Kapı kilidinin döndüğü o anda, kayınvalidemin ziyaretinin son izlerini masadan silmekle meşguldüm. Oğlum Emire özellikle getirdim diye yanında getirdiği vanilyalı kurabiyelerin kırıntılarını topluyordum, hâlbuki Emir henüz bir yaşında, öyle tatlı şeyleri yemesi hiç uygun değil. Masadaki kahve lekesi ise hâlâ belliydi; her seferinde, ellerini savurup çocuğu yanlış yetiştiriyorsun derken fincanı devirmeyi başarırdı.
Selam, dedi Baran, yorgun bir sesle. Çoktan montunu sandalye sırtına fırlatmıştı, bana hiç bakmadı bile.
Hiçbir şey söylemedim. Silmeye devam ettim, masanın yüzeyi zaten ışıldıyordu ama içimde fırtına kopuyordu. Üç yıl. Tam üç yıldır susuyordum.
Ne oldu? sonunda döndü, anladı ki bir gariplik var.
Bez parçasını lavaboya attım, su sıçradı her yere.
Artık senin annenin davranışlarından bıktım! Boşanma davası açacağım, bu iş burada bitti!
Cümleler ağzımdan, tokat gibi çıktı. Oysa şimdi söylemeye hiç niyetim yoktu. Ama taştı, sığmadı.
Baran dondu kaldı. Açık-kapalı ağzında garip, sinirli bir gülümseme belirdi.
Neye sinirlendin ki bu kadar?
Söyleyeceklerim bu kadar. Sesim, içimde hissettiğim fırtınadan daha sakindi. Topla eşyalarını. Ya da ben toplarım, nasıl istersen.
Mutfakta sandalyeye çöktü. Elleriyle yüzünü sıvadı. Ben kollarımı kavuşturmuş, lavabonun önünde dikiliyordum. Bir zamanlar beyaz gelinliğimle evlenirken hayaller kurduğum adamdı bu karşımdaki.
Selin, gel konuşalım…
Konuşmak mı? acı bir kahkaha attım. Konuşmak mıydı bugün? Senin annen benim iznim olmadan verdiğin yedek anahtarla yine geldi, masumca neden dolabında hazır yemek var diye hesap sordu!
Sadece endişeleniyor…
Hayatımı mahvediyor asıl! sesimi yükselttim. Her hafta, her Allahın haftası bir sebep bulup geliyor. Temizliği beğenmiyor, yemeklerimi eleştiriyor, Emiri nasıl giydirdiğimi sorun ediyor!
Cevap yok. Gözleri masada, susuyordu.
Bugün… boğazıma bir şey oturdu, bugün bana Emirin yanında kötü anne olduğumu söyledi. Henüz bebek, ama anlıyor artık!
Annem öyle demek istememiştir…
Hep öyle! masaya yumruğumu vurdum. Yine suçlu ben oluyorum. Doğum günümde gelip arkadaşının gelinini göklere çıkardığı gün de öyleydi. Yılbaşında Çalışmaya üşeniyorsun dediği gün de! Ne zaman arkamda duracaksın?
Baran başını kaldırdı. O gözlerde öfke değil, tükenmişlik vardı.
Ne yapmamı istiyorsun?
İşte beklediğim soru. Ama bu, bardağı taşıran damlaydı artık.
Bir kez, sadece bir kez aramıza girme! Bir kez, üç yıllık evliliğimizde, benim arkamda dur!
Abartıyorsun…
Abartıyor muyum?! sesim çığlığa döndü. Çocuk odasında Emirin döndüğünü duydum telsizden. Sesimi kıstım. Kayınvaliden geçen sene yazlığa her hafta gidelim diye kriz çıkardığında abartıyor muydum? Harcamalarımızı sormasında, Emiri hangi kreşe göndereceğimize karar vermesinde abartıyordum!
O sadece…
Yardım etmek mi? elime masadan onun getirdiği paketi aldım. Şuna bak! İç çamaşırı getirmiş. Sorup sormadan! Senin zevkin yok, oğlumun karşısında şöyle giyin! diyerek!
Paketi masaya boşalttım. Bedenimden üç numara büyük, bej bir külot, gri bir sütyen. Baranın yüzü kıpkırmızı oldu.
O biraz abartmış, haklısın…
Abartı değil, bu aşağılanmak! Yeter! Her gün uyanıp yine ne diyecek diye düşünmekten bıktım!
