Elleri Boş Kalarak Elli Yaşında Yeniden Başlamak: Aldatılan Natalia’nın İstanbul’da Umuda Açılan Hik…

Özledim seni, minnoşum. Ne zaman tekrar görüşeceğiz?

Seval elinde eşinin telefonuyla yatağın kenarına yavaşça oturdu. Tarık telefonu komodinin üstünde unutmuştu. Ekran birden, gelen bir mesajla aydınlandı. İsmi daha önce hiç duymadığı bir kadındı. Seval satır satır mesajları okudukça, otuz yıllık evlilikleri kelimenin tam anlamıyla çöktü. Nezaket dolu sözler, fotoğraflar, hafta sonu planları Tarıkın güya arkadaşlarıyla balığa gittiği günler.

Seval telefonu yerine usulca bıraktı, bir süre öylece manasızca oturdu. Mutfaktan duvar saati tıkırdadı, yan daireden televizyon sesi geliyordu. Seval ise, olacakların her birini çoktan kestirdiğini düşündü. Her cümle, her hareket Hepsi daha önce de yaşanmıştı. İki kez.

Tarık eve gece on bire doğru geldi, yorgun ve keyifsizdi. Çantasını antrede fırlattı, mutfağa geçti; Seval çayını yeni demlemişti.

Selam Seval. Bir şey var mı atıştıracak?

Seval cevapsızca onun telefonunu ekrana dönük önüne sürdü. Tarık refleksle aldı, sonra anlamış gibi yüzü bir anda değişti.

Seval, ben…
Lütfen, bunun iş konuşması olduğunu söyleme artık, Seval gözlerini ocağa çevirdi. Rica ediyorum. Hiç değilse bu kez.

Tarık sessizce sandalyeye oturdu, elini alnına götürdü. Seval sonunda ona döndü, tezgâha yaslandı.

Kim bu kadın?
Hiç kimse. Boş işler Yani Tarık gözleriyle yere bir şeyler aradı sanki. Biraz saçmaladım. Aptallıktı sadece.
Aptallık, diye, Seval tekrar etti. Anladım.

…İki gün sonra Tarık elinde kocaman, kırmızı güllerle çıkageldi. Masanın üstüne koydu çiçekleri, parmakları titriyordu.

Seval, konuşalım. Adam gibi konuşalım.

Seval kendine bir bardak su aldı, karşısına oturdu.

Konuş bakalım.
Her şeyin farkındayım. Suçum büyük Evet, üçüncü kez. Fakat yıllarca aynı yastığa baş koyduk, çocuklar büyüdü. Hiçbir anlamı yok mu bunun?

Seval sessizce bardağı elinde çevirdi.

Söz veriyorum bir daha olmayacak. Sana yemin ediyorum. Nasıl oldu anlamıyorum, ama seni gerçekten seviyorum, Tarık onun eline uzanırken Seval elini çekti. Seval, ne yapacaksın ki? Elli yaşında yalnız başına mı kalacaksın? Ne gerek var buna? Gel unutalım, kaldığımız yerden devam edelim.

Seval çiçeklere baktı. Sonra Tarıka Parmağındaki yüzüğe O vaatlere iki yıl önce de inandığını hatırladı. Dört yıl önce de Her defasında, bu sefer son demişti kendine.

Bir düşüneyim, dedi sonunda.
Sadece sohbeti kapatmak için.

Sonraki haftalar garip bir yan yana var olmaya dönüştü. Tarık kendini topladı, zamanında eve geldi, işlerde yardım etti, daha ilgili oldu. Fakat Seval, küçük ayrıntıları görmeyi öğrenmişti. Odaya her girişinde Tarıkın telefonu ekranı aşağı çevirdiğini, her bildirimde irkildiğini Bakkaldaki genç kasiyere gereğinden fazla bakışını

Ne bakınıyorsun öyle? dediği oldu bir defasında, kasada sıra beklerken.
Ben mi? Hiç Tarık gereksiz bir telaşla arkasını döndü. Gel, aracı çalıştırayım.

Zamanla Tarık en ufak bir şeye öfkelenir oldu. Seval odaya girince hemen telefonu sakladı. Belli ki mesajlar devam ediyordu, ama bu sefer daha dikkatliydi. Seval kontrol etmiyordu artık. Gerek yoktu. Zaten her şeyi biliyordu.

