Evimden Uzakta Çok Özledim Oğlum: Viktor Petrovich’in Balkonda Başlayan Yalnızlığı, Kızının İnatçı …

Ben eve çok dönmek istiyorum, oğlum
Veysel Bey balkona çıktı, bir sigara yaktı ve alçak tabureye oturdu. Boğazına bir yumru oturdu, kendine hâkim olmaya çalıştı, ama o eller var ya, haince titremeye başladı. İnsan kendi evinde yer bulamayacağı günleri hiç tahmin edebilir mi?
Baba! Hemen alınma ve sinirlenme! Balkona fırladı büyük kızı Şefika. Ne çok şey istiyorum ki… Sadece kendi odanı bize bırak! Eğer beni düşünmüyorsan, bari torunlarını düşün. Yakında okula başlayacaklar, kalkıp bizimle aynı odada tıkış tıkış yaşıyorlar…
Şefika, ben huzurevinde yaşamak istemiyorum, dedi Veysel Bey sakin bir şekilde. Madem çocuklarınla bu evde sıkışıyor, o zaman Mertin annesinin evine gidin. Kadıncağız üç odalı evde tek başına oturuyor. Hem size hem çocuklara ayrı oda olur.
Orada bir gün bile duramam! bağırdı kızı, balkona sertçe kapıyı çarptı.
Veysel Bey yaşlı köpeğini okşadı. O köpek ne günler gördü, Veysel Beyin rahmetli eşiyle tam bir yol arkadaşı olmuştu. Eşi Sultan Hanımı hatırlayınca gözlerinden yaşlar süzüldü. Onun ardından tam yetim gibi kaldığını ilk defa o zaman fark etmişti. Hayat boyu yan yana yürümüştüler, şimdi ise koca bir yalnızlıkla baş başa kalmıştı, hem kızı hem torunları varken.
Şefikayı sevgiyle, iyi niyetle büyütmüşlerdi; çok şey öğretmeye çalışmışlardı ama belli ki bir şeyi atlamışlardı. Kızları büyüyünce biraz acımasız, biraz kendi derdine düşkün biri çıkmıştı.
Karabaş hüzünle inledi, gelip sahibinin ayaklarına uzandı. Köpek, onun ne durumda olduğunu anlıyordu ve üzülüyordu.
Dede! Bizi gerçekten hiç mi sevmiyorsun? dedi sekiz yaşındaki torunu içeri girerek.
Olur mu öyle şey, kim dedi sana bunu? şaşırdı yaşlı adam.
Neden bizden ayrılmak istemiyorsun? Bana ve Cana odanı bırakmaya kıyamıyor musun? Neden bu kadar cimrisin? çocuk dedesine sinirli gözlerle baktı.
Veysel Bey bir şeyler anlatmak istedi ama çocuğun annesinin sözleriyle konuştuğunu fark etti. Belli ki Şefika oğlunu zaten doldurmuştu.
Tamam. Giderim, dedi adam, kısık bir sesle. Odanızı alırsınız.
Artık dayanacak hâli kalmamıştı. Bu evde herkesin onu istemediğini, damadından torununa kadar herkesi kendisine düşman gibi gördüğünü anlamıştı.
Baba! Gerçekten mi razısın? diyerek sevinçle içeri daldı Şefika.
Gerçekten, dedi Veysel Bey sessizce. Yalnız, Karabaşa iyi bakacağına söz ver. Kendimi ihanete uğramış gibi hissediyorum…
Abartma! Canımız gibi bakarız, her gün gezdiririz. Hafta sonları senin yanına da geliriz, Karabaşla birlikte, söz verdi kızı. Senin için en iyi huzurevini buldum, göreceksin orayı çok beğeneceksin.
İki gün sonra Veysel Bey huzurevine taşındı. Meğer kızı çoktan anlaşmış da babasının diz çökeceği günü beklemiş. Huzurevinin nemli, rutubet kokan odasına girince verdiği karara pişman oldu. Kızı ona anlatırken özel bir yer var, ortam çok rahat diyerek kandırmış. Halbuki burası devletin sıradan huzurevi; garip, yoksul insanlar kalıyordu burada.
Eşyalarını yerleştirip aşağıya indi; bir bankta oturup az daha ağlayacaktı. Etrafındaki aciz yaşlıları izliyor, birkaç yıl sonra kendisinin de aynı hale geleceğini düşünüyordu.
Yeni mi geldiniz? dedi sevimli yaşlı bir kadın yanına oturarak.
Evet…, içini çekti Veysel Bey.
Dert etme… Ben de başta çok ağladım ama sonra alıştım. Adım Nimet.
Veysel, dedi adam. Sizi de mi çocuklar buraya koydu?
Yok. Yeğenim. Çocuğum olmadı, daireyi ona bırakacaktım, acele etmişim. Evi kapattı, beni buraya getirdi. Allahtan kapının önüne koymadı…
Gece yarısına kadar sohbet ettiler, birlikte gençliklerini anlattılar. Ertesi sabah yine birlikte gezmeye çıktılar.
Nimet Hanım, Veysel Beyin hayatına bir nebze neşe ve renk katmıştı. Adam içeriye hiç girmiyor, hep bahçede zaman geçiriyordu. Yemekler desen, berbat; sadece ayakta kalmak için az biraz yiyordu.