Mutfakta dolanıyordum, enerji patlıyordu içimden. Öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı… Hepsi bir arada.
Ve sen… hep onun tarafındasın. Annem kötülük istemez. Annem endişelenir. Peki kim benim yanımda?
Seni seviyorum, dedi usulca.
Sevgi sadece sözlerle olmaz, Baran. Sevgi, araya girmekle olur. Beni incitenin kim olduğuna bakmadan arkamda durmakla olur, isterse annem olsun.
Baran sandalyeye yaslanıp pencereye bakıyordu. Dışarıda aralık ayı gecesi.
Kabullenmesi kolay değil onun için. Kendi ailem var artık, büyüdüm diye…
Kabullenmesi mi?! neredeyse sinir krizine girdim. Ben ne yapayım?! Kendi evimde rahat oturamıyorum! Çünkü her an senin annen çıkıp gelebilir!
Anahtarı geri alırım…
Mesele anahtar değil! karşısına oturdum, gözünün içine baktım. Mesela, onun karışmasına izin veriyorsun. Hiçbir zaman dur demiyorsun. Bizim evliliğimiz yok sayılıyor.
Bir dakika sessizlik. Sadece buzdolabının uğultusu, saatin tik takları.
Nasıl yapacağımı bilmiyorum, dedi sonunda. Annem hep her şeyin kontrolünde olmasına alışmış…
O zaman seç. Ya o ya ben.
Lafımı sonuna kadar net söyledim. Başka yolu kalmamıştı.
Selin, bu haksızlık…
Haksızlık mı? ayağa kalktım. Üç yıl onun ithamlarına katlanmak mı haksızlık! Kendi ailemin önünde menfaatçi dediğinde susmak mı haksızlık? Doğumhanede Çocuk bana çekmiş, senden hiçbir şey almamış dediğinde gülmek mi haksızlık?!
Baran da kalktı. Sarılmak istedi. Geri çekildim.
Yapma. Ciddiyim. Ya bu gece annene konuşup sınırını çizersin, ya da eşyamı alıp giderim.
Selin…
Hayır. Bitti. Yeter artık. Oğluna layık görülmeyen gelin olmaktan, kendi hayatımı bile yaşayamamaktan yoruldum.
Telefon titredi masada. Baran ekrana baktı, çenesi gerildi. Ekranda bir isim: Anne.
Cevapladı.
Alo… evet anne… yok, iyiyiz…
İşte o an içimdeki son tel de koptu.
Telefonu elinden çekip eller serbest tuşuna bastım.
…Bahsettin mi ona? kayınvalidemin sesi gergin geldi. O daire işini söyledin mi?
Barana baktım. Yüzü bembeyaz kesildi.
Hangi daire? olabildiğince sakin sordum.
Bir an sessizlik. Sonra sesi değişti, sahte şefkatle:
Selinciğim, seni ilgilendirmez…
Ben Baranın karısıyım, ilgilendirir. Hangi daire?
Baran telefonu almaya çalıştı, dönüp engelledim.
Biz Baranla konuştuk… başladı kayınvalide, ablamı bilirsin, iki odalı daireyi satıyorlar. İkinci kızını üniversiteye gönderecek, paraya acil ihtiyacı var…
İşte o meşhur kuzen. Her bayramda Gelininiz ne anlar, bizim Sevgi gibi ev döndüremez, kariyeri de var diye böbürlenen.
Ee, sonra?
Annem uygun fiyata almamızı düşündü.
Hangi parayla?
Baran sustu.
Baran, hangi parayla?!
Senin birikiminle… biraz da ben eklerim…
Benim birikimim. Şu beş yıldır, evlenmeden bir sene önce iki işte çalışıp kenara koyduğum üç yüz bin lira. Kendi güzellik salonumu açacaktım, planım, projem hazırdı.
Beni sormadan annenle konuştun.
Selin, anlamıyorsun, çok iyi fırsat…
Ya ben?! sesim tuhaf bir metanetle yükseldi. Hayallerim? Planlarım?
Salon sonra da açılır…
Sonra mı?! Otuz yaşındayım! İki senedir evdeyim! Daha ne kadar bekleyeceğim!
Telefondan kayınvalide coştu:
Selinciğim, dur, ne salonu şimdi? Minik bebek, sonra bakarsın işine! Ev yuvadır, yatırım! Aile arasında kalacak bu daire, fırsat kaçmaz…
Aile, dedim ağır ağır. Benim fikrim olmadan karar alan aile. Beni yok sayan aile.
