Günlüğümden
Bu akşam eve geldim ve yine aynı soruyla karşılaştım. “Akşam yemeğim nerede, Elif? Soruyorum sana, yemek nerede?” O an, Elif başını bile kaldırmadı. Koltuğun ucunda oturuyordu, kucağında kundaklı kızımız, uykusunda inleyip duruyordu.
“Burak, sessiz ol biraz,” diye fısıldadı Elif. “Daha yeni uyuttum. Yarım gün hastanede geçirdim, sonra eczane, sonra”
“Umurumda bile değil nerede olduğun!” Montunu çıkarmadan odanın içine girdi. “Ben akşama kadar çalışıyorum, sizi geçindiriyorum. Eve geldiğimde tek görmek istediğim sıcak bir tabak çorba, bir de surat asmayan bir eş!”
“Bütün gün ne yaptın ki sen?”
“Kızını iyileştirmeye çalıştım,” dedi Elif yorgun bir sesle. “Yanaklarında yine döküntü çıktı. Doktorlar bir şey anlamadı, ben kendi başıma krem bulmak zorunda kaldım. Hiç sordun mu, kızımızın durumu nasıl diye?”
“Sormama gerek yok. Ağlıyorsa hayattadır. Anne sensin, ilgilenmek zorundasın.”
“Senin konforun için mi evlendim ben?” dedim içimden. “Poşetten mantı ısıtayım, geceleri de uykusuz kalayım diye mi evlendik?”
“Seninle evlenmemin sebebi benim için kolaydı,” dedi Elif soğukça. “Ben de zaten herkes kafamı ütülediği için razı oldum. Artık zamanı geldi, dediler. Al işte, buymuş o zaman.”
Burak suratını buruşturdu, kenarda duran bebek arabasına yaklaşıp tekme attı. Araba, komodine çarptı. Elifin kucağındaki kızımız çığlığı bastı.
“Sustur şunu, Elif! Yoksa kendimi tutamam.”
Geçen sene hayat bambaşkaydı. Elif, dönüp bakan herkesin ilgisini çeken, akıllı, zarif bir kadındı. Haftasonu planları kendineydi. Ben ise o zamanlar hepimizin kıskandığı özgüvenli, kararlı adamdım.
Bizim ilişkimiz inişli çıkışlıydı. Bazen ayrılık, bazen de kavga sonrası büyük barışlar olurdu. Evlenme teklif ettiğimde Elif biraz tereddütlüydü, ama ailesinin baskısı sonuçta galip geldi.
“Elif kızım, daha kaç yaşında evleneceksin?” dedi annesi, tabaklarına peynirli börek koyarken. “Yirmi yedine geldin, güvenilir çocuk Burak, ailesi de düzgün. Evi de alacaksınız. Çocukları hiç düşündün mü?”
“Anne ya, çocuk ne, ben işimi seviyorum. Yeni projeye başladım.”
“İş dediğin geçici,” dedi babası, elinden gazeteyi indirmeden. “Kadın evlenmezse köksüz ağaç gibi kurur.”
Sonunda Elif pes etti. O zamanlar yaptığını herkes hata sanmıyordu, ama her uykusuz gecede bunu hatırladı.
Düğün büyük yapıldı, ev için kredi çekildi, hamilelik ise ansızın geldi. Her şey hızlı gelişmişti. Bir anda eş olduğunu kabullenemeden “Bir canın sorumluluğunu” yüklendi.
Elif erkek çocuk istiyordu. Hayalinde, birlikte futbol maçına gittiği, kendisine benzeyen sessiz sakin bir çocuk vardı. Ama ultrason hevesi kırdı: “Kız olacak.” İçinde bir şeyler koptu o anda.
Doğum zordu; komplikasyonlar, serumlar, koridorlarda deterjan ve umutsuzluk kokusu… Eve geldiği gün Elif, aceleyle yapıştırılmış, her an kırılacak bir vazo gibiydi.
Küçük bebeğine bakıp yalnızca çaresiz bir öfke hissediyordu.
“Neden hiç susmuyor bu çocuk?” diyordu annesine, yanına yardıma gelmişti.
“Gazı var, kızım; hepimiz çektik bunu. Sen de alışacaksın. Acıkmıştır.”
