Traktörcüler tarladaki işlerini bitirip eve dönmeye hazırlanırken, çıkışta onları öyle bir sürpriz b…

Traktörcüler tarladaki işlerini nihayet bitirip eve dönmeye hazırlanırken, çıkışta onları öyle bir şey bekliyordu ki, hepsi şaşkınlıktan donup kaldı

O günün akşamı yaklaşmıştı artık. Birer birer, traktörler homurdanarak uçsuz bucaksız tarladan ayrılıyordu; tüm gün saman ve mazot kokusunun hakim olduğu topraklardı buralar. Gençler, yorgundu ama memnundu; telsizlerden şakalaşıyor, akşam bir çay ya da muhtemelen daha sert bir şey içerek evlerinin avlusunda oturacakları hayalini kuruyorlardı.

Güneş, ufka doğru inerken, sarı tarlaları narin, altın rengine boyamıştı. En son, köyün çınarı Dede Salihin traktörü geçiyordu. Yüzü derin çizgilerle doluydu, yılların ve kuraklığın toprağı nasıl çatlatıyorsa öyle izler bırakmıştı onda da. Salih Dede, eline gölgesi düşen tarlaya son bir bakış attı; hani olur da bir şey unutulmasın diye.

Ve o anda fark etti.

Tarlanın kenarında, eski bir taşın dibindebir zamanlar orada inekler otlardıufacık bir şey kıpırdıyordu; titrek, minicik, belli ki hem üşümüş hem yorulmuştu. Salih Dede gözlerini kısarak yaklaştı ve kalbi sızladı: Korkmuş, kocaman gözleriyle etrafa bakınan küçük bir buzağıydı bu. Görünen o ki, annesi ya kaybolmuştu ya da terk etmişti, minik yavru da unutulmuş gibi tarlada kalakalmıştı.

Çıkışa gelen diğer traktörcüler de bu tuhaf durumu görünce önce duraksadı, sonra gençlerden biri, yanakları çilli bir delikanlı usulca,
Bunu bırakamayız burada, ne yapıp edip sahip çıkmalıyız buna, dedi.

Dede Salih yavaşça traktörden indi, buzağıya yaklaştı. Minik yavru önce korkuyla birkaç adım geriye sıçradı, sonra yaşlı adamın elinin sıcaklığını hissedince temkinli bir şekilde yaklaştı. Tüyleri çiyden ıslanmıştı, minik ayaklarıysa titriyordu.

Gel bakalım, güzel yavru, dedi Salih Dede, hafifçe eğilerek. Hadi sana sıcak bir yuva bulalım.

Traktörcüler hemen yardıma koştu, buzağıyı özenle traktör römorkuna yerleştirdiler. Eve giderken, yavru sanki her şeyi anlamış gibi, sessizce uzandı ve huzurla gözlerini yumdu; artık kimse onu terk etmeyecekti. Köye vardıklarında, haberi duyan herkes toplandı; biri eski, ama yumuşak bir battaniye getirdi, biri de bir kova taze süt Herkes küçük misafiri sahiplenmişti.

Salih Dede gülümseyerek dedi ki:
Adı artık Gündoğdu olsun. O, her sabah bize yeni bir günün neşesini getirsin.

Bu minik buzağıya köyde öyle güzel baktılar ki, Gündoğdu güçlü, sağlıklı ve neşeli bir danaya dönüştü. Traktörcülerin yorgunluğu ise yerini garip ama güzel bir sevince bıraktı; çünkü bazen, insan hayatında bir mucize hiç beklemediğin anda çıkabilirmiş. Salih Dede de hep şöyle derdi:
Bazen kurtuluş, ansızın gelir, hiç ummadığın, aklının ucundan geçmeyen yerde

O tarla ise, hep hatırlanacak; çünkü orada, küçücük bir can, gerçek yuvasını bulmuştuO günden sonra, her sabah köy uyanırken Gündoğdunun sevinçle koşuşu, çocukların cıvıltısına karıştı. Kar yağdı, yağmur yağdı; kimi zaman kırgın, kimi zaman gülüşlü günler geçti. Ama Gündoğdunun ilk bulunduğu gündeki heyecan, traktörcülerin sohbetlerinde hep taze kaldı. Artık herkes, en zor hata, en yorucu işin ardından bile eve dönerken bir gözünü tarlanın kenarındaki taşlarda tutar oldubelki yine bir mucize saklanıyordur diye.

Bir akşam, köy kahvesinde Dede Salih, gözleri umutla parlayan gençlere bakarak şöyle dedi:
Hayatta bazen, küçücük bir canlıya el uzatmak, koca bir köyün yüreğini büyütür yavrularım. Düşünün, buzağıya sahip çıktık; ama aslında yeni bir umut, yeni bir hikâye büyüttük birlikte.

O günden sonra köyde kimse, küçük bir yardımı küçümsemediher sabah, yeni bir Gündoğdu doğabilir diye sevgiyi çoğaltarak yaşadı. Ve o altın rengine bürünen tarlalarda, her traktör geçtiğinde toprak biraz daha umut koktu.

Rate article
Lifequest
Traktörcüler tarladaki işlerini bitirip eve dönmeye hazırlanırken, çıkışta onları öyle bir sürpriz b…