Telefonu masaya koyup Barana döndüm:
Bana gerçekten söyleyecek miydin, yoksa parayı çekip alacak mıydın?
Hepsini konuşacaktım…
Kiminle? Annenle, kuzeninle. Benimle ne zaman?
O anda kapı açıldı, o meşhur yedek anahtarla. Kapıdan kayınvalide daldı içeri; kürkü üstünde, soğuktan yüzü kıpkırmızıydı.
Ne oluyor burada?! Baran, karın niye bağırıyor böyle?!
Yanında da ablası, o zatı muhterem. Şişmanca, gösterişli, alaycı gülümsemeyle.
Merhaba Selin. Yol üstüydük, evrakları getirdik bir bakalım diye…
Evrakları. Sormadan, düşünmeden… Hemen.
Çıkın, dedim sessizce.
Ne?
Çıkın evimden! İkiniz de.
Senin bu tavırların ne?! kayınvalide üstüme yürüdü. Baran, görüyor musun, nasıl konuşuyor benimle?
Anne, şimdi sırası değil bence… mırıldandı Baran.
Değil mi?! dönüp ona bağırdı. Sana ömrümü verdim! Baban öldü, tek başıma yetiştirdim! Hep senin için! Şimdi bu nankör…
Yeter! avazım çıktığı kadar haykırdım. Ablası bile sıçradı. Yeter ve çıkın! Hemen!
Selinciğim, ne bu sinir? ablası sakinleştirmeye çalıştı. Herkese faydası olacak bir şey bu… Kuzenime lazım, size lazım…
O ev umurumda değil! Ben bana saygılı davranacak bir eş istiyorum! Yabancısı olmayacağım bir aile!
Sen kimsin ki? kayınvalide şirazesinden çıktı. Güzel gençsin diye kendini bir şey mi sandın? Baran sana mecbur kaldığı için evlendi! Yoksa bizim aileye asla giremezdin!
Sessizlik.
Baran bembeyaz, açık ağız.
Doğru mu bu? sordum.
Cevap yok.
Baran, doğru mu? Sırf hamile kaldığım için mi benimle evlendin?!
Ben… seviyordum…
Seviyordum, geçmiş zaman. Başımı salladım. Anlaşıldı.
Portmantodan çantamı aldım. Telefonu cebime koydum.
Selin, bekle…
Yaklaşma. Anahtarı bırak masaya. Yarına eşyalarını toplarsın, ben yokken gel.
Hemen gidemezsin!
Gidebilirim. Ve gidiyorum. Senden, annenin gölgesinden, şu tiyatrodan.
Kayınvalidem koluma yapıştı:
Oğlunu bırakıyorsun yani?!
Yarın Emiri alırım. Gerekirse polisle gelirim. Bugün huzur içinde uyusun, ona bu dramlar lazım değil.
Kapıyı hızla açıp çıktım. Soğuk yüzüme çarptı; bacaklarım otomatik olarak merdivenden aşağı inmeye başladı.
Arkamdan Baranın sesi:
Selin, bekle! Nereye gidiyorsun?!
Hiç dönüp bakmadım. Dördüncü kat, üçüncü, ikinci…
Halledeceğiz her şeyi! Annemle konuşacağım, yemin ederim!
Birinci kat, dış kapı. Çıktım.
Dışarının soğuğu ciğerimi yaktı. Hızla yürüdüm, yol çizmiyor ayaklarım. Montum açık, atkım yok… Umrumda değil. Yeter ki uzaklaşayım; o evden, o insanlardan, o hayattan.
Telefon titredi. Annem. Açmadım. Yine titredi Baran. Açmadım. Kayınvalide… sessize aldım.
Metroya kadar yürüdüm, banka oturdum. Parmaklarım soğuktan yetişmiyordu, titriyordum, sinirden mi, soğuktan mı belli değil.
Ne yaptım ben?
Çıktım. Hiçbir şey almadan, çocuksuz, plansız. Film sahnesi gibi. Ama filmlerde kahraman sonra kendini bulur, yeni bir hayat, mutlu son… Peki ya gerçek?
Gerçekte aralık soğuğunda, telefondan başka bir şey yok cebimde. Annem Vefada kardeşim Zeyneple küçücük dairede oturuyor. Bana yer yok.