Geceleri karanlıkta uzanırken, yanındaki Tarıkın nefesini dinledi. Ama artık onu değil, kendisini düşünüyordu. Onu evlilikte tutan şeyi Sevgi mi? En son ne zaman gerçekten yanında mutlu olduğunu dahi hatırlayamıyordu. Alışkanlık mı? Otuz yıllık ortak hayat, anılar, büyüyen çocuklar. Korku mu? Evet, en çok da o. Kırk sekiz yaşında. Tek başına ne yapacaktı ki?

Bir akşam, Seval telefonunu aldı, kızının numarasını çevirdi. Elif üçüncü çalışta açtı.

Anne? Bir şey mi oldu?
Yok yavrum, yani Seval gözlerini kapadı. Elif, seninle açıkça konuşabilir miyiz?
Elbette, anneciğim. Neler oluyor?

Ve anlattı Seval. Mesajları, üçüncü kez aldatıldığını, gülleri, sözleri, artık ne yapacağını bilemediğini

Elif dikkatle, lafını kesmeden dinledi.

Anne, sen ne istiyorsun peki?
Bilmiyorum, dedi Seval samimiyetle. Gerçekten bilmiyorum.
Bak anne, dayanmak zorunda değilsin. Önce bunu bir kafana koy. Ona bir şey borcun yok. Otuz yıl mı? Ne olmuş yani? Sürekli ihanete katlanmak zorunda değilsin.
Ama, nereye
Buraya, Elif araya girdi. Bir odam boş. Birlikte yaşarız, kafanı toplarsın, yeni bir iş bulursun. Sonuçta sen muhasebecisin, böyle insanlara ihtiyaç var. Ev de buluruz. Anne, bu hayatın sonu değil. Başka şehirde yeni bir başlangıç sadece. İstersen tabii.

Seval telefonu kulağına bastırdı, sessizdi.

Bir düşün, dedi Elif yavaşça. Her şartta yanındayım.

Elif hemen karar vermesi için zorlamadı. Hatta yan apartmanda uygun fiyata boş bir daire olduğunu anlattı, sahibinin iyi biri olduğunu Torunlarının da Sevali her gün görecek olmasına sevindiklerini Ona polikliniğin muhasebe biriminde iş aradıklarını ekledi.

Anne, sen de hak ediyorsun mutlu bir hayatı. Sürekli aşağılanmak olmadan, huzurlu bir hayat

Elifin sözleri Sevalin içinde bir şeyleri kıpırdattı. Yıllar sonra ilk kez, birisi ona mutlu olmaya hakkı olduğunu söylüyordu. Katlanmaya, affetmeye, aileyi korumaya değil Direkt mutluluğa hakkı vardı.

Tarıkla konuşmayı üç gün erteledi. Kafasında onlarca kez cümleleri tekrar etti, geceleri heyecanla uyandı. Sonra bir sabah, omlet ve çay arasında, hiç düşünmeden söyledi:

Boşanma davası açıyorum.

Tarık bardağı elinde, hareketsizce, Sevale yabancı bir dil konuşmuş gibi baktı.

Ne? Seval, ciddi misin?
Son derece.
Hadi canım. Gülümser gibi yaptı, fakat yüzünde ironi vardı. Kavga ettik, olur. Boşanmak da nereden çıktı şimdi?
Bu sadece tartışma değil, Tarık. Beş yılda üç kez aldattın beni. Yoruldum.
Yorulmuş. Yüzündeki kinayeli ifade kayboldu. Ben yorulmadım mı? Otuz yıl seninle yaşamak kolay mı sandın?

Seval cevap vermedi. Çayını bitirip kalktı.

Dur, Tarık önünü kesti. Ne yapıyorsun şu an? Kime lazımsın sen, he?
Kendime.
Kendine! Sinirli bir kahkaha attı. Bir aynaya bak kendine! Elli yaşına geldin neredeyse. Sence ardında kuyruk olacak mı?
İstemem zaten.
Ne istiyorsun peki? Daha da yaklaşıp üstüne eğildi. Söyle bakalım, ne istiyorsun Seval? Ben seni doyurdum, giydirdim, başını sokacak ev verdim. Sen? Ne yaptın ki bu eve döneyim isteyeyim?

Seval eşine bakıyordu. Kızarmış yüzü, şakaktaki şişmiş damar, ağzının kenarındaki tükürük

Ben mi suçluyum senin ihanetlerinde?
Kim olacak! Bak kendine! Eşofman, terlik, yemeklerin Sıkıntıdan öldürdün beni. Konuşmak yok, başka hiçbir şey yok Eliyle geçiştirdi. Sen yaptın. Şimdi de gurur yaparsın.

