– Şimdi sensiz ben nasıl yaşarım? Ne yapacağım? Yaşamamın ne anlamı kaldı? – Gözlerinden yaşlar süzü…

Şimdi sensiz nasıl yaşarım? Ne yapacağım? Bundan sonra yaşamanın ne anlamı var? Yanaklarımdan yaşlar süzülürken, içimde kocaman bir boşluk vardı. Kalbimin yerinde artık simsiyah bir delik duruyordu.

Ben, Sabri, ortaokul yıllarından beri Elife aşıktım. Ufak tefek, narin, burnunda birkaç çil İlk kez onu böyle görmüştüm ve altıncı sınıfta, ona sırılsıklam âşık olmuştum bile.

Elif benden üç yaş küçüktü. Okulda hep başarılıydı, sınıfın en başarılı kızlarından biriydi, üstelik çok da utangaçtı, sessizdi.

Yıllar geçtikçe, Elife içten içe daha da bağlandığımı hissediyordum. Onu teneffüslerde göz ucuyla izlerdim. O arkadaşlarıyla bahçede seksek oynarken, sanki bir kelebeğin zarafetiyle gelişigüzel sıçrıyordu. Hep, bir gün onunla evleneceğimin hayalini kurardım.

Askerden döndüğüm gün, elimde bir demet çiçekle Elifin kapısını çaldım, niyetim ailesinden kızlarını istemekti.

Elifin babası sert, ciddi bir adamdı. Uzun uzun başka bir odada sohbet ettikten sonra, yüzünde hafif bir tebessümle bana Elifin elini verdi.

Düğünümüz kalabalık ve çok neşeliydi. Uzak köylerden bile akrabalar gelmişti. Bizi üç gece ağırladılar, kutladılar. Elifin gözleri mutluluktan parlıyordu, ben de hayatımda ilk defa bu kadar gururluydum. Bana köyün en güzel kızının nasip olduğunu düşünürdüm.

İki yıl sonra, aile büyüklerinin desteğiyle kendi evimizi alabildik. Elif mutluluktan adeta uçuyordu; kızımızı kucağımıza almamıza üç ay kala yeni evimize taşındık. O kadar emek vererek kurduk yuvamızı.

Bir kızımız oldu, adını Zeynep koyduk; Elifin babaannesinin adını, ona armağan ettik. Sağlıklı, güçlü bir bebekti ama Elifin doğumu çok zor geçmişti.

Zeynep doğduktan sonra, Elif bir yıl boyunca solgundu, sanki halsizdi. Onu doktora götürdüm, hepsi beklememiz gerektiğini, zamanla toparlayacağını söyledi.

Zeynep bir buçuk yaşına geldiğinde Elifin tekrar hamile olduğunu öğrendik. Doktorlar bebeği aldırmasını önerdi. Elifin bedeni henüz toparlanmamıştı, hem kendisi hem bebek risk altındaydı.

Ben de, doktorlarla birlikte Elifi ikna etmeye çalıştım. Ama o kararında çok netti:

Kendi canımdan canımı ayıramam! O dünyaya gelmek istedi. Allah ne diyorsa o olsun! dedi Elif. Her şey Allahın takdiri.

Hamileliğin son ayı çok zorluydu, Elif hastanede yatmak zorunda kaldı. Evde küçük Zeynep annesini özlüyor, ben ise ne yapacağımı şaşırmıştım.

Gönlüme garip bir huzursuzluk çöküyordu. Endişelerim de boşa değilmiş. Elif doğumda kalbine yenik düştü; onu kaybettim. Ama ikiz kızlarımız dünyaya geldi.

Acım içimde tarifsizdi. Mezarlıkta Elifin mezar toprağına bakarken gözüm boşluğa dalmıştı.

Gözümde Elifle geçen hayatımız, onun gülümseyen yüzü, mutlu günlerimiz geçiyordu. Kulaklarımda ise çınlayan neşeli kahkahası Dizlerimin üstüne çöküp, tarifsiz bir acıyla ağladım.

Nasıl yaşayacağım sensiz? Şimdi ne yapacağım? diye inledim. Gözyaşlarım yanaklarımda akıyordu, içim harap olmuştu.

Cenazeden sonra kendimi tamamen kaybettim. Geceleri içkiye vurdum, her şeyi unutmak istercesine, onun sesini duymamak için yaşadım aylarca.

Elifin ailesi kızlarımıza sahip çıktı. Artık toparlanamayacağıma, iyi bir baba olamayacağıma inanıyorlardı.

Kırkı çıkınca bir gece yine sarhoştum, evin girişinde uyuyakalmışım. Rüyamda Elif geldi; bembeyaz elbiseyle, saçları açık, omuzunda güneşin yansıması Yanıma yaklaştı, başımı okşadı ve yumuşacık bir sesle dedi ki:

Sabri, ne yapıyorsun böyle? Yaptıklarından utanmıyor musun? dedi. O güzel, zümrüt gözlerini kısıp parmağıyla bana serzenişte bulundu.

