Ev Bizim Aile Hikayemiz
Birinci Aşama. Sessizlik Kulakları Çınlatan Boşluk
Sessizce gitti, kapı çarpmadan, bağırmadan, kimseyi suçlamadan. Sadece pişi kokusu ve altı sıcak alın Hepsini dudaklarıyla öptü, sanki hayır dua ediyordu. Ben o an dedim ki: Biraz uzaklaşır, sonra geri gelir, kırgınlığını atar. Telefon sessiz kaldı. Bankadan mesaj: Hesabınız donduruldu. Sigorta iptal edildi. Dalgın şekilde tabak yıkadım, çorapları topladım, çocukların kurslarını ve ders programlarını yazdım. Ve yıllar sonra ilk kez kısa kısa nefes almayı öğrendim, havayı idareli kullanmak için.
İkinci Aşama. Yıkım Omuzlarımda Altı Kişilik Sorumluluk
Altı kahvaltı, altı defter, çamaşır ipine asılan altı takım nevresim Ben otuz altı yaşındayım, diplomam yok, faydalı bir çevrem yok, eşim yok, ama düzenli ödemeler listem var. Geceleri plaza temizliği, gündüz kafede barista, hafta sonu ise çağrı üzerine çocuk bakıcılığı… Komşular fısıldaşıyor, okulda öğretmenler yetersiz beslenme şikayet ediyor. Ben halledeceğiz diyorum. Çantamda ucuz Türk kahvesi, yüreğimde taş gibi sıkıntı.
Üçüncü Aşama. Küçük Ekonomi Bir Litre Süt Yatırım Gibi
Çamaşır makinesi bozuldu, banyoda elde yıkadım. Buzdolabı bozulunca, sütü buz dolu kovada sakladım, her dört saatte bir buzu değiştirdim. Lavabo tıkanınca kova kova su taşıdım; Biatlon antrenmanı gibi, diye şaka yaptım. Her indirim bayram oldu. Her ek iş soluklanmamı sağladı. Artık kaça mal oluyor değil, bu kaç günümüzü kurtarır hesabı yaptım. Çocuklar yardımda yarışıyor, kim patates taşıyacak kavgası ediyordu. Büyükler küçüklere ayakkabı bağlamayı öğretiyor, gülerek okul hazırlıyordu, ben zor ayakta dururken.
Dördüncü Aşama. Çöküş ve Yıldızlar Kapıdaki Bildirim ve Tek Lüksümüz
Sarı kâğıdı titreterek okudum: TAHLİYE. 60 gün. Cüzdanda altı lira ve ekmek fişi vardı. O gece gerçek anlamda ağladım, sesiyle değil tüm bedenimle Kapının önünde oturup gökyüzüne baktım; yıldızlar bile acımasızca yanıp söndü sanki. Ona, kendime, duvarlara, İstanbula öfkeliydim. Ama sabah alarm çaldı, kalktım. Çünkü anneydim.
Beşinci Aşama. İlk Yardımcılar Yabancı Eller Bizi Yarı Yolda Bırakmadı
Komşumuz Teyze Nuran, perdelerini verip dedi: Al, güneş biraz kapalı olur, klimadan tasarruf edersin. Okul yemekhanesi müdürü fazladan köfte ayırdı: Yanlışlıkla fazla pişirdim, ne tesadüf! Mahalle camii hocası, istersen geçici olarak depomda kalabilirsin diye teklif etti. İlk kez yardım kabul ettim, gururumu yutmadım, daha iyi günlere sakladım, yün kazak gibi.
Altıncı Aşama. “Ev-Değil”e Taşınmak Kutulardan Bir Zümrüdüanka
Bir vakıf sayesinde İstanbulun kenarında tek odalı bir eve geçtik; karton kutular dolap oldu, eski bir yatak, kenarı çatlamış bir masa Fakat köşede benim fincanlarım, cam kenarında küçüklere ait resimli kağıtlar vardı. Artık bizden olmuştu. Küçük tamirat, temizlik, ütü, teslimat işlerini içeren Altı El adında bir patent açtım. Büyükler başvurularda bana yardım etti. Akşamları ders çalıştık Türkçe kuralları, kesirler, kimya tablo Telefona Planım notunu ekledim yaşam planı, survival planı değil.
Yedinci Aşama. Uzun Mesafe Küçük Zaferlerle Geçen Yıllar
On beş yıl az değil, her sabah kalk diyerek başlıyor, canım istemiyor demeden Büyük oğlum acil serviste sağlıkçı oldu, ailede ilk üniforma giyen! Kızım grafik tasarım bölümü kazandı, afiş çiziyor, freelance işlerden harçlık çıkarıyor. İki ortanca kardeş balkon atölyesi kurdu, bir yazda yarım mahalle bisiklet tamir etti. Küçük kız koroda şarkı söylüyor, oyuncak dikiyor. Ben Altı Eli büyüttüm, artık sitemizde yorumlar var; çoğu müşteri bedava gibi isterken hayır demeyi öğrendim. Pazar üç saat uyku ve yeni bir tava aldım; hiç suçluluk duymadım.
