Ne güzelmiş… diye fısıldadı Esma.
Sessizliğin keyfini çıkararak sabah kahvesini içmeyi severdi. Ali hâlâ uyurken, dışarıda gün yeni ağarırken. O anlarda, hayatında her şeyin yerli yerinde olduğunu hissederdi. İş düzenli. Ev sıcak. Eşi güvenilir. Mutluluk için daha ne isterdi ki?
Arkadaşlarının kıskanç kocalarından, küçük şeylerden çıkan tartışmalardan dert yandığında hiç gıpta etmezdi Esma. Ali ne kıskanç bir adamdı ne de tartışmacı. Telefonunu hiç kurcalamazdı, yaptığı her şeyin hesabını sormazdı. Yanında olur, bu ona yeterdi.
Esma, garajın anahtarlarını gördün mü? Ali, uykulu ve saçı dağılmış şekilde mutfağa girdi.
Kapının yanındaki rafta. Yine komşuya yardım mı edeceksin?
Okan arabasını gösterebilir miyim dedi. Karbüratörüyle ilgili bir şey varmış.
Aliye kahve doldururken başını salladı Esma. Bu durum iyice alışılmıştı. Ali hep birilerine yardım ederdi. Taşınma, tamirat, komşunun işi neyse… Benim kahramanım, diye düşünürdü içtenlikle. Yabancıların sorunlarını görmezden gelemeyen bir insan.
Bu yardım severliği, Esmayı ilk buluşmalarında da etkilemişti. Ali, karşılaştıkları gün yaşlı bir teyzeye poşetlerini taşımak için yardım etmişti. Başkası olsa geçip giderdi, ama Ali durup yardım etmişti.
Alt kattaki yeni komşu üç ay kadar önce taşınmıştı. Esma ilk başta pek dikkat etmemişti; apartmanlarda gelen gideni takip etmek kolay değildi. Ama kadriye, öyle dikkat çekici bir kadındı ki görmemek elde değildi.
Merdivenlerde yankılanan kahkahaları, günün her saatinde topuklu ayakkabı sesi, bütün apartman duysun istercesine cep telefonuyla yaptığı gürültülü konuşmalar…
Düşünsene, bugün bana alışveriş yapıp getirmiş! Koca bir poşet! Hem de kendi inisiyatifiyle! diyordu Kadriye telefonda birine.
Esma, posta kutusunun yanında karşılaşınca kibarca gülümsedi. Kadriye gerçekten ışıldıyordu. Bir kadının aşık olduğunda yandığı özel bir mutluluk vardı üzerinde.
Yeni bir sevgili mi? diye sordu Esma sadece nezaketen.
Çok da yeni sayılmaz, Kadriye gözlerini kısıp kurnazca gülümsedi. Ama çok düşünceli. Böyleleri zor bulunur. Her sorunu çözüyor, inanabiliyor musun? Musluk bozuldu, gelip hemen yaptı. Priz kıvılcım attı, halletti. Hatta faturalarımı bile ödememe yardım ediyor!
Şanslıymışsınız.
Sen söyleme! Ama evli tabii. Ama sonuçta bu sadece bir kağıt, değil mi? Önemli olan, onun benimle mutlu olması.
Yukarı çıkarken Esmanın içinden kötü bir his geçti. Başkasının ahlâkı yüzünden değil, konuşmadaki bir ayrıntı içini tırmalamıştı ama ne olduğunu çıkaramamıştı.
Sonraki birkaç hafta bu tesadüfi karşılaşmalar devam etti. Kadriye sanki özellikle apartmanda Esmaya rastlamak istermiş gibi, yeni övgüler anlatmak için onu bekliyordu.
O kadar ilgili ki! Hep iyi olup olmadığımı sorar. Bir şey lazım mı diye…
Dün hastalandım, bana ilaç getirdi. Gecenin bir yarısı nöbetçi eczaneyi bulmuş!
Bir de, dediğine göre, hayatta en önemli şey faydalı olabilmekmiş. Yardım etmek onun hayatının anlamıymış…
Esma tam da o noktada irkildi.
Hayatının anlamı başkalarına faydalı olmakmış.
Ali de tıpatıp aynı cümlelerle konuşurdu. Bir yıldönümlerinde, yine geç kaldığında, niye kayınvalidesinin arkadaşına bahçede yardım etmek zorunda kaldığını böyle açıklamıştı.
Tesadüf deyip geçti. Kaç adam vardır ki kendini kurtarıcı zanneden? Ama ayrıntılar birikiyordu. Habersiz alışveriş yapıp getirme, her şeyi kendi elinden tamir etme alışkanlığıbunlar Alinin de huyuydu.
Boşuna evham yapıyorum, diye kendini uyardı Esma. Bir kadının dedikodusuyla kocamı suçlayacak değilim ya…
Sonra Ali değişmeye başladı. Hemen fark edilmiyordu; azar azar. Bir dakika deyip çıkıyor, saatlerce dönmüyordu. Telefonunu artık banyoya bile yanında taşıyordu. Basit sorulara kısa ve sinirli yanıtlar veriyordu.
Nereye gidiyorsun?
İşi çıkıyor.
Ne işi?
Esma, bu sorgu ne böyle?
Yine de Ali mutlu gözüküyordu. İçten içe huzurlu bir şekli vardı. Sanki ona evde yetmeyen gerekli olma duygusunu başka bir yerde buluyordu.
Bir akşam yine çıkarken aynı bahaneyi sundu:
Bir arkadaşa evraklarda yardım edeceğim.
Bu saatte mi?
Gündüz çalışıyor ya, başka zaman bulamıyor.