Bir adım geri çekildi Seval. Beş yıl boyunca Tarıkta pişmanlık aradı, gerçek özür bekledi. Hiç gelmedi. Ne o zaman, ne şimdi. Tarıkın öfkesi onu kaybedeceği için değil, rahat hayatını kaybettiği içindi. Ütülü gömlekler, sıcak yemek Temiz ev.

Biliyor musun, dedi Seval sessizce, sana teşekkür ederim.
Nedenmiş o?
Bu konuşma için. Şüphe içindeydim. Şimdi değilim.

Onu geçip mutfaktan çıktı. Tarık arkasından bağırıyordu, nankörlükten, ziyan ettiği yıllardan, pişman olacağından. Seval dinlemiyor, eşyalarını topluyordu.

…Bir ay sonra, Elifin evine iki durak uzaklıktaki küçük bir dairenin ortasında, Seval yeni hayatına göz gezdiriyordu. Komşu apartmandan gelen buzdolabı uğultusu, yeni badananın ve bir şekilde elma kokusu Koridorda üst üste kutular. Yeni bir başlangıç Korkuyordu, garipsiyordu ama pencereden derin nefes alırken, yıllardır ilk defa rahatladığını hissetti.

O akşam torunlar hevesle geldi. Beş yaşındaki Zeynep evi gezdi, Buraya kedi lazım, anneanne! dedi. Sekiz yaşındaki Ahmet eski battaniyesini getirdi, üşürsün diye. Elif ise ev yapımı çorba ve bir şişe gazoz.

Yeni evine, annem.

Seval güldü. Allahım, en son ne zaman böyle içinden gelerek gülmüştü? Kimseye dert olmadan, Tarık huysuzlanmaz endişesi olmadan

…Altı ay sonra oğlu Murat, eşi ve minik bebekleriyle taşındı. İş buldu, yakınlarda bir ev kiraladı. Pazar yemekleri Sevalde gelenek oldu. Küçücük mutfakta neşe dolu sohbet, koşturan çocuklar Elif ve Murat politikada didişiyor.

Seval sosu karıştırırken düşündü: Onca yıl korktuğu yalnızlık, aslında kafasında kurguladığı bir hapisten ibaretti. Gerçek aile burada ve şimdiymiş. Onu olduğu gibi seven, sadece varlığına değer veren insanlar

Tarık ara sıra arıyordu. Geri gelsin diye, değiştiğini söylüyordu. Seval ise kibarca dinleyip, mutlu olduğunu söyleyip kapatıyordu. Ne bir öfke, ne kin Sadece, artık bu adam onun hayatında yoktu.

Zeynep eteğinden çekiştirdi:

Anneanne, yarın parka gidelim mi? Ördekler geri gelmiş!
Gidelim tabii kuzum!

Ve Seval gülümsedi. Hayat, sonunda yoluna girmiştiO akşam Seval, yeni evinin penceresini araladı. Baharı ilk kez bu kadar derin hissetti. Pencereden dışarıya, çocuk sesleriyle dolu avluya baktı. Elinde fincanıyla bir an duraksadı; geçmişin ne kadar uzakta kaldığına şaştı. Hayatının yüklerini bıraktığına, özgürlüğün aslında tam bu anda, hafiflikte saklı olduğuna inandı.

Odada Zeynepin kahkahası yankılanırken Seval, kendi iç sesini de ilk kez gülümserken buldu. Gelecekten korkmadığını fark etti. Çünkü artık biliyordu: insanın gerçek yuvası, kalbinin huzur duyduğu yermiş. Seval yeni hayatında, kendisi olmak dışında hiçbir rol taşımadan, ilk kez tam anlamıyla mutlu olduğunu hissetti.

O an, perdeleri hafifçe aralayıp derin bir nefes daha çekti. Çayın ve elma kokusunun karıştığı odada, geçmişin ağırlığı silinirken sadece bir cümle geçti içinden: Ben buradayım, hâlâ ve nihayet kendim olarak.

Sonra Zeynepin küçük elleriyle tuttuğu resim kâğıdında, neşeyle çizilmiş bir kadın figürü gördü boynunda kalpli bir kolye, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Altına titrek harflerle yazılmıştı: Dünyanın en mutlu anneannesi.

Seval, gülerek resmi kucakladı. Kalbi öylesine hafifti ki, yıllarca taşınan haksızlığın, tükenen sabrın yerini, yalnızca huzurlu bir sevinç aldı. Ve o gece ilk kez, özgürlüğün en güzel haliyle; başı dik, tertemiz bir rüyanın içinde uyudu.

Rate article
Lifequest
Elleri Boş Kalarak Elli Yaşında Yeniden Başlamak: Aldatılan Natalia’nın İstanbul’da Umuda Açılan Hik…