Elif, bir bilet daha almamız gerekecek galiba tiyatro için.
Elif başını hafifçe kaldırıp tabaktan gözlerini ayırdı. Akşam yemeği daha soğumamıştı bile, fakat Mehmet yine elinde telefon, yüzünde ciddi bir ifadeyle ekranı kurcalıyordu; sanki bütün dünyanın kaderi onun parmaklarının ucunda belirleniyordu.
Bir bilet daha mı? Başka biri daha mı geliyor bizimle?
Mehmet başını bile kaldırmadı.
Annem çok istiyor. Dün ona tiyatroya gideceğimizi söyledim, gözleri parladı, heyecanlandı.
Elif çatalı usulca tabağın kenarına bıraktı, kalktı ve mutfağın tezgahına döndü, sözde bir bardak su almak için. Yüzünde istemsiz bir büzülme vardı, kendini tutmaya bile çalışmadı. Yeter ki Mehmet bu halini görmesin Çünkü açıklama yapmak, derdini anlatmak için ne isteği ne de gücü kalmıştı.
Elbet, annesi isterdi. Elbette ister! Safiye Hanım bugüne kadar her zaman istemiştir.
Elif sürahiden bardağa yavaşça su doldururken gözlerinin önünde düğün fotoğrafları canlandı. Tam iki yüz kırk kare, fotoğrafçının zarif kurdeleli bir flaş belleğe yükleyip getirdiği. Üç akşam boyunca her birini elden geçirip ikisine ait bir tane, yan yana, birlikte, yalnız oldukları bir kare bulmaya çalışmıştı. Ama yoktu; her karede yine Safiye Hanım. Ya oğlunun kravatını düzeltiyor, ya omzuna kolunu atıyor, ya da gelin ve damadın arasına gülümseyerek giriyordu; sanki o günün en büyük kahramanı oydu. O zamanlar Elif bunun yalnızca bir tesadüf, garip bir bakış açısı meselesi olduğunu düşünmüştü. Şimdi ise hiçbir şeyin tesadüf olmadığını çok iyi biliyordu.
Kayınvalidesi o eve ilk adım attığından beri Elifi Mehmetin eşi olarak değil, sanki geçici olarak yanına yerleştirilen bir komşu gibi görmüştü. Ev ise, aslında Elifin kendi parasıyla aldığı, tapusu da üstünde yazan daireydi. Buna rağmen Safiye Hanım canı isteyince elini kolunu sallayarak gelirdi, kapıdan bir haber etmezdi, eve ve Elife dair her konuda ayrı fikri vardı. Perde yanlış, tencere yanlış, et fazla tuzlu, Mehmet kilo vermiş, Mehmet solgun, Mehmet iyi beslenmiyor!
Elif bir yudum su içip bardağı tezgaha bıraktı…
Nereye gitseler aynı manzara. Geçen ay sinema? Üç kişi. Yılbaşındaki buz pisti? Üç kişi. Hatta Elifin sırf baş başa oturmak için hayalini kurduğu o küçük Moda kafesi; Mehmet annesini çağırmıştı. Kadıncağız gelip minik masada aralarına sıkıştı ve kırk dakika boyunca tansiyonundan, alt komşunun dün gece musluğu açık unutmasından bahsetti…
Oysa tiyatro O akşamı Elif sabırsızlıkla beklemiş, iyi koltukları üçüncü sıradan aylar önceden büyük uğraşla almıştı. Sadece kendileri için. Sadece ikisinin gecesi olacaktı.
Elif, neden sustun böyle?
Mehmet nihayet telefonundan başını kaldırdı.
Yalnız, annem çok yalnız hissediyor, dedi, sesi o kadar alışık ve otomatikti ki Elif, acaba kendisi kaç defa tekrarladığını fark ediyor mu diye düşündü.
Elif ona döndü ve başıyla onayladı.
Tamam, al.