Şefikayı bekliyordu. Hâlâ “Belki bir gün babasını özler, eve alır” diye umutlanıyordu. Ama zaman geçti, gelen giden yok. Bir defa eve telefon açtı, Karabaşın durumunu sormak için ama cevap veren olmadı.
Bir gün kapıda apartman komşusu Selimi gördü. Selim onu görünce şaşkınlıkla yaklaştı.
Vay be! Buradasın demek! şaşırdı genç adam. Kızınız köye taşındığını söylemişti, anlamıştım bir tuhaflık var. Bilirdim, Karabaşı dışarı atmazsınız!
Ne diyorsun? anlamadı Veysel Bey. Ne olmuş ki köpeğime?
Merak etme, barınağa verdik. Ne olduysa bilmiyorum ki, günlerce apartmanın önünde Karabaş oturuyordu, siz yoktunuz. Şefikayı yakaladım, sordum başına bir şey mi geldi diye. O da köye gittiğinizi, evi kiraya verdiğini söyledi. Köpek de yaşlıymış, ilgilenmek istemiyormuşsunuz. Veysel Bey, gerçekten neler oluyor? dedi komşu, yaşlı adamın betinin benzi attığını görünce.
Veysel bir bir anlattı olanı biteni. Zamanı geri döndürmek ve böyle bir hata yapmamak için her şeyini feda etmeye razıydı. Kızı sadece hayatını değil, Karabaşı da kapının önüne koymuştu!
Eve çok dönmek istiyorum, oğlum, diye fısıldadı yaşlı adam.
Benim de aslında tam bu iş için buradaydım. Avukatım ben, yaşlıların haklarını savunuyorum. Şu an bir yaşlının eviyle ilgili dosya yürütüyorum. Sen hâlâ evden çıkmadın, değil mi?
Hayır, çıkmadım. Belki de o kendi başına işlemleri yapmıştır, vallahi kızımı da artık tanıyamıyorum.
Hazırlan, arabada seni bekliyorum, dedi Selim. Böyle evlatlık mı olur!
Veysel çabucak eşyalarını toparladı, aşağıya indi. Girişte Nimet Hanımla karşılaştı.
Nimet abla, ben gidiyorum. Komşumun dediğine göre, kızım hem Karabaşı kovmuş hem de evi satıyor. İşte böyle, dedi.
Nasıl olur! şaşırdı kadın. Peki ben ne olacağım?
Merak etme, işlerimi halledince seni de almaya gelirim, söz verdi Veysel.
Söylenir mi öyle şey? Kime faydam var ki? dedi kadın üzgün.
Affet, gitmem lâzım. Üzülme, sözümü tutacağım.
Veysel Bey eve dönemedi. Kapıda kilit, anahtar yok. Selim onu yanına aldı. Bir süre sonra anlaşıldı ki Şefika çoktan taşınmış, evi de kiraya vermiş.
Selimin gayretiyle, Veysel Bey evini geri almaya başardı.
Sağ ol, dedi adam, komşusuna. Ama ne yapacağımı bilmiyorum. O kızım rahat bırakmaz!
Çözüm belli, dedi Selim. Evi satıp, ona hakkını verelim. Geri kalan ile sana şehir dışında bir ev buluruz. Hatta belki küçük bir köy evi bile alabiliriz.
Harika olur! dedi Veysel, gözleri parlayarak.
Üç ay sonra, Veysel Bey yeni evine taşınıyordu. Selim yine yanında, Karabaşı da beraber getirmek için yardıma hazırdı.
Yalnız bir yere uğrayalım, dedi Veysel.
Uzaktan Nimet Hanımı gördü. Kadıncağız bankta oturmuş, boşluğa dalmış bakıyordu.
Nimet abla! seslendi. Karabaşla geldik seni almaya. Artık köyde bir evimiz var: temiz hava, balık, meyve, mantar her şey yakın. Hadi gidelim abla, güldü Veysel Bey.
Ben nasıl geleceğim ki şimdi? dedi şaşkın kadın.
Kalk şu banktan, gel yanıma. Koş, vakit kaybetme, güldü yaşlı adam. Burada daha ne yapacağız!
Tamam, on dakika bekler misin? dedi Nimet, gözyaşlarını tutamayarak gülerek.
Elbette beklerim! dedi Veysel.
Bütün kötü niyetli insanlara rağmen, bu iki yaşlı gönül dostu mutluluğa ulaşabildi. İyi insanların hep var olduğuna, dünyanın sandıkları kadar kötü olmadığını gördüler. İyilik kötülükten her zaman daha fazla, bunu en sonunda onlar da anladı. Kendi haklarını savundular, huzurlarını ve mutluluklarını buldularSelim arabayı çalıştırırken Karabaş arka koltukta pencereye patilerini dayamış heyecanla dışarı bakıyordu. Veysel Bey, Nimet Hanımın titreyen elini tuttu. O an, ikisi de hissettikleri huzuru kelimelere dökemedi. Yol boyunca sessizce birbirlerinin gözlerine bakıp hafifçe gülümsediler; acı dolu yılların ardından hayata yeniden tutunmanın garip mutluluğunu içlerinde büyüttüler.