“Emmek bile istemiyor! Her yerim ağrıyor, anne!”
“O zaman yanlış veriyorsun. Zorlamak zorundasın. Anne oldun, artık ‘istiyorum’ yok, ‘zorundasın’ var.”
Burak ilk iki hafta biraz ilgili gibi davrandı fakat sonra tamamen çekildi. Bebek kokusundan, dağınık bezlerden, benim bir zamanlar onun için süslenen eş rolünden çıkıp uykusuz mutsuz hale gelmemden bıkmıştı.
***
Bir gün mutfakta, Elif tek elle çorbayı karıştırırken diğer eliyle huysuz kızımızı tutuyordu. Burak kapıdan duyurdu: “Annem aradı. Dilek yine ağlamış.”
Dilek, Burakın ablacı, üç yaş büyük. Beş yıllık evli ama çocuğu olmamış. Elifin fotoğraflarını ya da bebeği duyunca mutlaka krize giriyordu.
“Ben ne yapayım? Özür mü dileyim anne olduğum için?” diye atardı Elif.
“Biraz daha alçak gönüllü olman lazım. Annem senin özellikle anneliğinle böbürlendiğini söylüyor.”
Bir de ekler: “Evin tozunu bile almadığın belliymiş.”
“Senin annen iki haftadır buraya gelmedi, Burak. Nereden bilecek evin tozunu?”
“Kadın hissediyor,” diye masaya yumruğunu vurdu Burak. “Eline bak. O halinle köyden gelmiş kadın gibi olmuşsun.”
“Bari yardım etsendi. Bir gece de sen kalksaydın…”
“Ben çalışıyorum, anlamıyor musun? Parayı ben kazandırıyorum, sen evle çocukla uğraşacaksın.”
“Cumartesi seninkilere köye gidiyoruz. Onlar da çağırdı, hava değişsin diye. Benimkiler de orada olacak.”
“Gitmek istemiyorum. Kızımıza iyi bakacak bir yer yok, annen yine annemi dolduracak arkamdan konuşacaklar.”
“İstemesen de gidilecek. Sabah sekize kadar hazır olacaksın, laf duymak istemiyorum!”
***
Köyde her şey daha da zorlaştı. Elifin ailesi torunlarına kavuşmanın sevinciyle bebeği ellerinden almak yarışına girdiler.
“Yanlış tutuyorsun, Elif!” diye bağırdı annesi bahçede. “Başı destekle! Neymiş bu pusetleme? Ver bana.”
“Bir bırakın beni!” diyerek uzaklaştı Elif.
Burak ağacın altında babamla araba tamiri konuşuyordu, eşiyle de, çocuğuyla da ilgilenmiyordu. Kayınvalidem, Nermin Hanım, gelip laf sokmaya başladığında Burak hep gaza getirirdi.
“Elif’ciğim, bu yanaklarındaki döküntü gene çıkmış. İyi bakmıyorsun sen. Bir de yediklerine dikkat et. Dilek’im olsa bir çocuk, pamuklara sarar.”
“Varsa Dilekin çocuğu olsun, engel ne?” dedi Elif kızgınca.
Nermin Hanım elini kalbine götürüp: “Burak! Görüyor musun? Kız kardeşinin acısını alay konusu yapıyor.”
Burak gelip Elifin kolunu tuttu, sinirle sıktı.
“Hemen annemden özür dile!”
“Bırak kıracaksın kolumu!”
“Özür dile! Haddini aşmaya başladın!”
Kendi ailem oradaydı ama onlar bile sessiz kaldı. Babam bana, “Elif, eşinin annesine böyle konuşulmaz. Burak haklı,” dedi.
O an hissettim: Kimsesizim. Herkes karşımda: Kocam ev işçisinden fazlası gözüyle bakmıyor, ailem sosyal statümü huzuruma tercih ediyor, kayınvalidem ise evimi kıskançlıktan yıkmaya çalışıyor.
***
Bir hafta sonra şehirde kriz patladı. Kızımızın karnı ağrıyor, Elif günlerdir uyumamış.
Kız nihayet uyurken, Elif yorgunluktan mutfaktaki linolyumun üstüne oturup başını yastığa kapamış. O sırada kapı açıldı, Burak her zamankinden daha huzursuz geldi.
