Tanıdık bir hanımın büyük derdi: Oğlu, ailemize uygun olmayan bir kıza evlenme niyetiyle gelince han…

Bir tanıdık hanım var, çok üzgün: oğlu, ailelerinden olmayan bir kızla evlenmeye karar vermiş. Hanıma gerçekten üzülüyorum, benim de çocuklarım var, ben de aynı durumda olsam endişelenirdim

Ama aklıma bir zamanlar yaşanan Ayşe Hanımın hikâyesi geliyor.
Ayşe Hanımın oğlu da aynı şekilde, Bak anne, bu Sevda, evlendik bile, diyerek karşısına çıkarmıştı kızı.

Ayşe Hanımın ailesinde profesörler, doçentler, üniversite hocaları, başhekim, yazarlar, anaokulu müdürleri, başmühendisler hep vardı. Tam bir Cumhuriyet ailesi, kültürlü, okumuş bir sülale

Ama gelin olan kız, köyden gelmiş, babası ortada yok, annesi ise hayvan bakıcısıymış. Lise mezunu bile değil, en son inşaatlarda boyacı ve sıvacılık yapmış, ne yüzünde ne de duruşunda bir asalet. Sanki kader hem göz kırpmış, hem de birden taş atmış gibi garip bir durum.

Ama kız gayet ölçülüydü, sesi çıkmaz, varlığı bile belli olmazdı; evde hafifçe dolaşıp işlerini yapardı.

Bak görürsün, dedi yakın arkadaşı Gül. Daha iyice alışmadı eve, bir alışsın, sen o zaman yanacaksın.

Sonbaharda oğlu Amerikaya iş seyahatine gidince Ayşe Hanımın içi iyice daraldı. Evde o garip kız tek başına dolaşıyor, eve gitmek istemiyorum, diye dert yanardı Güle.

Oğlu yılbaşı için döndü, mart ayında ise şunu açıkladı: Birincisi, Amerikada ona iş kontratı teklif etmişler. İkincisi, orada Elif diye biriyle tanışmış. Üçüncüsü, Perşembe günü Sevda ile boşanacaklar, Cuma da uçağa binip gidecekmiş. Sakın üzülme anneciğim, telefon ederim, dedi.

Ayşe Hanım ağladı, uğurladı, el salladı ardından.

Sevda ise çantasını ve market poşetini toparladı sahip olduğu her şey bu kadardı. Haline bakınca, sanki istasyondan kovulmuş bir sokak köpeği gibiydi.

Ayşe Hanım kendine engel olamayıp sordu:
Gidecek yerin var mı?

Sevda usulca:
Kızlar yurduna bir ay sonra yatak çıkacak, o zamana kadar arkadaşların odasında, açılır yatakta kalacağım, dedi.

Ayşe Hanım baktı baktı, sonra:
Bir ay sonra gidersin. Şimdi çantaları aç, yerleş, dedi.

Ve kendine kızarak, Ben ne enayi kadınım, diye düşündü.
Gül de aynı kanaatteydi zaten.

Sabahları Sevda işine boyacılığa gidip akşam yorgun argın dönüyordu. Hatta Ayşe Hanıma oda parasını uzatmaya kalktı, Ben paramı kazanıyorum, diye de gururla ekledi.

Üç hafta böyle geçti, sonra Ayşe Hanım birden fenalaşıp hastaneye kaldırıldı, bir buçuk ay hastanede kaldı, zar zor toparlandı.

Oğlu aradı birkaç kez.
Sıkı dur anne, ben Elifle birlikteyim, bak resim de gönderdim, dedi.
Sıradan biriydi Elif, hiç de özel bir şey yoktu.

Arkadaş Gül de birkaç kez uğradı ama onun da ailesi, kendi dertleri vardı. Kolay mı?

Sevda ise Ayşe Hanıma sürekli tavuk suyu çorbalar, kompostolar yapıp, haşlama köfteler hazırladı; zorla, bir kaşık daha yesin diye uğraştı.

Bu fazla iyilik bana ters geliyor, dedi Gül bir gün. Kızcağız evde usulsüz bir şey yapmıyor mu? Evde bir şey kayboldu mu? Köfte ister misin, yemez misin, aç değil misin, ben işten geliyorum da…

Ayşe Hanım hastaneden taburcu oldu, Sevda onu eve taşıdı, kolundan tutup yukarı çıkardı, kendi ise hemen işine koştu.

Ev tertemizdi, her yer pırıl pırıldı. Ayşe Hanım mutfağa girdi, masada bir not buldu:
Sizden Allah razı olsun Ayşe Teyze, dolapta yemek var, kendinize iyi bakın. Sevda.

Sakladığı paralara baktı, her şey yerli yerindeydi.

Oğlunun odasını açtı, sanki Sevda hiç var olmamış gibi pırıl pırıldı.

Bir hafta sonra uzun, yankılı koridorda yürüdü, Sevdanın kaldığı odaya gitti. Üç ranza, bir masa, altında açılır bir yatak.

Ayşe Hanım dedi ki:
Bir gün kendi evini kurunca çıkarsın, şimdi hazırlan, eşyalarını topla, taksi bekliyor, taksimetre de işliyor.

Eylül ayında sonbaharlık palto almak için alışverişe çıktılar; Sevdanın ne üstü başı vardı, ne sağlam bir ayakkabısı. Birden alışveriş merkezinde arkadaşı Güle rastladılar.

Gül dedi ki:
İyi hizmetçi bulmak çok zor, hem de bedava olunca değeri paha biçilmez! Aferin Ayşe, bak işi çözmüşsün.

Ayşe Hanım cevapladı:
O senin gözünde hizmetçi, ama benim gelinim. Hadi Sevda, gel çantaya bakalım, bir de pantolon olsun, ben de kendime bir şal bakacağım.

Bir gün Ayşe Hanım, Ev için peşinatı kendi biriktirdi, benden tek kuruş almadı. Şimdi yeni evine taşınacak. İyi bir boya da seçmeli, çalışmaktan yorgun düşüyor. Geçen akşam çay koyarken dönüp baktım, kız otururken uyuyakalmış, dedi.

Ayşe Hanım ekledi:
İçim içimi yiyor; genç, güzel, ev işlerinden de anlıyor, kendi evi de var; Sevda akıllı kız ama insanın başına her şey gelir, geceleri uyuyamıyorum, ya kötü niyetli, içimizden olmayan birine inanıp da hayatı mahvolursa diye çok korkuyorum…

Hayat bazen, insanı hiç ummadığı yerde denemeye alır. Kimin gerçekten değerli olduğunu anlamak için soylu aileye ya da parlak geçmişe değil, yüreğe ve insanların birbirine sahip çıkmasına bakmak lazım. Sevgi ve iyilik, daima insanı güzelleştirir.

Rate article
Lifequest
Tanıdık bir hanımın büyük derdi: Oğlu, ailemize uygun olmayan bir kıza evlenme niyetiyle gelince han…