“Bırak yalnız gitsin, belki orada onu kaçırırlar” diye homurdanan kayınvalideyle başlayan tedirginli…

Bırak yalnız gitsin. Belki kaçırırlar, diye homurdandı kaynanası

Yaz tatili öncesi olması gereken o hafif heyecan, hazırlık telaşının getirdiği o cıvıltı yerine, evde hava limon gibi sıkılmıştı.

Antalya’ya gitmeye hazırlanan Ayhan ve Melisin salonunda, adeta evin korku anıtı gibi, Sultan Hanım dimdik duruyordu. Televizyon kumandası ellerinin arasında neredeyse kırılacaktı.

Asla izin vermem! Tüm aklınızı mı yitirdiniz, ne yaptınız böyle?! dedi, yıllarca Anadolu Lisesinde öğretmenlik yapmış olmanın getirdiği o buyurgan ses tonuyla.

Televizyonda, bir haber programından donuk bir kare: suratı asık bir sunucu Türkiye haritasında kırmızı oklarla tehlikeleri gösteriyordu. “Güneyde organ mafyası var” falan diye dolaylı uyarılar

Melis valizine koyacaklarını sakin sakin, sanki hiçbir şey yokmuş gibi, yerleştiriyordu.

Hikayeyi ezberlemişti. Ayhan ise yorgun ve umudu tükenmiş bir sabırla sesini çıkardı:

Anne, abartma artık! Bunların hepsi saçmalık. Tatil köyünde kalıyoruz, turla gidiyoruz, ne olabilir ki

Ha-ha! Saçmalıkmış! Sultan Hanım ellerini havaya savurdu, kumanda az daha duvara çarpıyordu. Ayhan, hâlâ gözüne perde inmiş! Kız seni sürükleyip oralarda kaybedecek, Antalya dediğin yerde her sokakta mafya var! Seni, saf oğlum, gece bir bakkala bira almaya yollarsalar, bir daha dönmezsin! Böbrek, karaciğer, ne varsa alır, kap getirirler! Melisi de – işte, ne halt olur hiç belli olmaz, ne diyeyim! Ben o programda gördüm, kapı gibi belgeler var!

Melis valizi kapamayı bıraktı. Hafif alaycı bir ifadeyle Sultan Hanıma döndü, Ayhanın asla beceremeyeceği bir suskunlukla bakışı uzattı.

Sultan Hanım, sesi yumuşak ama netti. Gerçekten inanıyor musunuz siz buna? Her Antalyalı mafya mı? Hem transplantasyoncu hem pezevenk?

Dalga geçme! Benim elimde belgeler var! Televizyonda gösterdiler, çoluk çocuk neredeyse sandıkla insan parçası gönderiliyor yurtdışına!

Ayhan ellerini yüzüne kapadı.

Anne, yaşınıza uygun heyecan lazım diye korku filmi izleniyor resmen. Aylarca araştırdık, milyonlarca insan gidiyor oraya…

Binlercesi kayıplara karışıyor! diye atıldı Sultan Hanım. Sen de Melis, biletleri aldın tabi, geri dönmeye niyetin yok?

Aldım. Ve iade etmeye hiç niyetim yok, dedi Melis. İki yıldır bu tatil için para biriktirdik. Forum okudum, tecrübeleri araştırdım, güvenilir tur şirketiydi. Gece gece kuytuya gitmeyeceğiz zaten. Gündüz gezeceğiz, Side plajında güneşleneceğiz, kahvaltıda menemen yiyeceğiz…

Allah bilir yemeklerinden de zehirlenirsiniz! Kim bilir neler katıyorlar, diye mırıldandı Sultan Hanım. Ayhan oğlum, yalvarıyorum gitme. Melis gitsin tek başına, istiyorsa riske girsin. Sen evde kal, sağlıklı yaşa. Bunu kalbim hissediyor.

Evde hava iyice boğuldu. Melis sonunda, belki yıllardır dilinin ucunda tutup söyleyemediklerini döktü:

Peki, dedi valizi çat diye kapatırken. Haklısınız Sultan Hanım. Risk göze alınır. Ben yalnız giderim.