Sekizinci Aşama. Kapıdaki Sessizlik Öncesi ve Sonrası Gibi
Bir akşam, sakin bir zamanda Çorba ocakta kaynıyor, gömlekler ütü bekliyor, koridorda altı çift ayakkabı dizili Kapı çalındı. Anahtar unuttum gibi değil, cesaretini toplayıp geliyor gibi bir tıkırtıydı. Karşıda o vardı. Yaşlanmış, çökmüş, gözleri çukurda, yanakları kül rengi, elinde buruşuk çanta. Saçları asaletle değil, kül gibi dökülmüş. Çocuklar mutfakta gerildi, kaşıkları masaya vurdu. Oda geçmişten sıkıştı.
Dokuzuncu Aşama. Onun Sözü Yeniden Dağılan Hava
Yardıma geldim, dedi. Oğlumda lösemi var. Kemik iliği nakli gerekiyor. Bizimkiler uyumlu değil. O, babanızdan kardeşiniz.
Yer ayağımın altından kaydı, acıdan değil, çocuklarım için korkudan. Boş tabaklar, yıllar süren nafaka, değil, kan Daha önce birbirine can olan kan burada, bu evde, birbirini korudu.
Senin oğlun mu? dedim, ağır bir metal tadı yutarken.
Evet, dedi yere bakarak. Başka bir evlilikteydim. O küçük. Sadece akraba donörü gerekiyor. En çok uyum akranlarda. Başka hiçbir yere başvuracak cesaretim yoktu.
Onuncu Aşama. İlk Sınır Benim hayırım, Bizim olurumuz
Çocuklar arkamda duvar oldu. Büyük oğlum öne geçti:
Anne, sen söyle.
Dedim ki:
Otur. Konuşacağız.
Kovmadık. İyilikten değil. Çünkü büyümüştük. Çaydanlık aynı gürültüyle kaynadı ama bu bambaşka bir mutfaktı. En önemli şeyleri sordum: Belgeleri, teşhisi. O çıkarıp gösterdi; kendi kanser raporu, dolandırıcılık suçundan hapis cezası, rehabilitasyon evrakı Hiç açıklama yapmadı, sadece gerçekleri sıraladı.
Borçlarla gittim, dedi. Korkuyla. Aptallık, korkaklık Sonra suç, sonra hapis Çıktım, bomboş. Evlenip bir oğlum oldu. Şimdi elimdeki tek şey ona bir şans aramak
Dinledim, tuhaf bir rahatlık sardı içimi. Öfkem gitmedi, sadece şekil değiştirdi.
Donörlük gönüllü olacak, dedim. Hukuki korumayla, lafla değil. Ve Kandan önce bize borcunu ödeyeceksin. Para değil. Cevaplar. Ve belge Bize, eve, yaşama dair hiçbir hak talep etmeyeceksin. Biz aile değiliz. Sadece zor bir problemi çözmeye çalışan insanlarız.
Başını eğip kabul etti. Kimse ona insan gibi konuşunca karşı çıkmadı.
Onbirinci Aşama. Testler Beyaz Koridorlarda Korku
Bir ay boyunca kan testleri Büyükler kan verdi, ortancaları yaşları nedeniyle tutuk tuttum, küçüğü doktor kabul etmedi. Büyük oğlum kısmen uymlu çıktı, kızım olmadı. İlk kez negatif sonuca sevindim. Oğlum:
Anne, yaparım, dedi.
Geniş omuzlarına, başkalarının canını tutabilen ellerine bakıp içimden hayır diye bağırmak istedim ama sadece:
Yolun her adımında yanında olacağım, dedim.
O gülümsedi; sanki ilk ayakkabı bağladığı zamanki gibi.
Onikinci Aşama. Diğer Kadın Acının Öbür Tarafındaki Göz
Klinikte onu gördüm; son yılları onunla geçirmiş kadın Genç, yorgun, gözlerinde mor halkalar ve kolunda beş yaşında bir kız. Bana dikkatle, minnettar ama umut göremeyen bir bakışla baktı; bu bakışı tanıyorum köğsümüzün içindeki çekiş Plastik sandalyede oturduk, istemeden bilgiler paylaştık: çocuk ne kadar uyuyor, ne kadar ağır geçiriyor, hangi kompres işe yarıyor O, adamı savunmadı. Sadece çocuğunun elini tuttu. Ortak dil yoktu, anneliğimiz dışında.
