Elif, bırak beni! Artık onlarla yaşamaya dayanamıyorum. Burası ev değil, adeta bir hapishane! diye hıçkırdı küçük kız kardeşi, apartman kapısında.
Elifin görüntüsü tam bir gelin gibi; makyajı akmış, gözleri şiş, dudakları titriyor Elinde ise büyük tekerlekli bavulun kolu.
Dur bir dakika… dedi Merve, hafifçe esneyerek, uykulu bir halde kenara çekildi. Ne oldu yine?
Hiç hayat hakkım yok, abla! Tahmin edemezsin neler yaşıyorum. Bak, dün akşam dokuzda değil de onda geldim diye babam sorguya çekti, sanki dedektif gibi beni kokladı! Annem hâlâ kapıya vurmadan içeri giriyor. Üstümü değiştiriyorum, ya da arkadaşlarımla konuşuyorum, birden dalıyor içeri Hiç kendi alanım yok!
Elif isyan dolu konuşurken, sözleri oldukça haklı geliyordu. Yirmi yaşında, tam bir baskı ortamında büyümek cidden kolay değil. Kim ister ki, cebini kontrol eden, odasına habersiz giren, sürekli hesap soran bir aileyle yaşamak?
“Oraya gitme, bunu yeme, onunla görüşme!” diye devam etti Elif. Ben artık çocuk değilim! Yetişkinim! Kendi istediğim gibi yaşamak hakkım. Bugün arkadaşımda kalıp sınava çalışacağımı söyledim. Babam direkt, Evde çalışacaksın, hiç dışarıda kalmak yok! dedi. Normal mi bu? Sanki ilkokuldayım!
Merve kardeşini sabırla dinliyordu ve bir an içi acıdı. Aileleri epeyce geleneksel ve korumacıydı.
Aslında Merve de aynıları yaşamıştı. O da, yirmi yaşında benzer isyanlar etmişti. Babasının pencerede onu beklemesini, annesinin şapka takıp takmadığını kontrol etmesini hiç sevmezdi. Ama sorunu hızlıca çözmüştü.
Açık öğretime geçeceğim, demişti ailesine yedi yıl önce. Ve başka bir yere taşınıyorum.
Nereye? Ne ile geçineceksin? diye şaşırmıştı annesi.
Arkadaşım bir kuaför salonunda çalışıyor, orada yöneticilik lazım. Üç kişi birlikte bir oda tutarız. Başarırız. Olmazsa dönerim.
Merve başardı. Zor olsa da İlk altı ay pirinçle yaşadı, eski bir koltukta uyudu ama kimse ona Saat kaç? diye sormadı. Ailesi maddi destek vermek istedi, yiyecek getirmek istedi ama Merve hep gururla reddetti.
Her şey yolunda. Kendim hallediyorum, diyordu.
O zamanlar ona, babaannesinin iki odalı dairesinin anahtarı verilmişti. Bu hediyeden çok onun sorumluluğunu kabul etmeleriydi.
Elif için işler çok daha farklı gelişti.
İki yıl önce diğer babaanneleri vefat etti. Geride kalan iki odalı evi Elif miras aldı. O zaman yeni 18 olmuştu.
Artık tamam! demişti Elif, miras alnınca. Evlenecek kısmetli bir genç kızım. Kendi evim var, bağımsız yaşayabilirim!
Aile şaşkınlıkla bakışmıştı.
Tamam ama, demişti babası, O ev senin. Kışın kombiyle en az altı bin lira gelir, çok dikkatli kullanırsan. Yiyecek masrafı ortalama on bin lira. Ulaşım, giysi, kozmetik, internet Yani bağımsız yaşamak ve üniversiteye ücretli devam etmek için ayda minimum kırk bin lira lazım. Nereden bulacaksın o parayı?
Elif gözlerini kırpıştırdı. Cevap yoktu. Yine de dünyaya üniversitede okuduğu için lütuf ettiğini sanıyordu.
Oradan konu kapandı. Elif de, taşınmaya pek yanaşmıyordu. Ama başka bir şey gözüne battı; ailesi, onun dairesini kiralamaya başladı, gelirini ise Elifin okul harcı, fatura, yiyecek ve giysi için kullanıyordu. Bazen harçlık veriyorlardı ama Elif hep memnuniyetsizdi. Hem bağımsız bir evde yaşamak istiyordu, hem hiçbir şey yapmamak
Merve, bu tartışmaları hatırlayınca kardeşini daha dikkatle süzdü. Yeni ceket, deri çizmeler, şık çanta Elif hapisteki bir mahkûm gibi değil, daha çok alerjik bir prenses gibi görünüyordu.