Melis! Yahu ne diyorsun? diye hayretle baktı Ayhan.

Anneni duydun. Onun kalbi felaket seziyor. Senin böbreğin ya da karaciğerin için sorumluluk alamam. Allah korusun, köle diye satılmana da göz yumamam. Sen annenle kal, birlikte oturup çay içer, dünya felaketlerini televizyondan izlersiniz. Ben… buz gibi bir gülümsemeyle, ben de o tehlikeye tek başıma kafa tutarım.

Sultan Hanım hem galip gelmiş, hem şaşkındı. Sonunda dediğini yaptırmıştı belki, ama gelini bu kadar rahatça rest çekince dengesi bozuldu.

Hah, iyi de oldu, dedi ama sesi bir konuda eskisi gibi ateşli değildi. Kendi bilir.

Ayhan itiraz etti, dil döktü ama Melis kararlıydı. Uçuş gecesi, yatakta sırt sırta sessizce yattılar.

Belki vazgeçersin? dedi Ayhan.

Hayır! diye kestirip attı Melis.

*****

Uçak Antalya Havalimanına inerken Melisi o nemli, yasemin kokulu sıcaklık karşıladı.

Korku? Hayır. Sadece yorgunluk ve deli bir merak vardı. Kendi planladığı gibi cıvıl cıvıl sokaklarda yürüdü, bir yandan göz kamaştıran camileri gezdi, bir yandan sokaklarda yediği gözlemelere hayran kaldı.

Ne cüzdanını çalan oldu, ne böbreğini soran. Pazarda peynir satan amca, sadece utangaç bir gülümseyişle on lira fiyat kırmaya çalıştı.

Aile grubuna (Ayhan ve Sultan Hanımın olduğu, kaynana zoruyla açılan grup) çarçabuk bir fotoğraf attı: Melis gülerek elinde kokteyl, arkasında masmavi Akdeniz. Altına yazdı: Organlar yerli yerinde, daha kölelik teklifi gelmedi. Sabırsızlıkla bekliyorum.

Ayhan cevap olarak minnoş kalpler yolladı. Sultan Hanım her şeyi okudu, baktı ve sustu.

Melis birkaç gün sonra rotasını Beypazarına çevirdi. Orada küçük butik bir pansiyonda yaşlı ev sahibi Hatice Teyze ona bamya çorbası yapmayı öğretti. Ve işte her şeyi alt üst eden olay orada yaşandı.

Hatice Teyze’nin bozuk İngilizcesi yoktu ama kaygısı evrenseldi; kızı Berline çalışmaya gitmişti.

Orada yalnız, soğuk, insanlar suratsız. Ben haberlerde izledim, Almanlar vurdumduymaz! deyip bamya karıştırıyordu. Her taraf radyoaktif, gülmüyorlar, yedikleri de acayip!

Melis, Hatice Teyzenin endişeyle kırışmış yüzüne baktı ve birden kıkırdamaya başladı. O kadar güldü ki gözünden yaş geldi.

Hatice Teyze anlam veremedi. Melis, sonunda işaretle, fotoğrafla, basit Türkçeyle ona Sultan Hanımı, televizyonu, organ mafyalarını anlattı.

Hatice Teyze gözleri kocaman açılmış dinledi, sonra o da şen kahkahalara boğuldu.

Ah, bu anneler yok mu! dedi. Hepimiz aynıyız. Bilmediğimizden korkarız. Televizyonda hep korku satarlar!

O akşam, terasta yıldızların altında, Melis doğrudan Sultan Hanıma görüntülü arama açtı.

Sultan Hanım yorgun ama tetikteydi.

Ne haber? Sağ mısın? diye girdi hemen konuya.

Sapa sağlamım ve bütün organlarım yerinden oynatılmadı, Sultan Hanım. Bakın!

Melis, elinde çay ve lokum tepsisini tutarak kamerayı Hatice Teyzeye çevirdi. Hatice Teyze, televizyondaki kayınvalideye bakıp gülümsedi.

