parladı. Şimdi gençlik sokaklarında dolaşıyorum, yeni bir ev bakıyorum. Otuz yılda her köşe değişmiş. Sen hangi mahalleyi önerirsin, sence nereye yerleşmeliyim?
– Nerede kalıyorsun şu an? merak etti Ayşegül.
– Otelde tabii, başka nerede kalayım?
– Akrabalarında yer yok mu?
– Olur mu öyle şey? Kemal kaşlarını buruşturdu. Kimseye yük olmak istemem. Herkesin düzeni var. Ben birden kapılarına dayanamam. Doğru da olmaz zaten, erkeğe yakışmaz.
– Bana gelsene? Ayşegül bir anda teklif etti, sonra kendi bu tekliften çekinip ekledi: Kiracı olarak, tabii.
Kemal afalladı, biraz mahcup oldu, sonra düşünceli bir şekilde içini çekti.
– Aslında isterim, Ayşegül… Ama… Sana borçlu hissediyorum kendimi.
– Ne borcu, Kemal?
– Çok sıradan, omuzlarını silkti Kemal. Otuz yıl önce seni terk ettim ya hani. Hep içimde bir suçluluk var.
– Yok artık! Ayşegül tatlı bir tebessümle bakakaldı. Asıl ben seni gönderdim. Hep benim suçum. O gece sana ne laflar söyledim bir bilsen O kadar lafı hangi adam kaldıra bilir ki?
– Ben pek öyle bir şey hatırlamıyorum, inatla başını salladı Kemal. Hep kendimi suçlarım.
– Neyini hatırlıyorsun peki?
– Ne saçma bir öfkeye kapılıp valizi aceleyle toparlayıp gittiğimi. Sonra pişman oldum ama artık çok geçti.
– Ben de sevinmiştim o gitmene, dedi Ayşegül gülerek. Yeni bir hayat başlatacağım sandım, başlattım da… Ama sonra çok pişman oldum.
– Cidden mi? Kemal çekinerek sordu. Yani bana kırgın değilsin?
– Tabi ki değilim. Ayşegül birden eski günlerdeki gibi mutlu hissetti, sevgili geçmişine bakar gibi baktı eski kocasına. Hiç değişmemişsin Kemal, sadece saçların biraz ağarmış. Bugün gel evime. Sana bir oda hazırlarım. O otelde boğazına kadar rezil yemeği neden çekeceksin ki? Hem, eski eş olsan da aileden sayılırsın.
– Rahatsız olmanı istemem…
– Olsan çağırır mıydım? Ben de akşamlar evde yalnız başıma olmaktan artık sıkıldım.
– O zaman… Kemal çekingen bir şekilde elini tuttu. Otele gidip valizimi alalım mı?
– O valiz mi? Yıllar önce çıkıp gittiğin mi?
İkisi aynı anda güldü. Yanyana kaldırımı arşınlarken, aralarındaki uzun yılların hiç yaşanmadığını, sanki her şey hala yerli yerinde duruyor gibi hissettiler.
Hayat kimseyi geçmişle sonsuza dek cezalandırmaz; bazen telafi etmek ve yeniden başlamak için bir şans daha verir. Geçmişin yükünü bırakıp geleceğe umutla bakmak, insanı gerçek anlamda özgür kılar.

Rate article
Lifequest
Eski Koca — Ayşe! — Arkadan acı tanıdık bir erkek sesi seslendi. Ayşe irkildi, omuzlarını içine çek…