Başka ne diyebilirdi ki? Konuşmaya çalışmış, defalarca anlatmaya çalışmıştı. Ne zaman mevzu açılsa Mehmet alınıyor, odaya kapanıyor, tüm akşam sessizce oturuyor, ertesi gün ise Safiye Hanım arayıp Her şey yolunda mı? diye üzgün bir sesle sorguluyordu. Kısır bir döngü, çıkışı olmayan, Elifin çoktan mücadeleden vazgeçtiği…
Mehmet mutlu bir tebessümle tekrar telefona gömülürken Elif derin bir iç çekti…
…Üçüncü sıra gerçekten de muhteşemdi; Elif o biletleri boşuna bulmamıştı. Sahne tüm ayrıntısıyla gözlerinin önündeydi, dekorun en ufak çizgisini, oyuncuların yüzündeki gölgeleri görebiliyordu. Ama tüm bu güzelliği neredeyse yalnız izledi, çünkü Mehmet ilk dakikadan itibaren tamamen annesine döndü, bir daha da yüzünü ona çevirmedi.
Safiye Hanım oğlunun sağına oturdu, hemen broşürleri tartışmaya başladılar; ardından fuaye, ardından da vestiyerde karşılaştığını iddia ettiği eski bir tanıdık Elif solda öylece oturdu, oyun başlamadan önce bile sahneye bakıp düşüncelere daldı. Ara verildiğinde Mehmet annesini kantine götürdü; Elife ise kimse sormadı, o da aralarına katılmak istemedi. Döndüklerinde kayınvalidesi oğluna, sanki o başka salondaymış gibi, ilk perdeyi tekrar anlatmaya koyuldu. Elif sadece broşüre göz attı, üçüncü sıra için verdiği paranın hiç anlamı kalmadığını düşündü.
Dönüş yine üç kişi. Önce Safiye Hanımı eve bıraktılar, Elif arabada 10 dakika yalnız oturdu; Mehmet annesini uğurluyor, kapı kilidine yardım ediyor, koridorda bir şeyler dinliyordu. Sonrasında ancak araca döndü, oldukça memnun ve rahatlamış bir yüzle döndü.
Harika geçti, değil mi?
Elif başını salladı ve pencereye bakmaya başladı. Konuşmak istemedi, yorgun olduğunu öne sürdü, ama aslında uykusu da yoktu. O akşam Mehmetle tek kelime konuşmak gereksiz görünüyordu; söyledikleri havada kala kala, hiçbir yere ulaşmayacaktı.
Sonraki iki ay tıpkı Elifin tahmin ettiği gibi geçti. Safiye Hanım düzenli olarak görünmeye devam etti, Mehmet annesiyle daha fazla zaman geçirirken Elif, kendi evinde daha fazla yalnız kaldı; mutfaktan onların sohbetlerini, kahkahalarını duyarak… Baş başa akşam yemekleri neredeyse hiç kalmadı, hafta sonları ise otomatik bir şekilde kayınvalide ziyaretine ya da üç kişilik sinema/park etkinliğine dönüştü. Elif ilk yatan oldu, hep o benimseyemediği ağırlıkla uyandı, bu ağırlık iki ayda içinin alışkanlığı olmuştu.
…Mart ortasında iş yerinden güzel bir prim aldığında Elif üç gün düşündü, kararını vermeden önce. On beş gün Bodrumda. Her şey dahil. Deniz, güneş, şık ve iyi puan almış bir otel. Bir hafta boyunca odaları kıyasladı, yorumları okudu, plaja olan mesafeyi kontrol etti. Burası, yeniden iki kişi olabilmek, eski sevgiyi hatırlamak için bir fırsat olacaktı.
Mehmet, bize tatil ayarladım, dedi akşam yemeğinde, rezervasyon belgesini masaya koyarak. On beş gün Bodrumda, Haziran ayında. Deniz, kumsal, her şey dâhil. Primi buna harcadım, ama kesinlikle değer.
Mehmet belgeye baktı, okudu ve gözlerini ona kaldırdı. Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, başıyla onayladı:
Harika olmuş, Elif.
Elif derin bir nefes aldı. Belki de henüz her şey bitmemişti. Belki de sadece uzaklaşmak, yalnız kalmak gerekiyordu, her şey kendiliğinden düzelirdi. O gece, haftalardır ilk kez huzurla uyudu.