Köy yolu kıvrılırken, uzaklarda kırmızı çatılı, minik bahçeli bir ev belirdi. Evin önündeki çiçekli yol, sanki onları yıllardır bekliyormuş gibi davetkârdı. Arabadan inip verandaya çıktılar; Karabaş ortalığı koklayıp anında evin önüne uzandı. Kuş sesleri, tertemiz hava ve derin bir sessizlik, sanki yaşanmış tüm haksızlıkları silip süpürdü.

Akşam, eski bir radyoda türküler eşliğinde çaylarını içip gün batımını izlediler. Nimet Hanım hüzünle, Keşke hayat biraz daha adil olsaydı, Veysel, dedi. Yaşlı adam, Belki de asıl adalet, sonunda doğru insanlar birbirini bulunca ortaya çıkıyor abla, diyerek elini onun omzuna koydu.

O günden sonra, köyde günler umutla akıp geçti. Bahçelerine tomurcuklar diktiler, köy pazarında komşularla dostluk kurdular, Karabaş yeni dostlar edindi. Her akşam güneş batarken, Veysel Bey tarikata dönmüş gibi dua ediyordu: İyi insanlara rastlama duası, diyordu kendi kendine.

Bir gün, kapı çaldı. Şefika, çocukları ile çıkıp gelmişti. Utanç içinde durdu, başını eğdi. Baba, affet beni… Yanlış yaptım, dedi titrek bir sesle. Veysel Bey, gözlerinde kederle ama barışçıl bir tebessümle yanıtladı: Her insan hata yapar, Şefika kızım. Yeter ki dersini alıp iyi biri olmaya devam et.

Kapı tüm iyi niyetli insanlara, affetmeyi bilenlere hep açık kaldı. Yaşlı dostlar ise hayatlarının son yıllarında sonunda anladılar: Ev, sadece duvarlardan ibaret değilmiş; asıl ev, elini tutan bir gönül, yanında başını yaslayacak bir omuzmuş.

Gecenin sakinliğinde verandada uyuklarken, Veysel Bey göğe baktı, yıldızlara seslendi: Hayat bitti sanırken, aslında en güzel tarafı başlıyormuş. Yavaşça başını Nimet Hanımın omzuna koydu. Karabaş onlara sokuldu. O akşam gökyüzü, iki yaşlı dost ve bir sadık köpeği ışıl ışıl bir huzurla sarıp sarmaladı. Ve kimse artık yalnız değildi.

Rate article
Lifequest
Evimden Uzakta Çok Özledim Oğlum: Viktor Petrovich’in Balkonda Başlayan Yalnızlığı, Kızının İnatçı …