Kızlarımız babalarına hasret. Sen onlara lazımsın, tıpkı benim sana ihtiyacım olduğu gibi. Eğer beni seviyorsan, kızlarımızı bırakma, onları da beni sevdiğin gibi sev.

Bir anda sarhoşluğum geçti sanki. Yüzüme güneş doğuyordu, içimde yeni bir güç hissettim. Sabah olur olmaz Elifin anne babasının evine gittim; tıraş olmuş, ütülü gömlek giymiştim. Ciddiyetle annesinin elini öptüm, kayınpederime sarıldım. Kızlarımı alıp yuva kurduğumuz eve geri döndüm.

O günden sonra dört kişi yaşamaya başladık. Onlara hem anne, hem baba olmaya çalıştım. Yemek yapmayı, çamaşır yıkamayı, dikiş dikmeyi öğrendim.

Kızların saçlarını örerken, komşu kadınları aratmadım. Okulda herkes onları överdi, hepsi başarılı, uslu, anlayışlıydı.

Birileri kızlarımı üzmeye kalkarsa, ben hemen onların arkasında oldum.

Mahallede bana sıkça sorarlardı:

Neden ikinci defa evlenmiyorsun Sabri? Daha gençsin, yakışıklısın. Allah sağlık vermiş. Bak, nice kadın sana göz kırpıyor!

Ben ise şaşkın bir ifadeyle şöyle derdim:

Ben zaten evliyim, hem de üç gelinim var evde! Bir tane daha getirsem dört başa çıkamam ki

Hayatın şakası, uykusuz geceler, iki lokmayla geçen günler Ama o üç güzel kızı büyütmüştüm.

Kızlarım liseye geldiklerinde, mahalleden bir kadın bana gelmeye başladı. Bazen kurutulmuş mantar, bazen tuzlu balık getirirdi. Belli ki gönlünü yapmak istiyordu.

Onun peşimi hayra bırakmayacağını anladım. Onu kırmak da istemezdim. Bir akşam çay içerken sordum:

Kızlarımın hangisini daha çok seviyorsun?

Kadın:

Kızların umurumda değil! Okul bitince hepsi gidecek. Sen ömür boyu yalnız kalmak mı istiyorsun? Ben seni seviyorum, kızlarını değil!

Ona bir fotoğrafımı verdim:

Al bak, burada resmim var, evine götür, canın istediği kadar beni sev.

Kadıncağız elinde fotoğrafla evine gitti, gönlü kırıldı.

Kızlarım büyüdüler, üniversiteye gittiler; ama beni asla yalnız bırakmadılar. Her haftasonu köye gelirler, bana yardım ederlerdi.

Sonra da her birini kısmetleriyle evlendirdim. Her damatla tek tek konuştum, yıllar önce kayınpederimin bana yaptığı gibi. Onlara sadece mutluluk diledim.

Şimdi kızlarım büyüdü, kendi yuvaları çocukları, dertleri var. Ama hiçbirinin kalbinde benden en küçük bir eksilme yok.

Bayramda, tatilde törenle pılı pırtıyı toplayıp bana misafir gelirler. Torunlarım, bir de minik torun çocuğum Hepsi beni çok severdi.

Seksen bir yaşıma geldiğimde, bir gece yine rüyamda Elif geldi.

Kendimi genç, yakışıklı, saçlarım simsiyah ve geniş omuzlu gördüm. Karşımdan bana doğru Elif koşuyordu!

Bembeyaz elbisesiyle, yalınayak, saçları güneş ışıklarına bulanmış Kollarımı sonuna kadar açtım, göğsümde kalbim deli gibi atıyor, sanki yerinden fırlayacak.

Kavuşunca bana baktı ve sevgili Elifim fısıldadı:

Sabri, canım! Ne güzel bir hayat kurmuşsun kızlarımıza, çok mutlu oldular. Her gün dualarımı gönderdim sana, dedi, nazikçe elimi tuttu.

Artık beraberiz, hiç ayrılmayacağız.

Elifle el ele tutuşup yemyeşil çimenlerde yürüdük.

Sabri Beyin vefatını duyan tüm akrabalar toplandı, helvasını kavurdu, dua etti. Kızlarının ayrılığı zordu; ama hepsi biliyordu ki, Sabri hak ettiği sevgiye nihayet kavuşmuştu.

Bu da benim notum: Bazen insan kendinden vazgeçer, sevdikleri için elinden geleni verir, hayatı onlara adar. Fakat insanın gerçek ödülü, sevgiyle büyümüş çocukların minneti ve gönül huzurudur. Allah rahmet eylesin!

Rate article
Lifequest
– Şimdi sensiz ben nasıl yaşarım? Ne yapacağım? Yaşamamın ne anlamı kaldı? – Gözlerinden yaşlar süzü…