“Neden girişte çöp poşetleri duruyor?”
Cevap gelmedi Eliften. Gücü tükenmişti.
“Seninle konuşuyorum!” deyip mutfağa girerken ayağıyla Elifi ittirdi. “Kalk da at şu çöpleri! Hemen!”
“Sen at,” diye fısıldadı Elif. “Dayanamıyorum artık. Sırtım parçalandı, bir saat uyku istiyorum, Burak. Lütfen.”
“Yapamıyor musun yani?” deyip Elifin sabahlığını üstünden kavrayıp çekerek ayağa kaldırdı.
Kumaş yırtıldı.
“Bir de prensese bak, yorulmuş güya! Başkası beş çocuk doğurur, tarlada çalışır. Bu ise perişan.”
O sırada bebek uyanıp ağlamaya başladı. Burak hırlayarak odaya yöneldi.
“Yine başladı! Sus artık!” Beşiği sallayıp bağırınca kızımız daha çok ağladı.
Elif odaya daldı, Burak’ı itmeye çalıştı.
“Kızıma dokunma!”
“O hayatımı mahvetti!..” Bir an elleriyle Elifin suratına öyle bir vurdu ki Elif duvara çarpıp başını dolap köşesine vurdu.
Gözleri karardı. Sadece Burak durmadı.
Yataktaki kızımızın bacağını tuttu, sertçe çimdikledi. Çocuk öyle çığlık attı ki, Elif bile ilk defa öyle bir ağlayış duydu.
O anda içindeki acı, yorgunluk, hatta çocuğa olan umutsuz soğukluk bir anda gitti.
Sadece öfke kaldı.
Elif, raftaki ağır biblolardan birini eline aldı, kararlılıkla kaldırdı.
“Bir daha! Bir daha ona dokunursan, kafanı kırarım! Çık git buradan!”
Burak şaşırdı.
“Benim evimde bana mı el kaldırıyorsun?”
“Bu ev nikahdan sonra alındı. Kredi ödemelerini hem annemin verdiği parayla hem de senin primlerinle yaptık. Yarısı benim. Ama önemli değil, şimdi git! Polisi arayıp darp raporu alacağım. Yüzümde iz, kızımın bacağında iz…”
Elif yatak odasından çıktı ve polisi aradı.
***
İşler uzadı. Burak annesini ve ablasını araya sokmaya çalıştı, tehditler, hakaretler sıralandı. Elif hiçbirini dinlemeden hepsini engelledi.
Kendi ailesi barışmak için geldiğinde kapıyı yüzlerine kapadı:
“Ya tarafımı tutacaksınız ya da burayı unutun. Kocanız yeni doğmuş torununa şiddet uyguladı. Size normal geliyorsa, konuşacak bir şeyimiz yok.”
Babam bocaladı, annem ağladı. Torunlarının bacağını görünce onlar da susup kaldı.
Elif hemen boşanma davası açtı. Ayrıca Burakın işine de gitti, elinde evraklı dosyayla. Kavga yok, sessizce güvenlik müdürüne, yani babasının tanıdığına, bakıcı kamerasının kaydını gösterdi. O kamerayı Burak, bebek doğmadan almıştı.
Her şey videoda vardı.
Buraka kendi rızasıyla istifa etmesi önerildi. O şirkette itibar her şeydi. Skandalı göze alamadılar.
Kayınvalidem duyunca tansiyona yenildi. Dilek ise Elifin videoyu yayımlamasından korkup bir anda sessizleşti.
***
Şimdi Elif hayatına huzurlu devam ediyor. Bazen para sıkışıyor ama şikayet etmiyor.
Evdeki haklarından feragat etti, Burak bunu nafaka yerine saydı. Elif razıydı.
Burakın ailesi kızlarını tamamen unuttu. Baba hiç aramıyor.
Burak yeni tanıştığı kadınlara ise hiç evlenmemiş gibi davranıyor.
Bugün o günü düşünüyorum, ve şunu öğrendim: İnsan, kendini ve yavrusunu savunmadıkça asla gerçekten nefes alamaz. Gerçek aile; görünürdeki değil, yanında dimdik duranlarmış. Ve hayat; sabretmeyi değil, gerektiği anda dur demeyi öğretmeli insana.




