Bir zamanlar, İstanbulun eski sokaklarında, insanlar daha sabırlı yaşarken anladığım bir gerçek vardı: Bir adam değişmek istemiyorsa, hiçbir güç onu değiştiremezdi. Ne kadar derinden sevsen de, kaç kere ona şans versen de, ne kadar zaman ve alan açsan da… İhtiyaçlarını sakin sakin anlatsan, gözlerinden yaşlar süzülsen bile, hatta ona sevginle dünyaları sunsan umuduyla bir gün büyüyüp senin seviyene yaklaşacak diye beklesen de… Eğer o, olduğu gibi kalmaya karar verdiyse; değişmemekte ısrarlıysa, aradığı sadece ona bunu sağlayacak başka bir kadındı. Onu zorlamayan, onu büyümeye teşvik etmeyen, duygusal olgunluk beklemeyen biri… O ise tembelliğe ya da korkuya teslim olmayı tercih ediyordu.
İşte bu gerçek sevgi değildi; bu bir alışkanlıktı, bir konfordu, bir idare etme haliydi. Böyle adam, daima en kolay yoldan gitmeyi seçerdi. Çünkü bir adam kalbindeki yaraları sarmamışsa, ona sorumluluk yüklemek baskı gibi gelir; gerçek bir beraberlik ise tehdit gibi…
Kadın… Sakın yüksek standartlarının fazlalık olduğunu sanma; çok şey istemiyorsun. Dürüstlük istemen, sadakat beklemen, saygı görmeyi, duygusal güvende hissetmeyi arzulaman ve birlikte büyüyeceğiniz bir ilişki istemen fazlalık değil, temeldir. Bunlar asgari olandır. Gerçek bir adam daha baştan bunlar için çabalar, senin hayatında yer almak isterken…
Ama bir adam hâlâ büyümeye hazır değilse, çocuk gibi davranmaya devam ediyorsa, egosunu bir kenara bırakamayıp gelişmekten korkuyorsa, zor sohbetlerden kaçıyorsa… işte o zaman kadın olarak sahip olduğun güç onu ürkütür. Netliğini eleştiri olarak algılar, sınırlarını reddedilme gibi hisseder. Burada yanlış olan sen değilsin; yalnızca o, kendi değerini bilen bir kadına alışık değildir.
Böyle adam, büyümek yerine geri çekilir. Seninle iletişimi öğrenmek yerine duygusal olduğunu söyler. Enerjini dengelemek yerine, daha az bekleyen, daha çok veren, gelişim istemeyen birini aramaya koyulur. Çünkü bu daha kolaydır, daha güvenli, daha rahat… Kolay manipüle edilebilecek, yutkunup susacak biri… Ama buna asla izin verme; yolunu buna göre değiştirme. Onun seçimi seni kendinden şüpheye düşürmesin.
Çoğu kez mesele senin eksik olman değildir. Sen, onun alıştığı dar kalıptan daha fazlası, gelişmeye cesareti olmayan yanının karşısında bir ayna oldun. O ise henüz o aynaya bakacak cesarete sahip değildi. Çünkü sen ona sadece kim olduğunu değil, eğer isterse kim olabileceğini de gösteriyorsun.
O yüzden bırak gitsin, orta yolda kalmayı seçsin. Ama asla bir adamın hayatına sığmak uğruna kendini küçültme. Sen fazla kadın değilsin; sadece karşındaki adam henüz yeterince erkek olmamış. Ve bu, senin yükün değil, onun kaderidir.