Selam! dedi neşeyle. Sizinki harika kız, yemek de güzel yapıyor! Merak etme, gözüm üstünde. Köle möle yok! Omzuna bastırıp kız gibi Melisi yanakladı.

Sultan Hanım sustu. Hemseviyesi bir Türk kadını, hem de mutlu gelinine bakakaldı.

E… organlar? diye sordu Sultan Hanım artık eskisi gibi iddialı olmayan bir tonla.

Yerinde, dedi Melis. Hem de iştahım açıldı! Burası çok güzel, insanlar yumuşacık. Hatice Teyzenin kızı da Almanyada ve o da soğuk ve tehlikeli sanıyor. Çünkü televizyonda öyle gösteriyorlar.

Uzun bir sessizlik oldu.

Ver ona telefonu, dedi Sultan Hanım. Hani, bu Hatice…

Melis telefonu uzattı. İki yaşlı kadın on dakika kadar tuhaf, kelimesiz ama anlamlı bir muhabbet yaptı.

Hiçbir kelime anlamadılar belki ama özlerini yakaladılar. Hatice Teyze gülerek kafa salladı; Sultan Hanım önce çatık kaşlıydı, sonra yüzü çözüldü.

Sonunda ince bir gülümseme yakaladı; biraz sakardı ama dehşet maskesi değil, gerçek bir yumuşama vardı.

Bağlantı bitince Ayhandan mesaj geldi: Annem az önce TVyi kapattı, Yeter, panik bıktırdı dedi, ne zaman dönüyorsun diye sordu.

Melis hemen yanıtlamadı. Yıldızlara uzaktan baktı. Bir selfie çekti: Hatice Teyzeyle kol kola, sırıtarak. Gruba yolladı:

“Bir kanka buldum. Yarın yamaç paraşütüne gideceğim. Böbrek yerinde. Öpüyorum.”

Uçakla dönüşü çiçek gibi geçti. Ayhan uçakta karşıladı; uzaktan da, rengarenk garip çiçek buketiyle Sultan Hanım köşede duruyordu.

Kucaklayıp öpmedi belki ama yangın çıkarmadı da. Hafif öksürdü, çiçekleri uzattı.

Ee, yaşıyorsun mu? dedi.

Gördüğünüz gibi, yeni bir sahip de edinmedim

Tamam işte, deyiverdi kaynana, elini sallayarak. Anlatırsın sonra… Şu Hatice Teyze nasıl?

Eve dönerken Melis yol boyunca camileri, yemekleri, komik yaşadıklarını anlattı. Sultan Hanım da dinledi, arada soru sordu. Evdeki TV ise sustu.

Simsiyah ekranına üç kişi yansıyordu: bir yanda kocasına sarılan kadın, diğer yanda dünyayı felaket kutularından değil, gerçekten gezen insanın gözlerinden izlemeye karar veren bir kayınvalide.

Akşam çayı sırasında, Sultan Hanım cesaret toplayıp hafifçe, suya taş atar gibi dedi ki:

Seneye… tabii isterseniz… ben de gelir miyim? Ama öyle ulu orta yerlere değil…

Ayhanla Melis göz göze gelip gülümsedi. Sultan Hanımın bakış açısını değiştirmesi şaşırtıcıydı.

Ama birkaç gün sonra yine kapıya dayandı, suratı pancar gibi, sesi heyecanlı:

Yok yok, ben sizinle hiçbir yere gelmem! Sana Melis, sadece şans yüzüme güldü! Daha dün haberde gördüm, millet zorla kurtarılmış! Yok istemem, kalayım evimde!

Nasıl isterseniz, dedi Melis, omuz silkti.

Ayhan, sen de gitme. Gezeceksen Türkiyeyi gez, her yer mis gibi, dedi Sultan Hanım, bilmiş bilmiş.

Ayhan sadece kafasını salladı, tartışmaya gerek olmadığını biliyordu.

Rate article
Lifequest
“Bırak yalnız gitsin, belki orada onu kaçırırlar” diye homurdanan kayınvalideyle başlayan tedirginli…