Arabamın anahtarını aldılar, dedi Elif, gözyaşlarını silerken. “Derslerin bitene kadar otobüse bineceksin” dediler. Düşünsene, otobüs! En az yarım saat bekliyorsun!
Vah vah, dedi Merve, serinkanlı bir tonla, Elifin bavulunu içeri çekişini izlerken. Peki şimdi ne yapacaksın?
İçindeki şefkat hızla buharlaşmaya başlamıştı.
Sana taşınacağım. Ta ki onlar sakinleşip özür dileyene dek. Senin iki odalı evin var. Hiç rahatsız etmeyeceğim, söz. Sessizce çalışırım, dersime bakarım
Merve yüzünü buruşturdu. Kardeşine suç atmamayı tercih ederdi ama bir şeyler yamuktu.
Elif, derin bir nefes aldı. Ciddi konuşalım. Benim gibi özgür, bağımsız yaşamak mı istiyorsun?
Elbette! Elifin gözleri ışıldadı. Kendi işime karışılmasın, hangi saatte geleceğim, ne giyeceğim bana kalsın istiyorum.
Harika. O zaman neden bana geldin? Neden bir oda kiralamadın ya da yurda taşınmadın?
Elifin suratında şaşkınlık belirdi. Bu soruyu saçma bulduğu belliydi.
Nasıl yani? Param yok ki. Öğrenciyim.
Evet. Sen gündüz üniversiteye giden bir öğrenci, aileden beslenen birisin. Yediklerin onların, giydiklerin onların, arabana onlar benzin koyuyor, Merve parmaklarını saymaya başladı. Özgürlük pahalı Elif. Ben senin yaşında hem çalışıyor hem okuyordum. Sen ise hem balı istiyor hem de arıya dokunmak istemiyorsun.
Yani… Beni eve almayacak mısın?
Merve içini çekti. Kardeşini kırmak istemezdi ama gerçek buydu.
Önce annemi arayacağım, dedi. Tüm hikayeyi bir de annemin ağzından duymak isterim.
Elif duraksadı ama Merveyi durduramadı.
Saat geç olmuştu, anneleri hâlâ uyanıktı. Konuşma gergin ve duygusal geçti, bir ara Merve telefonu hoparlöre aldı. Ortaya çıktı ki, Elifin sadece birkaç dersi kalmış değil, okuldan atılması bile söz konusu olmuş.
Hocanın bana önyargısı var! Kızları sevmiyorlar! diye savundu Elif, yüzü kızarmıştı.
Hadi canım. Diğerleri o dersleri geçtiyse, sen neden geçemedin? cevabı babası verdi. En akıllı sensin, değil mi? Dedin ki, “Abla dairesi var, rahat ederim…”?
Babam haklı, dedi Merve, Elife ciddi bakarak. Ben borçlu öğrenci saklamıyorum, sana da bakıcı olmayacağım.
Elif öfkeyle Merveye baktı.
Öyle mi? Hepiniz bana karşı mı oldunuz? Tamam! Kendi evimde yaşarım! dedi. Kiracıları çıkarın, tek başıma kalırım, kimse bana karışmaz!
Önce sessizlik oldu. Elif gururla burnunu kaldırdı, ailesini köşeye sıkıştırdığını sandı.
Pekala, dedi annesi sakin bir şekilde. Sorun değil.
Elif yerinde zıpladı.
Gerçekten mi? Hemen, yarın mı çıkarıyorsunuz?
Yarın değil, sözleşme gereği iki hafta sonra, dedi babası. O zamana kadar bizimle yaşarsın, derslerini verirsin. Elif… Artık tam bağımsız oluyorsun farkında mısın?
Evet, tedirgin bakışla yanıtladı Elif.
Kira gelirimiz olmayacak, babası bir an duraksadı, Elifin anlaması için. Okul ücretini kendin ödeyeceksin. Evin faturalarını da, yiyeceğini, kıyafetini, diğer masrafları da… Sana bir kuruş vermeyeceğiz. Yetişkinsin, o yüzden yetişkin gibi yaşayacaksın.