Kız arkadaşım Asuman o da anca iki çocukla, eşiyle zar zor yaşıyor, bana yerleri olamaz.
Telefon zırladı. Barandan mesaj: Affet, yarın buluşup konuşalım, sakince.
Sakin konuşacağız… Ne tartışacağız? Hayatım koca bir oyun olmuş, kimse benim hayallerimi umursamıyor.
Tanımadık bir numaradan yeni mesaj: Selin, ben Elif. Kuzenim. O daire işini konuşalım, Emir için daha iyi olur. Ararsan sevinirim.
Ne tartışacaklar? Hep kendi aralarında karar verirler, bana sonradan söylerler.
Kalkıp istasyona ilerledim. Cebimde kart çıktı, en azından yol param var. Metroya indim, sıcak çarptı yüzüme, dolmuşa bindim. Nereye, bilmiyorum.
Taksimde indim. Adını sevdiğimden. Yürüdüm. Şehir ışıl ışıl; insanlar işine gücüne koşuyor. Ben ise aralarında kaybolmuş, sahipsiz, değersiz biri gibi dolaşıyorum.
Gece açık bir kafeye girdim. Kartın limitiyle bir çay aldım. Cam kenarına oturup dışarıyı izledim.
Düşüncelerim Emirdeydi. Sabah uyanınca Anne! diyecek. Ama ben orada olmayacağım. Baran ne anlatacak? Anneniz gitti? Anneniz sizi bıraktı?
İçim burkuldu. Hayır, bırakmadım. Sadece… zamana ihtiyacım var. Düşünmek, karar vermek istiyorum.
Yanıma garson kız geldi, genç, yirmi beşlerinde, yorgun gözlü.
Başka bir şey ister misiniz?
Hayır, teşekkürler.
Kalkmadı, dikkatle baktı.
Kusura bakmayın ama… iyi misiniz?
Acı acı gülümsedim:
Sanırım değilim.
Konuşmak ister misiniz?
Tuhaf. Hiç tanımadığım biri böyle teklif ediyor. Belki yüzümden belli oluyordur. Belki de vardiyası sıkıcıdır.
Kocamı terk ettim, dedim. Bir saat önce.
Yanıma oturdu.
Molam var. Dinlerim.
Ve anlattım. Kayınvalidemi, daireyi, gerçeği, nereye gideceğimi bilemediğimi. Kelimeler aktı. Sanki içimdeki baraj yıkılmış gibi.
Dikkatle dinledi. Sonra söyledi:
Benim de başıma geldi. Üç yıl önce. Erkek arkadaşım ve annesi hayatıma sürekli karışıyordu. Geçer dedim, ama hep kötüye gitti.
Ne yaptınız?
Çıktım. Hiçbir şeyim olmadan. Arkadaşlarda kaldım, sonra oda tuttum. Çok zordu. Ama ilk defa rahat nefes aldım.
Çocuğunuz var mıydı?
Hayır. Sizin var mı?
Oğlum, bir yaşında.
Başını salladı:
Zor tabii. Ama imkânsız değil. Geri dönerseniz hiçbir şey değişmez, daha kötü olur. Unutmazlar, fırsat bildiler mi üstünüze çökerler.
Soğuyan çayımı içtim.
Korkuyorum, tek başıma başaramam diye…
Kim demiş ki yalnızsınız? Gülümsedi. Anneniz, arkadaşlarınız var. Asıl gücünüz kendinizde. Bugün çıktınız ya, devamını da getirirsiniz.
Numaramızı verdik. Adı Nisandı. Sıradan bir garson, bana yarım saatte kocamdan fazla destek oldu.
Sabaha doğru kafeden çıktım. Şehir yavaş yavaş uyanıyordu. Telefonda onlarca cevapsız arama Baran, kayınvalide, annem, Asuman… Belli ki herkes telaşlı.
Barana kısa bir mesaj attım: Yarın saat iki, tarafsız bir yerde buluşalım. Annen olmasın. Emir ve boşanmayı konuşacağız. Arama.
Gönderdim. Derin bir nefes aldım.
Önümde bilinmez doluydu. Kiralık bir oda, adliyeler, çocuğu paylaşmak… Korkutucu mu? Evet. Ama o eve, o insanların arasına geri dönmekten daha az korkuyorum.
Sabah kalabalığında yürümeye başladım. Ve üç yılda ilk kez, nihayet özgür hissettim.