Ama ertesi gün, Mehmet işten geldi, sofraya oturdu, Elif yemekleri tabaklara koyarken yine o sıradan, gündelik uslupla:
Elif, bu Bodrum tatilini anneme de anlattım. O da çok gitmek istiyor, bir bilet daha ayarlayabilir misin?
Elif’in çatalı yarı yolda dondu. Usulca masaya bırakıp eşine döndü, şaka mı yapıyor yoksa gerçekten duyamıyor mu diye anlamaya çalıştı.
Bu sefer Elif sessiz kalmadı.
Hayır Mehmet. Ben tatilde annenle gitmeyeceğim.
Mehmet çiğnemeyi bıraktı, sanki Elif cami avlusunda küfrediyormuş gibi tuhaf bir bakış attı.
Ama neden? Kadıncağız yalnız, üç yıldır hiç deniz görmedi. Sana ne zararı var?
Elif masadan kalkıp pencereye yürüdü, ellerini mutfak tezgahına yasladı, parmakları bembeyaz olana dek sıkınca içindeki öfke ve acılık dudaklarından döküldü.
Arkadaşlarıyla gitsin! Tam beş tane, her hafta evinde çay içtikleri arkadaşı var, Mehmet! Onlarla gitsin denize, bizi rahat bıraksın!
Elif, o benim annem, nasıl böyle konuşuyorsun!
Elbette biliyorum annen olduğunu! Elif hızla ona döndü, aylarca tuttuğu tüm sükuneti bir anda çözüldü. Farkındayım çünkü hayatımızın içinde yirmi dört saat var! Sinema, buz pisti, tiyatro, akşam yemekleri Hepsinde Ben bu ilişkide ikinci eş olmaktan yoruldum, Mehmet! Farkında mısın gerçekten?
Mehmet tabaklarını itti, ayağa kalktı, kollarını kavuşturdu.
Sen çok duygusuzsun, Elif. Anneme empati yapmıyorsun.
Hayır, anlamıyorum! Elif yaklaştı, gözleri ateş saçıyordu. Anlamak zorunda da değilim! Sen benim eşimsin, Mehmet! Ben, seninle baş başa, birlikte, romantik bir tatil istiyorum! Kumsalda oturup senle baş başa sohbet etmek değilse, ne anlamı kalıyor ki? İkiniz yine tansiyonunu konuşurken, ben kenarda değersiz gibi mi bekleyeyim?
Mehmet hafifçe gözlerini kısmış, geri çekilmişti.
Çok acımasızsın. Bak açık konuşuyorum, ya annem bizimle gelsin ya da ben gelmem.
Elif bir anda sustu, uzun ve dikkatli baktı eşine. İçinde bir şey kırıldı, sessiz, geri dönülmez şekilde.
Peki. O zaman ben tek başıma giderim.
Mehmetin yanından süzüldü, yatak odasına geçti, yatağın altından bavulu çıkarıp yatağa attı. Mehmet hemen arkasında kapıya dayandı.
Elif, ne yapıyorsun ya? Dur, düzgünce konuşalım!
Biz zaten hep düzgün konuşuyoruz Mehmet, ama her konuşma dönüp dolaşıp annene geliyor, Elif elbiseyi askıdan alıp özene bezene bavula yerleştirdi. Ben boşanmak istiyorum. Artık iki kişinin olması gereken bir ilişkiye üçüncü kişi giriyor ve ben fazla hissediyorum.
Mehmet sessizce kapıya yaslandı, yüzünden nihayet Elifin kararlı olduğunu anladı: bu bir tartışma değil, son karardı.
…İki ay sonra Elif, rezervasyonunu günlerce incelediği Bodrum otelinin havuz kenarında, güneşin altında uzanıyordu. Omuzları sıcakta gevşemiş, denizin tuzlu havası ferahlık veriyor, elindeki soğuk kokteyl ağır ağır su damlacıklarıyla terliyordu. Yanında kimse tansiyondan, rüzgârdan ya da komşunun akşamki telefonundan şikâyet etmiyordu. Hatta kimse yoktu. Ve bu, mükemmeldi. Elif kısa bir yudum aldı, gözlerini kapadı ve keşke bunları çok daha önce yapsaydım, bir türlü büyüyemeyen bir adam için iki yıl sabretmek hiç değmezmiş, diye düşündü.