Esma tartışmadı. Pencereye bakıp bekledi, ama Ali dışarı çıkmadı.
Üzerine montunu alıp, sakin adımlarla alt kata indi. Kapının önüne geldi.
Parmağı zile basarken ne söyleyeceğini, neyle suçlayacağını asla prova etmemişti. Sadece bastı, bekledi.
Kapı neredeyse hemen açıldı, sanki bekleniyormuş gibi. Kadriye kısa ipek sabahlıkla, elinde bir kadeh, karşısında gülümsedi, ama misafiri görünce o gülümseme yavaşça kayboldu.
Ve arka taraftaki ışıklı koridorda, Esma Aliyi gördü. Atlet yok, saçları duş sonrası ıslak, başka bir evde, ev sahibi gibi rahattı.
Göz göze geldiler. Ali donup kaldı, ağzı açık. Kadriye bakışlarını ikisi arasında gezdirip omuz silkti, ilgisiz gibi.
Esma sessizce yukarı çıkmaya başladı. Arkasından acele adımlar, Alinin sesi: Esma, bekle, açıklayacağım… Ama Esma akşam onu eve almadı.
…Ve sabahına Nermin Hanım geldi. Esma hiç şaşırmadı, elbette oğlu annesini aramış, kendi hikayesini anlatmıştı.
Esmacığım, çocuksun hala sanki Kayınvalidesi mutfağa yerleşti. Erkekler de çocuk gibidir. Kendilerini kahraman gibi hissetmeleri gerek. O komşu kadın da… yardıma muhtaçmış. Ali de öyle işte, dayanamaz böyle şeylere.
Yatak odasına da yardım için mi girdi yani?
Nermin Hanım suratını ekşitti, sanki Esma ayıp bir söz etmiş gibi.
Her şeyi büyütme. Hadi ama, Ali iyi çocuktur. İnsanları kırmak istemez. Suç mu yani? Biraz heyecan aramış, olur öyle. Benim rahmetli kocam da Elini salladı. Önemli olan aile. Aşılır, unutulur. Akıllı kadınsın Esma. Hayatını böyle ufak şeylerle mahvetme.
Esma o kadına bakınca, kendisinin asla olmak istemediği biri olduğunu görüyordu. Elverişli, katlanan, sırf yuva yıkılmasın diye her şeye göz yuman…
Nermin Hanım, geldiğiniz için sağ olun. Ama biraz yalnız kalmam gerek.
Kayınvalidesi, Bu gençler hiç bir şeyi affetmeyi bilmiyor, diye homurdanarak çıktı.
Akşam Ali geri döndü. Sessiz, pişman bir kedi gibi etrafında dolaştı, gözlerinin içine baktı, elini tutmaya çalıştı.
Esma, düşündüğün gibi değil vallahi. Sadece musluğu yapmamı istedi, sohbet açtı, bir baktık ki yalnız, zavallı bir kadın…
Üzerinde neden hiçbir şey yoktu?
Üstüme su döküldü! Musluğu tamir ederken! Kadriye bana tişört verdi, o sırada sen geldin…
Esma izlerken şunu fark etti: Ali hiç yalan söyleyemezdi. Her kelimesi, her hareketi, telaşı feci şekilde yapmacıktı.
Bak, oldu da… diyelim, bir şey yaşandı. Bu bir şey ifade etmiyor! Seni seviyorum! O sadece… yani bir macera. Erkeklik, işte. Saçma bir zaaf.
Yanına oturup sarılmaya çalıştı.
Hadi unutalım, olur mu? Bir daha olmaz, söz veriyorum. Zaten Kadriyeden de bıktım. Hep bir şey istiyor, sürekli dert yanıyor…
İşte orada Esma gerçeği kavradı. Bu pişmanlık filan değildi. Kendi rahatından, konforundan olma korkusuydu bu. Gerçekten ihtiyacı olan bir kadınla kalmak zorunda kalma korkusu
Ben boşanacağım, dedi Esma, sanki ütüyü kapadım der gibi.
Ne? Esma, delirdin mi? Bir hatadan dolayı mı?
Kalkıp yatak odasına gitti. Seyahat çantasını alıp belgelerini toplamaya başladı.
…İki ay sonra boşanma gerçekleşti. Ali, Kadriye’nin yanına taşındı. Kadriye onu gülerek karşıladı, ama gülücükler hemen faturalar, eksikler, alışveriş ve bozuk aletlerin tamiri listesine dönüştü.
Esma ise bunu ortak arkadaşlardan duydu. Sessizce başını sallıyordu, içinde hiç kin olmadan. Çünkü herkes hak ettiğini yaşar.
Kendi ise şehrin bir ucunda ufak bir ev tuttu. Her sabah kahvesini huzurla, tek başına içiyordu. Artık garaj anahtarı kaybolmamıştı, kimse bir dakika deyip çıkıp, başkasının parfüm kokusuyla dönmemekteydi. Kimse sabrını ya da uygun olmasını istemiyordu.
Beklediği gibi acı, keder ya da pişmanlık hissetmiyordu. Onun yerine yepyeni bir hafiflik gelmişti; yıllarca taşıdığı ağırlıklı paltosunun farkında olmadan omzundan düştüğünü hissetti.
Esma, ilk kez sadece kendisine aitti. Ve bu, bildiği tüm istikrarlardan çok daha güzelmiş.
Hayat bazen, başkasına faydalı olmaktan çok, kendimize dürüst olmamız gerektiğini öğretir. Kendi değerimizi başkalarının ihtiyaçlarında değil, kendi huzurumuzda bulmamız gerekir.