Elifin suratındaki şaşkınlık görülmeye değerdi. Ailesi yardımcı olmaktan vazgeçecek diye hiç düşünmemişti.
Ama ama ben okuyorum! Çalışamam, üniversitedeyim!
Merve de okudu, dedi annesi. Açık öğretime geçti, iş buldu. Karar senin, kızım. Kendi başına yaşamak istiyorsan, buyur. Ama her harcama sana ait. Ya da bizimle yaşar, kurallarımıza uyarsın, biz destek veririz. Üçüncü yol yok.
Elif, Merveye bakarak umut aradı ama sadece alaycı bir gülümseme buldu.
Ne dersin kardeşim? dedi Merve, eğlenerek. Hoş geldin, yetişkinliğe! Balın tadı güzel, ama arı hep yanında
Altı ay geçti. Kardeşiyle iletişimleri nasılsın? ve her şey yolunda mesajlarıyla sınırlıydı. Merve biliyordu ki, Elif artık onlar ile yaşamıyordu, ama daha fazlasını kurcalamadı. Yoksa Elif tekrar ilgisini kullanır, üstüne binmeye çalışırdı.
Bir gün yağmurdan kaçarken Merve, şehir merkezindeki belediye parkının yanında bir kahveciye girdi. Tezgâhta Elif vardı.
Büyüklük orta boy şekerli olmayan cappuccino istediniz değil mi? yorgunca ve nazikçe sordu küçük kız kardeşi.
Şimdi bambaşka görünüyordu. Taklit kirpikleri, taşlı manikürü yok olmuş, tırnakları kısa, ne yazık ki sağlık gereği. Markalı sweatshirt yerine, kafenin yeşil önlüğü ve isim rozeti. Göz altlarında koyu halkalar, fondötenle bile gizlenemeyecek kadar derin.
Selam, dedi Merve, garip bir şekilde hem acı hem de saygı hissederek. Evet. Ve taze kruvasan varsa alabilirim.
Elif başıyla onayladı, hiç gülmedi, hemen işine döndü.
Taze. Sabah geldiler.
Her şeyi hızlı ve düzenli yaptı, artık diğerlerine göre hareket etmek zorundaydı, tüm dünyayı kendine durdurmak isteyemiyordu.
Dersler nasıl? diye sordu Merve, Elif sütü köpürtürken.
Kapattım, dedi Elif. Açık öğretime geçtim. Orası daha kolay. Annem geçen aradı, Yiyecek getireyim mi? dedi. Reddettim. Kendi hallediyorum.
Merve şaşkın kaşlarını kaldırdı.
Ne zaman bu kadar dik oldun?
Dik değilim, akıllıyım. Yiyecek kabul edersem, tekrar kural koyacaklar; neden evi süpürmedin, niye çekmecelerde toz var Ben tek başıma yulaf lapası yiyeyim, kimsenin başımı ağrıtmasına gerek yok.
Merve hafifçe gülümsedi. Elif fincanı tezgaha bıraktı.
Üç yüz elli lira.
Merve kartını uzattı. Cihaz bipledi.
Zor mu? diye sessizce sordu ablası.
Elif bir an durdu. Gözlerinde o eski çocuk, ablasına bavuluyla sığınan masumluk vardı. Ama hemen kendini topladı.
İdare ediyorum. Kimse öğüt vermiyor. Arabayı sattım bu arada. Metro daha hızlı ve ucuz.
Tebrikler, Elif. Gerçekten.
Kardeşi alaycı bir tebessümle dudaklarını büktü.
Evet, tebrikler! Bazen burada uyuyakalıyorum. Hadi git, fazla konuşursam patron ceza verir.
Merve, pencere kenarındaki masaya oturdu. Elifin tezgâhı öfkeyle temizleyişini izledi.
Ne diyelim Kardeşi istediği özgürlüğü buldu. Aile baskısı olmadan, yetişkin hayatı kendi başına. Kötü mü? Hayır, ama balın tadına varırken arının iğnesini de hissetmek gerekiyor; her lokmayı düşünerek çiğnemek, yoksa boğulma tehlikesi var.
Merve kahvesini bitirdi, cüzdanından bin lira çıkardı, peçete altına bıraktı; bulaşığı tezgâha koydu, sessizce ayrıldı.
Bu, zavallı bir akrabaya yardım değil; gerçek bir baristaya, gerçek dünyayı tatmaya başlayan birine bahşişti.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