Onüçüncü Aşama. İşlem Yabancı Kanla Köprü
Transfüzyon ve nakil bir yıl önce anlamını bile bilmediğim kelimeler. Büyük oğlum makineye bağlandı, sağım var diye şakalar yaptı. Ben kahkaha attım, göz yaşımı sessizce sildim. Geçmişin seçimleriyle geleceğin imkanları arasında durduk. Küçük çocuk zor atlattı, ama remisyona girdi. Doktorlar umutla konuşuyor: Şans var.
Ondördüncü Aşama. Hesaplaşma Hazır Olduğum Konuşma
Yeniden geldi, bu kez istemeye değil, geri vermeye Noter onaylı belge getirdi; hiçbir maddi, ebeveynlik hakkı talep etmeyeceğine dair. Nafaka borcunu ödemeyi taahhüt edip, ilk transferi yaptı (küçücük de olsa). Özür diledi, uzun bir tiradla değil:
Affet.
Samimi söyledim:
Bilmiyorum, yapabilir miyim. Gücüm yok. Ama son hareketine saygım var. Ve yollarımız, çocukların meselesi dışında, kesişmeyecek.
Başını eğdi. Kabul etmeyi öğrendi; gerçekten.
Onbeşinci Aşama. Dönüş Olmadı Tercih Oldu
Çocuklar farklı karşıladı. Büyük oğlum konuyu kapattı, acil çağrısı gibi: Yaptık, ilerliyoruz. Kızım Donörlük sorumluluktur afişleri yaptı, üniversitede astı. İki ortanca beraber vakıf için video çekimi yaptı. Küçük kız, bir gece yanıma gelip:
Anne, o bizim mi?
O bizim hikayemizin bir parçası, dedim. Ama hayatımızın parçası değil.
Kafasını sallayıp elimi daha sıkı tuttu.
Onaltı Aşama. On Beş Yılın Bilançosu Kendimi Bulduğum Ben
Zengin olmadık ama dengeliyiz Buzdolabında her zaman süt ve boğaz tabletleri var, otobüs parası eksik olmuyor. Artık bozulmaz (ya da öyleymiş gibi yapan) bir çamaşır makinesi aldım. Küçük bir konut kredisiyle duvarlarımızı kendi adımıza aldık. Mutfakta artık yedi sandalye var; biri dostça gelenler için. Raflarda büyük oğlumun diploması çerçevede Kapıda temizlik nöbet çizelgesi (komik, çünkü kimse uymuyor). Telefonumda O diye bir rehber var. Sıfır arama. Sıfır mesaj. Yeterli bu.
Onyedinci Aşama. Son Teşekkürü Ve Nokta
Bir yıl sonra kısa bir mesaj ulaştı: Teşekkürler. Remisyon kalıcı. Depolarda çalışıyorum. Tedavi programına giriyorum. Size huzur diliyorum. Sesli okudum. Mutfakta sessizlik var; ama ağırlık yok. Kızım gülümsedi:
Demek ki boşa değilmiş.
Büyük oğlum omuz silkti:
Demek ki yaşanabiliyor.
Mesajı sildim. Kötülükten değil. Bizim yeni, temiz rafımıza saygımdan.
Epiloğ. Dönüş yok; Yol Devam Ediyor
Bazen kapının önünde ağlayan o kadını anımsıyorum; kendimi Dizlerine kapanıp hüngür hüngür ağlayan. Şimdi yanına giderdim, sırtına elimi koyardım: Dayanacaksın Güçlü olduğun için değil, bazen zayıf olmayı kabul ettiğin için. Ve yanında elini uzatanlar, senin elini tutacaklar olacak.
O adamın o akşamki cümlesi, bizi sarsmıştı ama uçuruma çekmedi. Biz bir köprü inşa ettik. Ona değil yolcuya, yanında yürüyenlere.
Hayatta geri dönüş yok; sadece yeni yollar, bazen virajlı, bazen çıkmazda, bazen dönmek gerekiyor, bazen börtü kabarıyor. Ama bu yolun bir işareti var: Arabanın bagajında hep ip, su, battaniye varsa, kaybolmazsın.
Biz kaybolmadık. Yürüyoruz.
Bir gün biri direnç nasıl ölçülür diye sorarsa, havalı cevap vermem: Pazartesi temiz çorap, ödenmiş otobüs bileti, kasadaki teşekkür, ve evde çorba ve sıcaklık kokusu
Bir defa yedi mum yaktık, her biri için ve bir tane bize yardım edenler için. Dilek diledim, on beş yıl sonra ilk defa geri gelsin demedim, tamamen yok olsun diye de dua etmedim. Sadece istedim ki; herkesin evi olsun, kötü haberler dışarıda beklasın.
Kapı çalarsa, açmayı biliyoruz artık. Sınırlarla, akılla ve kalpte, işin tuhafı, doğruya yer bırakacak kadar.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



